Faşizm Konusu…

 

Faşizm konusundaki teorik çözümlemeler tarih boyunca pek tatmin edici olamamıştır. Komintern’in çözümlemeleri de başarısızdır. Dimitrov’un Faşizme Karşı Birleşik Cephe adlı, makalelerden ve Komintern raporlarından oluşan kitabı yıllar yılı elimizden düşmemiştir ama bugün açın okuyun, bu kitabın faşizm konusunda tam bir kafa karışıklığını yansıttığını, makale ve raporların yazıldığı dönemdeki günlük politik taktiklerle malûl olduğunu görürsünüz. Bu konuda anarşizm de zaaf içinde olmuştur. Sanırım bu zaafın kaynağı, anarşizmin temelde doğru bir devlet teorisine sahip olmasıdır. Devlet konusundaki sarsılmaz sağlamlık, onun özel biçimlerini tahlil etmek konusunda bir kestirmeciliğe, kolaycılığa ve tembelliğe yol açmıştır.

Yakın tarihin ve günümüzün sol akımları da, gerek Komintern’in siyasi taktikçiliğine, gerekse anarşizmin kestirmeciliğine benzer bir tarzda, her diktatörce rejime faşizm adını verme kolaycılığına sapmıştır. Bu, durumu berraklaştırmak yerine, kafaları daha da karıştırmıştır.

Örneğin, bir kısım sol, Türkiye’nin tek parti dönemini faşizm olarak adlandırmaktadır. Neden? Çünkü faşizm, tek parti diktatörlüğüne dayanır, baskıcıdır vb. Aslında bu görüş, çok keskin görünmesine rağmen, demokrasiyi parlamentonun ve çok partinin varlığıyla özdeşleştiren liberalizme oldukça yakındır. Oysa tarihte, faşizmle hiçbir ilgisi olmayan birçok tek parti diktatörlüğü olduğu gibi, parlamentolu, hatta çok partili faşist diktatörlükler de vardır.

Uzatmadan tanımlamalara ve ardından bazı örneklemelere geçecek olursak, faşizm: 1. Devlete özel bir ideolojinin hakim kılınması; 2. Bu özel ideolojinin hakim kılınması ve süreklilik kazanması için özel bir hukuk yaratılması; 3. Böylece devletin, burjuvazinin genel konsensüsüne dayanan haline hem ideolojik, hem hukuksal, hem de fiilen son verilmesidir.

Birbirine bağlı bu üç temel öğe, pekâlâ çok partinin yürürlükte olduğu bir parlamento tarafından da gerçekleştirilebilir. Elbette o andan itibaren parlamento, sınıf içi konsensüs aygıtı olmaktan çıkıp sınıf içi tahakküm aracına dönüşür; sosyalizmdeki sovyetlerin içinin boşaltılmasına benzer bir olaydır bu. Böyle bir durumda parlamentodaki partiler artık, hakim kliğin sınıf içi tahakkümünü gizlemenin aracı ya da süsü görevi görmeye başlarlar.

Yukarıdaki üç koşul açısından baktığımız zaman, Kemalist tek parti diktatörlüğünün faşizm olduğunu söylemek biraz zorlaşmaktadır. Birinci koşul tamam gibidir: Devlete giydirilen Kemalizm ideolojisi. İkinci koşul da ilk bakışta varmış gibi gözükmektedir ama sadece ilk bakışta. Evet, İstiklal Mahkemeleri bu rejimde olağanüstü bir yargılama olarak yer almıştır, bir nevi, Jakobenlerin Milli Selamet Komitesi gibi seyyar ve acilen işleyen mahkemelerdir bunlar. Ne var ki, bu mahkemeler işlevlerini yerine getirdikten sonra geri plana çekilmekte ve hukuk özelleştirilmemektedir. Üçüncü noktada ise tam bir terslik vardır.  Jakobenlerin de, Kemalistlerin de hedefi, burjuva konsensüsüne son vermek değil, tam tersine, zor yoluyla bile olsa bu konsensüsü tesis etmekti. İşte esas bu açıdan Kemalizmde faşizmin çok temel bir unsuru eksiktir.

Aslında istiklal Mahkemeleri türü özel mahkemeler her rejimde ihtiyaca göre devreye sokulur. Burjuva parlamenter rejimlerde de, acil ihtiyaç durumlarında özel mahkemeler, sıkıyönetim mahkemeleri, askeri mahkemeler işler. Özel mahkemelerle özel hukuk aynı şey değildir.

Özel hukuk olabilmesi için, özel bir ideolojiyi dayatmaya çalışan rejimin başındaki hakim kliğin (veya partinin) bu amaçla hukuku tamamen kendi özel çıkarlarına göre düzenlemesi gerekir. Bu noktadan itibaren artık rejim, sınıf içi konsensüsten kopmuş ve bir egemen kliğin özel çıkarlarına bağlanmış demektir. Faşizm bu noktadan başlar. Sanıldığının tersine, parlamento her zaman burjuva konsensüsünün aracı değildir. Hitler, burjuva konsensüsüne, Almanya’nın parlamentosu olan Reichstag aracılığıyla son vermiştir.

Faşizm konusuna, AKP faşist rejimini tahlil edinceye kadar devam edeceğim.

 

Gün Zileli

13 Temmuz 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI