Bataklık mı? Cıva mı?

 

Sağ-sol kavramları elbette izafidir ama toplumsal ve siyasal durumu kavramakta hâlâ önemli yerleri vardır.

Bu yazının konusunu oluşturan ve bugün Türkiye’nin toplumsal ve politik ortamını anlamamıza yardımcı olacak “sağa kayma”yı tanımlayabilmem için öncelikle Türkiye’nin 1960’larının sonlarındaki “sola kayma” ortamını kısaca hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye, özellikle 1960’ların ikinci yarısında, temelde toplumsal ve ona bağlı olarak da politik alanda belirgin bir sola kayma yaşamıştı. İşçi sınıfı sola kayıyor ve geleneksel sendikası Türk-İş’i kitleler halinde terk edip DİSK’e katılıyordu. Köylü kitlelerinde önemli bir hareketlenme vardı, toprak işgalleri, üretici eylemleri yaygınlık kazanıyordu. Toplumun en uyanık kesimleri, öğrenciler, öğretmenler, memurlar, subaylar vb. sola yöneliyordu. Toplumun parlayan yıldızı devrim, değişim, soldu.

En soldaki daha sola kayıyor, hemen sağında bulunan da biraz daha sola kayarak onun bıraktığı boş yere yerleşiyordu. Bir zamanlar sol sayılan bir siyasi güç, bu sola kayış içinde sağda kalıyor ve özellikle solda kimse görece sağ bir konumda gözükmemek için sağda kalan bu güç kendini biraz daha sola çekme ihtiyacını duyuyordu.

Bir süre sonra bu sola kayış çılgınca bir “daha solda olma yarışı”na dönüştü ve tabii ki, bunun felaket doğuran sonuçları oldu. Küçük gruplar bu yarışın sonucunda silahlı eylemlere ve kendi “sol”luklarını ölümleriyle ispatlamaya giriştiler. “Sol yarışı”nın acı sonuydu ölüm. Ölümle sonuçlanacağı kesin olan çılgınca bir araba yarışı gibi.

Öyle ki, normal hayatlarında herhangi bir değişiklik yapmaya hazır olmayan, hadi sen de şunu şuradan şuraya götür dendiğinde bunu yapmaktan korkan  insanlar bile bu yarışı trübünlerden alkışlıyor ve alkışlarıyla yarışçıları teşvik ediyorlardı.

SBF kantininde otururken, Deniz Gezmiş’in, yüzüne maske takmadan katıldığı banka soygunlarından birinin duyulması üzerine orada bulunanların yaşadığı heyecanı ve verdiği desteği bugün gibi hatırlarım. SBF kantininde o sırada bulunan öğrenciler ve taşradan gelmiş birkaç öğretmen, silahlı mücadeleyi hararetle destekliyor ve artık THKO taraftarı olduklarını açık açık ilan ediyorlardı. Çoğu, kendileri bizzat böyle bir silahlı mücadeleye katılmaya hazır olmasalar ve SBF kantininden çıkıp gittikten sonra normal aile hayatlarına dönecek olsalar da. Tabandaki bu teşvik, THKO karşısında güç kaybetme endişesine kapılan THKP-C’nin, kendi görece uzun hazırlık devresini bile rafa kaldırıp zamanından evvel silahlı eylemlere girişmesine neden olmuştur. Her iki örgütün de örgütlenmesi, bir silahlı mücadelenin zorluklarını göğüsleyecek, örnek aldıkları Tupamarolar’ın örgütsel sağlamlığından oldukça uzak ve son derece derme çatmaydı.

Sol daima içinde bir dinamizm barındırır, dolayısıyla sola kayış bir cıvanın ele geçmez hızıyla cereyan eder. Sağa kayış ise, sağın atıllığına uygun olarak, bir bataklığın ağır ve hantal kayışı gibidir. Sağa kayış, ağır ağır gerçekleşir, bu ağırlıkla orantılı bir şekilde tüm toplumu dibe çeker ve bir bataklığa dönüştürür.

Bugün Türkiye’de yaşandığı gibi. Bugün, bizatihi sol da dahil, neredeyse tüm toplum, tüm toplumsal ve politik güçler sağa kaymaktadır. Öncelikle toplum sağa kaymaktadır ve dolayısıyla o toplumdan güç alan toplumsal ve siyasal güçler de aslında tabanlarını izlemektedirler.

Somuta indirgeyecek olursak, öncelikle sağdaki kitleler ve güçler daha da sağa kaymaktadır. Sağ kitle iyice muhafazakârlaşmakta, içine kapanmakta, dine daha fazla yönelmekte, bu yönelimiyle siyasi sağa “daha da sağa gitme” çağrısı yapmaktadır. Aşırı sağın partisi MHP, birkaç yıl önce izlediği, merkez sağa kayarak oradaki seçmeni kendine çekme siyasetini esasen bir yana bırakmış görünmekte, merkez sağa oturmuş AKP’yi sağdan sıkıştırmaktadır. Yani AKP’yle rekabetini, kendini merkez sağa oturtarak değil, daha da sağa kayarak yürütmekte ve AKP seçmeninin merkez sağ güdülerine değil, aşırı sağ güdülerine seslenmekte, AKP’yi o noktadan oymaya çalışmaktadır. AKP ise, belki de merkez sağda pek önemli bir rakibi olmadığından, MHP’nin bu sağdan oyma taktiğine daha da sağa kayarak cevap vermektedir.

Ulusalcılar, yaklaşık on yıldır zaten sağda bir konum edinmişlerdi. AKP’nin sağa kayması karşısında, cephaneliğinde eskiden beri soldan bir şeyler bulunduran ulusalcıların, AKP’yi yıpratmak için bir miktar sola kayması beklenebilirdi. Ama öyle olmadı. Ulusalcılar, AKP ile sağa kayma yarışına giriştiler. AKP iyice sağ devletçi bir konuma mı kaymıştı? O zaman onlar devletçi sağdan da daha fazla devletçi sağ olurlardı. AKP, Kürtlere düşmanlıkta iyice aşırı sağcı bir sertlik politikasına mı kaymıştı? Onlar, AKP’den de daha fazla Kürt düşmanlığı yapar, AKP’yi sağdan eleştirirlerdi.

“Yeni” CHP’nin tersine bir yol izlediği ve Baykal CHP’sine göre bir miktar “sola” kaydığı düşünülebilirdi. Bunu düşündürecek bazı öğeler olmakla birlikte, Kılıçdaroğlu CHP’sinin de genel sağa kayışın dışında kaldığını söylemek epey zor. Hem, son kongrede görüldüğü gibi, parti içindeki sağcı ulusalcı akıma ödün vermek anlamında, hem de, özellikle toplumsal ve kültürel konularda AKP’yle yarışmak anlamında. Kılıçtaroğlu’nun ramazanda verdiği iftar yemekleri bunun son örneklerinden biridir. Böylece ortaya iyice tuhaf bir CHP görüntüsü çıkmaktadır. Ulusalcı-muhafazakâr CHP. İdeolojik alanda ulusalcı-sağdan, kültürel alanda muhafazakâr-sağdan güç almaya çalışan bir CHP.

Soldaki durum da bundan pek farklı değildir. Kimse lafta “sol”dan taviz veriyor gibi görünmek istememesine rağmen aslında genel olarak sol, özellikle AKP’nin iktidara gelişinden sonra, liberal solun rehberliğinde, uzunca bir süre AKP’ye karşı hayırhah bir tutum takınmış ve gizli gizli (ya da bazen açıktan) AKP’nin “vesayet rejimini tasfiye etmesi”nden medet ummuştur. AKP’nin iyice sağa kaymasıyla yavaş yavaş kendine gelen solun sağa kayışının son birkaç yılda bir ölçüde durduğu düşünülebilir ama aslında temelde bu sağa kayış durmuş değildir. Solun tarihsel köklerinde, hem kadim sosyal demokrat II. Enternasyonal’den, hem de Komintern’den gelen bir parlamentarizm damarı zaten vardı. Bu damar, Kürt hareketinin güçlü ve blok halinde bir Kürt seçmen kitlesine sahip olması nedeniyle yeniden tahrik olmuş ve solun büyük kısmı, Kürt hareketinin himayesinde bir parlamentarizm oyununa dahil olmaya pek teşne olduğunu son seçimlerde de göstermiştir. Bugün solun, “aşırı sol”dan mümkün olduğu kadar uzakta, merkez solda bir konum edindiğini söyleyebiliriz.

Dünyada ise tersine bir gidiş var. Dünyada toplumlar ve toplumsal güçler, yavaş yavaş da olsa bir sola kayış içinde. Bunun, eninde sonunda Türkiye’yi de etkileyeceğini düşünebiliriz.

Ben, bataklığın o dibe çeken ağırlığı yerine, en uç noktasında tehlikeli ve istenmeyen sonuçlar verse de, cıvanın hareketliliğini tercih edenlerdenim.

 

Gün Zileli

1 Eylül 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

Bu yazı, Yeni Harman dergisinin Eylül 2012 sayısıda yayımlanmıştır. 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI