Kolektif Açlık Grevi…

 

İnsan bazen o anda tam olarak benimsemediği eylemlere de katılmak zorunda kalabilir. Geçmişte bunun örneklerini yaşadım.

12 Mart döneminde, 1971 yılının yazında, Yıldırım Bölge Cezaevi’nde yatıyorduk. Koşullar gittikçe kötüye gidiyor, hapishane rejimi adım adım sıkılaştırılıyordu. Yine de, bir yıl sonraki koşullarla karşılaştırılacak olsa, o anda otelde kaldığımız söylenebilirdi.

Dev-Genç’li arkadaşlardan ikisinin Mamak Askeri Cezaevi’ne sevk kararı gelince, Dev-Genç’liler aniden isyan kararı aldılar (olayın daha ayrıntılı bir anlatımı için bkz. Yarılma, s. 554-55). Koğuş sorumlusu Muzaffer Erdost’tu. Son derece aklı başında bir insan olan Erdost, isyanın doğru olmadığını belirtti ama 12 Mart öncesi “muzaffer” havalarından henüz çıkamamış Dev-Genç’lilere dinletemedi. Aslında biz o zamanın Aydınlıkçıları da böyle paldır küldür bir eylemi pek içimize sindirememiştik ama arkadaşları yalnız bırakmanın doğru olmayacağını düşünerek isyana katıldık. Bu isyan ezilmemizle sonuçlandı ama yine de dayanışma önemliydi. Bugün bile isyana katılmamızın doğru olduğunu düşünürüm.

Bundan on yıl öncesinden ise tersi bir örnek hatırlıyorum. F tipi cezaevlerine karşı örgütlerin prestij yarışıyla sürdürülen o zamanki “ölüm oruçları” da yanlıştı. Buna rağmen, iş o raddeye gelmişti ki, ölüm oruçlarına destek vermemek ölüme yatmış insanları yalnız başlarına bırakmak anlamına gelecekti. Ve o zamanki PKK bunu yaptı, hapishanelerdeki kendi taraftarlarına açlık grevlerine ve ölüm oruçlarına katılmama talimatı verdi. Oysa özellikle PKK’nın cezaevlerindeki gücü önemliydi. Eğer PKK taraftarları açlık grevlerine katılsaydı, belki de “Hayata dönüş” operasyonlarına girişmekte bu kadar fütursuz olamayabilirdi o zamanki Ecevit hükümeti.

 

Bugüne gelecek olursak. Baştan hemen belirteyim ki, ne kadar haklı talepleri ve gerekçeleri olursa olsun her türlü “ölüm orucu”nun yanlış olduğunu düşünüyorum. Birincisi, hiçbir dava insan hayatından daha kıymetli olmadığı için; ikincisi, böylesine ağır ölüm ve kayıplarla kazanılan bir davadan hayır gelmeyeceği için (unutmayalım ki, 1917 Devriminden sonraki üç yıllık iç savaşta verilen ağır can kaybı, daha sonraki yıllarda her türlü muhalifin ve devrimcinin ezilmesinin duygusal gerekçelerinden birini oluşturmuştur); üçüncüsü, hiçbir ölüm orucu bireyin özgür iradesine dayanmadığı için (ölüm orucuna yatan militanın üzerinde örgütün iradesi vardır, daha da korkuncu, arkadaşlarının, çevresinin iradesi vardır, içten içe ölmek istemese de, kahramanlık ve feda güdüleri dolayısıyla, gözü, örgütte ya da arkadaşlarında olacaktır); dördüncüsü, açlık grevi ya da ölüm orucu, nihayetinde devletin insani güdü ve tepkilere duyarlı olabileceği varsayımına dayandığı için (Başbakanın son açıklamaları, böyle bir duyarlılığın olmadığının, olamayacağının en açık belirtisidir.)

Son açlık grevlerinin ya da ölüm oruçlarının her iki talebinin de, Eşber Yağmurdereli’nin, CNN’de, Enver Aysever’in “Aykırı Sorular” programında açıkladığı gibi, son derece haklı ve hukuki talepler olduğunu düşünüyorum. Hükümetin bu haklı talepleri yerine getirmeyip bugüne kadar uzatmasının, sadece AKP’nin, idam cezasını geri getirme tehditleriyle de tescillenen faşist karakterini sergilediği kanaatindeyim. Buna rağmen, bu talepler için mücadele, insanların bedenleri ve hayatları üzerinden yürütülmemeliydi.

Ama somut durumda bu noktaya geldik. Bu noktada ne yapmak gerekmektedir? Şu ana kadar söylediklerimi adeta geçersiz kılacak bir şey söylemek istiyorum. İşler madem bu noktaya geldi, artık ölümleri durdurmanın (ki bence bu, taleplerin kendisinden daha önemli hale gelmiştir) tek yolu, açlık grevlerini alabildiğine yaygınlaştırmak ve sürekli hale getirmektir. Bir kısım BDP milletvekilinin ve Diyarbakır Belediye Başkanının açlık grevlerine katılması adımı bu bakımdan önemlidir ama yetmez. Önerim, Ergun Aydınoğlu’nun 1971’deki silahlı eylemleri eleştirirken kullandığı ifadeyle, “ileri kaçmak” denen duruma epeyce benzeyecektir ama bunu kaçınılmaz görüyorum.

Kanımca bundan sonra tek çare, olanakları elveren herkesin süresiz açlık grevine gitmesidir.

Böyle bir örgütlenme olursa ben varım.

 

Gün Zileli

12 Kasım 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI