Çelişmeler… Çelişkiler…

 

Çelişme, diyalektik ve tarihi materyalizmin açıklamalarında temel öneme sahip kavramların başında gelir. Örneğin sınıf çelişmesi… Tarihi materyalizm, toplumların gelişmesinde sınıf çelişmesine tayin edici bir önem atfeder.

Daha sonraları bu çelişme kavramı siyasi konjönktürdeki çatışmalara da uygulanmıştır. Örneğin siyasi konjönktür açıklanırken hakim sınıflar arasındaki çelişmelerden söz edilmiştir. Bu kavramı Maocu hareket daha ince bir biçimde uygulamış ve reelpolitikanın temel taşlarından biri haline getirmiştir. Bu reelpolitikayı daha da ustaca uygulayan Aydınlık hareketi olmuştur ve bu hareket 1970’lerden beri reelpolitika alanında epeyce yol alıp bugünkü noktaya varmıştır.

1970’lerin sonlarında bile bu tür akıl yürütmeleri nasıl yadırgadığımı şöyle anlatmıştım Havariler (1972-1983)’te (iletişim Yayınları, 2002):

Doğu, parti Genel Merkezi’ndeki odasında, “istihbarat” için saatlerini harcardı. Bu konularda bilgisi olabilecek çeşitli şahsiyetleri odasına kabul eder, onları uzun uzun dinler, yine onlarla birlikte, özellikle ordunun üst kademelerinde, kimin kime daha yakın, hangi cuntanın atakta, hangi cuntanın “bize” daha hayırhah bir tutum içinde olduğuna ilişkin varsayımlar geliştirmeye çalışırdı. Bu konudaki en önemli danışmanı, o sırada Aydınlık’ın Ankara bürosunda “istihbarat şefi” görevini yürüten Nuri Çolakoğlu’ydu. Doğuştan gelen gazeteci yetenekleri ve yüzeyselliğiyle bu göreve son derece uygun olan Nuri, kulaklarını dört açarak elde ettiği bilgileri Doğu’ya ulaştırır, ikisi kafa kafaya verip, “hakim sınıflar içindeki kliklerin” o haftaki grafiğini belirlemeye gayret ederlerdi. Doğu, Nuri’nin yüzeyselliğini ve bilgileri elde etmenin ötesinde, ondan fikir geliştirmekte fazla yararlanamayacağını bildiğinden, bu “önemli” toplantılara bizleri de katmaya çalışırdı. Genel Merkez’in işlerini düzenlemekle görevli Hasan Yalçın, pratik işlerini aksatan bu boş akıl yürütmelerle oyalanmak istemediğinden, böyle anlarda Genel Başkanlık odasının önünden geçmemeye özen gösterirdi. Aynı şey benim için de söz konusuydu. Bazen Doğu’ya yakalandığımız da olurdu. Beni oradan geçerken gören Doğu, “Gün, gelsene buraya, bak önemli bir konuda fikir yürütüyoruz” dediği an, okulu asmak üzereyken müdür tarafından yakalanan bir öğrencinin rahatsızlığı içinde bulurdum kendimi. Mecburen otururdum. Eğer Hasan Yalçın da “yakalanmış”sa, o da olurdu. Bu kez hep birlikte, “klik” hesaplarına girişirdik. Bu kılı kırk yaran, oldukça temelsiz ve naif akıl yürütmelere o zaman dahi gülerdim içimden.” (s. 334-335)

 

Ara sıra alıp okuduğum Aydınlık gazetesinde aynı kılı kırk yaran akıl yürütmelerin, aynı “çelişmelerden yararlanma” kurnazlığının devam ettiğini gördükçe, eskilerden kalan bir gülümseme gelip oturuyor dudaklarıma. Doğu Perinçek, 21 Temmuz günü yazdığı, “Tayyip Erdoğan’ın Moskova’daki Hali” makalesinde bu reelpolitik kurnazlıklardan birinin örneğini veriyor:

Rusya’nın güçlü (güce çok önem vermek reelpolitikanın amentüsüdür 🙂 G.Z.) Başkanı, Tayyip Erdoğan’ın tek bir cümlesinin altını çizdi, Cenevre sürecini desteklemesine dikkat çekti…Tayyip Erdoğan’ın Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda ‘Rusya ile görüş birliği içindeyiz’ mesajı anlamlıydı… İşte burada Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’ün karşıt konumlara yerleştiklerini televizyon ekranlarında bütün açıklığı ile gördük… Abdullah Gül… Moskova görüşmesini dinamitleme girişiminde bulundu… Abdullah Gül, CIA ve Mossad’ın Suriye’deki örtülü ve kanlı operasyonlarına bütün varlığıyla iştirak halinde olduğunu ilan etmekten kaçınmıyor.

Hımmm… Demek bundan sonra, en azından bir süre için “karşıt güçler içindeki çelişmelerden” bu şekilde yararlanılacak. Dünya “anti-emperyalist cephesinin” baş kahramanlarından, güçlü Putin’le el sıkışan Tayyip Erdoğan’a, fazla açıktan olmasa da üstü örtülü destek mesajları verilecek ve CIA ile Mossad işbirlikçisi Abdullah Gül ile olan çelişme “baş çelişme” olarak ele alınacak.

Aydınlık yazarlarından İsmet Özçelik, bu reelpolitikayı gecikmeksizin taşımış sütunlarına. Aynı gün yazdığı “Yine Taşeronluk Yine ‘Müslüman Kardeşler’” başlıklı makalesinde şöyle demiş:

Kulislerde konuşulanlara göre, Putin Erdoğan’ın önüne bir Suriye faturası koyuyor. Bunun üzerine Erdoğan Cenevre’de varılan anlaşmaya destek veriyor. Tepkilerini yumuşatıyor. İşte tam bu aşamada Cumhurbaşkanı Gül bırakın patlama ve Bakanların ölümü nedeniyle üzüntülerini bildirmeyi, Suriye yönetiminin meşruiyetini tartışmaya açıyor. Muhaliflere destek veriyor. Gül ve Erdoğan’ı yakından tanıyan çevreler, ‘Erdoğan sabote ediliyor’ görüşündeler.

Eh, emperyalist güçler Gül aracılığıyla Erdoğan’ı sabote ediyorlarsa, “anti-emperyalist güçlere” düşenin de bu sabotaja karşı Erdoğan’a destek vermek olduğu açıktır. Her iki yazının da gizli mesajı budur. İşte reelpolitika böyle bir şeydir.

Ne var ki, reelpolitikanın sadece “çelişmelerden yararlanmak” olduğunu düşünürsek hata etmiş oluruz. Reelpolitikanın akıl sır ermeyen başka ince noktaları da vardır. Bir yandan kardeş kadar bitişik güç ya da şahıslar arasında  hayali veya kısmen gerçek ihtilaflar icat ya da keşfederler, bir yandan reelpolitikada o anda öyle icap ettiği için gözle görülür çelişmeleri gözlerden saklayıp, o somut durumda birleşmesi mümkün olmayan güçleri müttefik ilan ederler. Örneğin Aydınlık’ın dış politika yazarı Mehmet Ali Güller’in yaptığı gibi. Uzun uzun alıntı yapmayayım da sadece yazarın “AKP Terörü Destekliyor” yazısındaki şu ara başlığı vereyim:

AKP-PKK İttifakı

Bu noktada, “çelişmelerden yararlanma” ile, durumu, belirlenen stratejiye uydurmanın çeliştiği açıktır. Böyle olduğunda birinden birini feda etmeniz gerekir. Elbette feda edilecek olan “çelişmelerden yararlanmak”tır. Çünkü strateji feda edilemez. AKP ile PKK arasındaki çelişmelerden yararlanmaya kalkarsanız ya AKP ya da PKK ile potansiyel müttefik durumuna düşmeniz kaçınılmazdır. Ne var ki, bu cinfikirli ulusalcı arkadaşlar, ulusalcı stratejileri icabı “gayri-milli” AKP ile PKK’yı müttefik olarak göstermeyi kendileri için daha uygun bulmaktadırlar. Bununla birlikte, yukarda değindiğim gibi, Abdullah Gül’ü hedef alırken AKP’nin başı Tayyip Erdoğan’ı hafifçe “ulusal”mış gibi göstermenin pek fazla sakıncası yoktur.

Bu aklıevvel ulusalcı strateji, Suriye ve Kürt meselesinde tavan yapmaktadır. 21 Temmuz sayılı Aydınlık’ın sürmanşetine bir göz atalım isterseniz:

ŞAM’DA DEMİR YUMRUK”

Suriye yönetimi, 3 hafta önce çıkarılan Terör Yasası’nın ardından silahlı çetelere karşı temizlik harekâtına girişti.”

Bu manşeti okuduktan sonra, reelpolitikanın aynı zamanda şizofrenik bir kişilik bölünmesine tekabül edip etmediğini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Kendileri terör yasasıyla yargılananların terör yasalarına övgüler düzmeleri ve “demir yumruk” propagandası yapmaları daha başka nasıl izah edilebilir bilmiyorum.

“Ordumuz”un Uludere’de aldatıldığını da bu arada Aydınlık’tan öğrenmiş bulunuyoruz. Artık bu haber, reelpolitikanın bile sınırlarını aşıyor sanırım. Başlık şöyle:

Ferman Hüseyin’in Cep Telefonu Bölgeden Sinyal Verdi”

Ve haber şöyle bağlanıyor:

Konu ile ilgili değerlendirmede bulunan güvenlik uzmanları şunları söylediler: ‘… İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’de de benzer bilgiler var ki o konuşmaları yaptı. Şimdi açıklığa kavuşturulması gereken nokta, Ferman Hüseyin’in kullandığı telefon gerçekten kendisinde miydi? Yoksa telefonun izlendiğini bildiği için telefon o bölgede gezdirilerek Türk ordusuna tuzak mı kuruldu? Tuzak kurulduysa bunda kimler rol aldı? ABD’lilerin bunda rolü ne oldu? İstihbaratı kimin verdiği bir türlü açıklanmadı. Sonra Pentagon’dan ‘istihbaratı ABD verdi’ bilgisi sızdı. Bütün bunlar değerlendirilmelidir.’ Bu arada öldürülen 34 kişinin içinde PKK’lıların da olduğunda ısrar eden güvenlik birimleri, taşınan malın da PKK’ya ait olduğunu, köylülerin sadece taşıma işinde hamallık yaptıklarını ifade ettiler.”

İşte büyük ihtimalle Fethullahçı “terör uzmanları”nın verdiği bilgi ve yorumlara dayanılarak yapılmış, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin yanlısı bir haber. Meğer “ordumuz” oyuna getirilmiş. Demek İçişleri Bakanı’nın o tepki çeken, AKP içinden bile kınama alan açıklamaları o kadar gerçek dışı “değilmiş”. Hamallık yaparken katledilen Kürt köylüleri de o kadar masum görülmemeliymiş, en azından hamallık yapıp malları taşımışlar. Zaten bu ulusalcı arkadaşların fazlasıyla terörizmle mücadele yanlısı oldukları biliniyor. Ulusalcılığa daha bir yatkın görünen Tayyip Erdoğan ve İdris Naim Şahin bir an önce durumun farkına varsalar da bu anti-terörist insanları terörizmden yargılamaktan vazgeçseler!

 

Çok mücadeleci gibi görünürler ama her an yalakalanmaya hazırdırlar.

 

Ne dersiniz, TDK’nın, zıtlık anlamındaki çelişme ile mubayenet, yani uyuşmazlık anlamındaki çelişkiyi karıştırmasının sebebi, çelişmeleri eğip bükerken düşülen çelişkiler olabilir mi?

 

Gün Zileli

24 Temmuz 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI