Savaşçı Türk Basını…

 

 

24 Haziran 2012 tarihli “Yenilgicilik!” başlıklı yazımda Suriye savaşı konusundaki tutumumu izah etmeye çalışmıştım. Köşe yazarı olmadığım, hatta bu meslekten nefret ettiğim için aynı şeyleri temcit pilavı gibi pişirip pişirip yeniden yazmayı doğru bulmuyorum. Bu nedenle de, o yazıda ortaya koyduğum “yenilgicilik” tavrını bugün de savunmaya devam ettiğimi söylemekle yetineyim. Bir devrimcinin görevinin, coğrafi olarak içinde olduğu savaşan tarafın yenilmesi için çaba göstermek olduğunu düşünüyorum.

Genelde gazete okumadığımı daha önceki birkaç yazımda belirtmiştim diye hatırlıyorum. Buna rağmen, pek seyrek de olsa, vapurla Kadıköy’e geçerken, yarım saatlik süreyi hoşça geçirmek için, 50 ya da 75 kuruşa kıyıp gazete alarak şöyle bir göz attığım da olmuyor değil. Dün giderken Taraf almıştım, bugün de gelirken Aydınlık aldım. Bu iki gazete, birbirine ne kadar zıt bir görüntü vermeye çalışırsa çalışsın (liberal-ulusalcı) aslında ikisi de bu savaşta, diğer savaşçı Türk basınıyla birlikte son tahlilde Türkiyeci savaşın tarafında yer almaktadır.

Alalım, Taraf’ın başyazarı Ahmet Altan’ın “Tezkere ve Savaş” yazısını. Yazı önce güzel başlıyor. Savaşa karşı güzel şeyler söylüyor Ahmet Altan: “Savaşlar her zaman patlayan coşkularla, ateşli nutuklarla, yerleri sarsan marşlarla başlar, ölecek insanları ölmeye göndermek için böyle heyecan fırtınaları yaratılır ama hiçbir savaş o coşkuyla sürmez.”

Yazı daha da güzel saptamalarla devam ediyor: “Savaşa gitmeyecek olanın, savaşa gidecekler adına ateşli nutuklar atmasını her zaman ahlaksızca buldum, her zaman ahlaksızca bulurum.”

Ne kadar güzel! Ne kadar doğru bir tutum.

“ ‘Savaş savaş’ diye bağıranları tutup sormak isterim, ‘sen savaşa gidecek misin, ‘hayır’ derse, ‘ne bağırıyorsun o zaman diye sormak isterim.”

Bravo, harika! Fakat Ahmet Altan, sevişmek için soyduğu kadının külodunun lastiğinden sapan yapıp taş atan deli fıkrasındaki gibi, yukardaki mantıklı sözlerin ardından, birdenbire sapıtıyor: “Hükümet dün Meclis’ten bir savaş tezkeresi geçirdi. Bence, bitmeyen ve bitmeyecekmiş gibi gözüken ‘bombalara’ karşı ‘tehditkâr’ bir adım atmak zorundaydı hükümet; savaşı önleyebilmek için bazen savaşı göze alabileceğini de hissettirmek gerekir.”

Buyrun bakalım! Ne oldu yukarda söylenen sözler. Hadi bunu bir yana bırakalım. Savaşın, savaşa hazırlanarak durdurulması gerektiği, savaş yanlısı devletlerin her zamanki bayatlamış yavelerinden biridir. Efendim biz savaş istemiyoruz. Sadece karşı tarafı savaşmaktan caydırmak için savaşa hazırlanıyoruz. Evet ama karşı taraf da zaten “savaş istiyoruz” demiyor ki. Karşı tarafın tehditlerine karşı hazırlık yapıyoruz diyor. Zaten bu dünyada hiç kimse “ben savaş istiyorum” diye çıkmaz ortaya. Herkes kendini savunmaktan söz eder. Ve ne hikmetse, kimse “savaş istemediği” halde savaş çıkıverir. Sanıyor musunuz ki, Hitler, Südet bölgesini “savaş istediği” için ele geçirdi, Polonya’ya “savaş yanlısı” bir tutumla girdi. Her adımda “ben barış taraftarıyım” dedi, “kendi güvenliğim için bu tür tedbirleri almak zorundayım”, “hayat sahamı koruyorum” dedi.

Dolayısıyla Ahmet Altan’ın yazısının başında söylediği güzel sözler, bütün savaş taraftarları gibi, esas niyetin gizlenmesi çabasından başka bir anlama gelmemektedir.

Şimdi de Doğu Perinçek’in “Suriye ile Savaş Yok, Çapulculara Destek Var” yazısına bir göz atalım.

Öncelikle, yazıda, “Hür Suriye Ordusu” savaşçıları için bol bol kullanılan “çapulcu” deyimi üzerinde duralım. “Hür Suriye Ordusu”nu desteklemem. Bu silahlı gücün, batı emperyalizminin ve Türkiye’nin güdümünde olduğunu düşünürüm. Buna rağmen, herhangi bir mücadelenin mensuplarını, “terörist” ya da daha ağır bir küfür anlamı taşıyan “çapulcu” nitelendirmesine layık görmem. Bu dil, egemenlerin dilidir. Birilerini kötülemek için kullanılan sıfatların bile sınıfsal bir aidiyeti vardır. Bir devrimci, isterse karşısında faşist güçler olsun, onlara karşı “çapulcu” terimini kullanmaz. Çünkü bu deyim, sadece ve sadece hakim düzen güçlerine aittir. Bir zamanlar Söke’nin Beşparmak dağlarına köylü gerilla gücü oluşturmak için çıkanlar, kendilerine karşı da aynı deyimin kullanıldığını nasıl unuturlar. Gerçekten hayret!

Öte yandan, yazı hem çelişkilerle doludur, hem de Meclis’ten geçirilen savaş tezkeresine karşı çıkmakla birlikte, sonuçta savaş yanlısı ve Türkiye savaş gücünün bağnaz savunucusudur.

Önce en bariz çelişkiye değineyim. Perinçek, yazının başlarında, eski TSK sözcülüğü günlerini hatırlatacak biçimde TSK adına garanti vermektedir:

“TSK, Suriye’ye girmez.”

Bu net saptamadan sonra, yazının ileri aşamalarında ise şöyle denmektedir: “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Esat yönetimine karşı Suriye’ye girmesi ise, PKK’ye Güneydoğu’da geniş hareket olanağı sunar.”

Peki ama, madem ki, TSK’nın Suriye’ye girmeyeceğinden o kadar eminsiniz, neden TSK’nın Suriye’ye girmesi halinde olacaklardan söz edip okuyucunun kafasını şişiriyorsunuz ki? Bunu da geçelim.

Doğu Perinçek şöyle diyor: “Bu tezkereyi Suriye’ye karşı savaş tezkeresi olarak yorumlamak ve bu zeminde sloganlar üretmek gerçekçi değildir.”

Yani Doğu Perinçek de, Ahmet Altan’ın, tezkerenin savaş tezkeresi olmadığı görüşünü bir anlamda paylaşıyor. Ama ondan ayrıldığı temel bir nokta var. Ona göre, bu tezkere savaş tezkeresi değil, “Suriye’deki çapulculara destek tezkeresidir.”

Evet ama, sadece Suriye’deki isyancı güçlere destek için çıkarılmış da olsa, sonuç olarak bu da sürmekte olan savaşa destek amacı gütmüyor mu, sonuçta bu tezkere savaşa bir katkı değil mi?

Öte yandan, Doğu Perinçek’in hâlâ hayal görmeye devam ettiğini söylemek zorundayım. 28 Şubat sürecinde, o zamanki generallerin sözcülüğünü üstlenen Doğu Perinçek, Sincan sokaklarında, halihazır Çiller-Erbakan hükümetine karşı gösteri yapan tanklarla ilgili olarak şöyle demişti: “Tank bir araçtır. Kimin elindeyse ona hizmet eder. Sopaya karşı olunmaz. Sopayı kullananın niyeti önemlidir burada.” Peki, bunun doğru olduğunu farz edelim. Şimdi tanklar kimin emrindedir? Bugünkü hükümetin emrinde, öyle değil mi? Bugünkü hükümetin niyeti nedir? Suriye’yle savaşmaktır, bu da açık değil mi? Nitekim, tezkere çıkar çıkmaz, aynı tanklar ve toplar, hükümetin istekleri doğrultusunda Suriye’ye karşı mevzilenmiş ve hatta atışlara bile başlamıştır. Silah kimin elindeyse, kimin kumandasındaysa ona hizmet etmiyor mu?

Aslında bu deli saçmalarıyla iştigal ederek hem kendimi yoruyorum, hem sizlerin başını ağrıtıyorum, bunun da farkındayım. Yine de yazmadan duramıyor insan.

Bu savaş yanlısı Türklerin de, hükümetleriyle ve ordularıyla birlikte yenilip gitmesi ne iyi olurdu.

 

Gün Zileli

6 Kasım 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI