Devrim Üzerine Anarşist Düşünceler…

 

David Graeber, Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar, çev: Bengü Kurtege-Sefer, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, Ağustos 2012

 

Yale Üniversitesi’nde yardımcı doçent olan David Graeber’in yazdığı ve yakın bir zamanda Türkçeye çevrilen bu kitaba önce uzaktan uzağa baktım. Hani olur ya, sokakta rastladığınız, göz aşinalığınız olan birisine selam verip vermemekte tereddüt edersiniz, öyle bir duygu işte. Ama kitapla selamlaşır selamlaşmaz samimi olduk. Hatta oturup karşılıklı birer kadeh bile attık!

Sonra da bu samimiyete dayanarak arkadaşım kitabı tanıtmaya karar verdim.

Üzerinde durmak istediğim en önemli nokta, kitabın ana eksenini oluşturan bugünün anarşist devrim anlayışı. Ama bu ana noktaya girmeden önce dikkatimi çeken bir noktaya değinmek istiyorum.

 

Anarşizm Yayılmakta…

 

David Graeber, 2007’de yayımladığı kitabının hemen başında şu dikkat çekici saptamayı yapıyor günümüz anarşizminin dünya çapındaki pratik durumuna ilişkin:

… bir siyaset felsefesi olarak anarşizm şu sıralar hakikaten bir patlama yaşıyor. Anarşist ya da anarşizmden esinlenen hareketler her yerde güç kazanıyor. Geleneksel anarşist ilkeler – otonomi, gönüllü birlikler, kendiliğinden örgütlenme, yardımlaşma, doğrudan demokrasi – bir yandan küreselleşme hareketi içinde örgütlenmenin temelini oluştururken, öte yandan her yerde her türden radikal hareket içinde aynı rolü üstleniyor… anarşizm şimdilerde, Marksizmin 1960’lardaki toplumsal hareketlerde elde ettiği konumu büyük oranda devralmış bulunuyor: kendilerini anarşist olarak görmeyenler bile kendilerini ona dayanarak tanımlıyorlar ve onun fikirlerinden besleniyorlar.” (s. 8 )

Bu gözlem bana çok önemli geldi. Benim, bu sitede yayımlanan, 20 Ağustos 2012 tarihli, “Saint-Imier Toplantısı” yazımdaki tespitlerle tamamen örtüştüğü için sevindim de. Ben de yukardakine benzer bir şekilde şöyle yazmıştım o yazıda:

Bence Saint-Imier toplantısı, anarşizmin dünya çapında yükselmeye ve güçlenmeye devam ettiğini ortaya koymasının ötesinde çok daha büyük bir gerçeği ortaya koyuyor. ‘Batı demokrasisi’ ya da ‘parlamenter düzen’ denilen şey miadını doldurmuş. İnsanlar artık bu tür rejimlerden bir şey beklemiyorlar, onun dışında bir şeyler arıyorlar. Kapitalizmin neo-liberal uygulamaları insanları ister istemez yeni arayışlara yöneltiyor ve bu arayış giderek yayılıp fiili komünal uygulamalara bile yer yer dönüşebiliyor.

 

Devrim ve İktidar

 

Şimdi gelelim, 102 sayfalık bu kısa kitabın içeriğinin ana eksenini oluşturan yeni devrim anlayışı mevzuuna. David Graeber, kitabının kimi yerlerinde devrimin iktidarın ele geçirilmesi olarak anlaşılmaması gerektiğini şöyle açıklıyor:

Meksika, Arjantin, Hindistan ve diğer ülkelerde devrimciler artık iktidarı ele geçirme meselesini konuşmaktan dahi kaçınmakta ve devrimin ne anlama geldiği üzerine radikal anlamda farklı düşünceler üretmeye başlamaktalar.” (s. 8 )

Yeni toplum, iktidarın zorlamasıyla ya da devlet iradesiyle inşa edilemez:

Mauss sosyalizmin asla devlet iradesiyle inşa edilemeyeceğine, ‘eskinin kabuğu içinde’ karşılıklı yardıma ve kendiliğinden örgütlenmeye dayalı bir toplumu inşa etmeye ancak aşağıdan yukarıya doğru ve aşamalı olarak başlanabileceğine inanıyordu.” (s. 22)

 

Devrim ve Ulus Devlet

 

Zaten, yazara göre, ister “devrimci bir iktidar” yoluyla olsun, isterse aşağıdan komünal ağların örülmesiyle olsun, herhangi bir ulus devlette devrimci bir uygulamaya çevredeki devletler izin vermeyeceklerdir:

Hiç kimse bir anarşist devlet örneği – bu terimler kendi aralarında çelişkilidir – gösteremeyeceği için, aslında bizden istenen hükümetin bir şekilde sökülüp atıldığı bir modern ulus-devlet örneğidir. Kanada hükümetinin devrildiği ya da bir nedenden dolayı kendi kendini ortadan kaldırdığı ve hiçbir şekilde yerine yeni bir hükümetin geçmediği, bunun yerine bütün eski Kanada vatandaşlarının kendilerini özgürlükçü kooperatiflerde örgütlemeye başladığı bir durum rastgele bir örnek olarak ele alınabilir. Böyle bir şeyin olmasına asla izin verilmeyeceği açıktır. Geçmişte bu olabilir gibi gözükmüşse de – bunun en mükemmel örneği Paris Komünü ve İspanya İç Savaşı’dır – aşağı yukarı civardaki her devletin başında bulunan siyasetçiler, böyle bir durumun oluşması için çaba sarf edenler yakalanıp kurşuna dizilene kadar, kendi aralarındaki farklılıkları askıya almayı tercih etmişlerdir.” (s. 40)

Yani David Graeber, ulus devlet sınırlarına hapsolan bir uygulamanın başarısını hem olanaksız görüyor, hem de bunu reddediyor. Öte yandan eskisi gibi bir toplu dünya devrimi de düşünmüyor. Bütün bunların yerine, ulusal sınırları aşan, binbir çeşit örgütlenmenin oluşturduğu ağların zaman içinde dünya çapında yaygınlaşıp alternatif bir dünya toplumuna dönüşmesini öngörüyor:

Buradan çıkış yolu, anarşist örgütlenme biçimlerinin devlet gibi bir şeye benzemeyeceğini kabul etmektir. Bunlar, akla gelebilecek her düzeyde, hayal edebileceğimiz her şekilde… çakışan ve kesişen topluluklardan, birliklerden, ağlardan ve projelerden oluşan sonsuz bir çeşitliliği içine alacaktır. Bazıları oldukça yerel, bazıları ise küresel olacaktır. Belki de bütün ortak noktaları, hiçbirinin içinde elinde silahlarla ortaya çıkan ve herkese çenesini kapamasını ve söylenileni yapmasını buyuran bir kişiyi barındırmamasıdır. Aynı zamanda, anarşistler aslında herhangi bir ulusal toprak içinde iktidarı ele geçirmeye çalışmadıkları için, bir sistemin diğeriyle yer değiştirmesi bir tür devrimci tufan – Bastille’nin sarsılması, Kışlık Saray’ın işgal edilmesi – biçimini almayacaktır. Daha ziyade, mecburen aşamalı olacak, dünya çapında alternatif örgütlenme biçimlerinin, yeni iletişim biçimlerinin, yaşamı örgütlemenin yeni, daha az yabancılaşmış yollarını yaratmak biçimini alacaktır.” (s. 40-41)

O halde devrim=ayaklanma anlayışının da değişmesi gerekmektedir.

 

Devrim ve Ayaklanma

 

David Graeber, bugüne kadar süregelen, devrimi sarsıcı bir kopuş ve ayaklanma ile neredeyse özdeşleştiren devrim anlayışını sorgulayarak şöyle demektedir:

… dünyayı ya da toplumu bütünleştirici bir sistem (her unsurun ancak diğerleriyle ilişki içinde önem kazandığı bir sistem) olarak tanımlayan düşünce alışkanlığı, neredeyse kaçınılmaz olarak devrimlerin sarsıntılı kopuşlar olduğu görüşüne yol açmaya meyillidir. Çünkü nihayetinde, bütünleştirici bir sistemi aynı türden tamamen farklı başka bir sistemle değiştirmek sarsıntılı bir kopuştan başka nasıl mümkün olabilir ki? … Dünya çapında devrim çok uzun zaman alacaktır. Ama zaten gerçekleşmeye başladığını kabul etmek de mümkündür. Zihinlerimizi bundan kurtarmanın en kolay yolu devrimi bir şey – büyük bir sarsıcı kırılma – olarak görmekten vazgeçip bunun yerine ‘devrimci eylem nedir?’ sorusunu sormaktır… Devrimci eylem bir iktidar ya da tahakküm biçimini reddeden ve dolayısıyla da ona karşı koyan ve bunu yaparken de toplumsal ilişkileri – topluluğun kendi içinde bile – bu ışıkta yeniden kuran her toplu eylemdir. Devrimci eylemin zorunlu olarak hükümetleri alaşağı etmesi gerekmez. Örneğin, iktidarın karşısında özerk topluluklar – burada Castoriadias’ın tanımını kullanırsak: kendi kendilerini kuran, kendi kurallarını ya da işleyiş ilkelerini kolektif bir şekilde yapan ve devamlı olarak bunları yeniden ele alan topluluklar – yaratma girişimleri, tanım itibariyle devrimci eylemler olacaktır. Tarih bize böyle eylemlerin sürekli birikiminin (hemen hemen) her şeyi değiştirdiğini gösterir.” (s. 44-45-46)

Eski tür, fedaya dayanan devrimciliğin bizatihi zorbalık ve acıya yol açtığı geçmiş deneylerle kanıtlanmıştır:

Anarşistler, otonomcular, durumcular (situationists) ve diğer yeni devrimciler arasındaki ortak inanış şudur: eski türden gaddar, kararlı, kendini feda eden ve dünyayı sadece ıstırap çekme çerçevesinde gören devrimcinin kendisi de en nihayetinde sadece daha fazla ıstırap üretecektir.” (s. 71)

Oysa acımasız çatışma ve savaşlarla ya da meydan okumalarla baskı ve gerginlik yaratmak ve devrimcilerin giderek karşıtlarına dönüşmesine yol açmak yerine mümkün olduğu kadar barışçı ortamlarda “bildiğimizi okuyarak” devrimci mekânları geliştirmek ve devrimci ilişkileri fiilen yaygınlaştırmak çok daha akılcıdır:

Neo-liberal devletler yeni feodalizm biçimlerine doğru ilerledikçe silahlarını giderek daha çok kapalı sistemlerde topladıkça, bizlerin hakkında bilgi sahibi bile olmadığımız isyankâr mekânlar açılır… Bazı zamanlar, yapılabilecek en aptalca şey kırmızı ya da beyaz bir bayrak kaldırmak ve meydan okuyan bildiriler dağıtmaktır. Bazen akıllıca olan sadece hiçbir şey değişmemiş gibi davranmak, devlet temsilcilerinin saygınlıklarını sürdürmelerine izin vermek, hatta onların ofislerinde boy gösterip form doldurmak, ancak diğer zamanlarda onları görmezden gelmektir.” (s. 62)

Devrim, bugünden yeni toplumsal ilişki ağlarını örmekten başka bir şey değildir.

 

Gün Zileli

3 Kasım 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI