Toplum Kürtaja Yatırılırken…


Toplum Kürtaja Yatırılırken…

 

Başbakanın açıkladığı son kürtaj kararıyla birlikte AKP iktidarının ikinci döneminin başladığını söyleyebiliriz.

Birinci dönem, AKP’nin muhtemel iktidar rakiplerini “yargı” yoluyla tasfiye ettiği on yıllık dönemdi. Açılan sahte Ergenekon, Balyoz, Andıç, OdaTV, Devrimci Karargâh, BÇG davalarının, KCK tutuklamalarının, Anayasa referandumunun anlamı budur. Böylece AKP, geçtiğimiz bu on yılda, ordudan gelebilecek tehtidi ortadan kaldırmış, bütün siyasi rakiplerini baskı, medyayı denetim altına almış, olağanüstü yetkili mahkemeler aracılığıyla bir polis devleti oluşturmuş, Kürt hareketine karşı yeni bir saldırı başlatmış, Uludere’de kitlesel kırımlara girişmiş, toplumsal muhalefete karşı polis bariyerlerini güçlendirip biber gazı ve gaz bombası uygulamalarını olağanlaştırmış ve parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak parlamenter bir diktatörlük kurmuştur.

Son zamanlarda eğitim alanındaki yeni düzenlemeler, dindar bir nesil yetiştirme söylemleri, tiyatroların özelleştirilmesi hazırlıkları, en son olarak kürtajın yasaklanmasına girişilmesi ve sezaryenin karalanması, ikinci dönemin açıkça ilanıdır.

Nedir bu ikinci dönem? AKP iktidarı bu ikinci dönemle ne yapmak istiyor? Kısaca söyleyecek olursak, bu ikinci dönem, AKP’nin kendi gerçek toplumsal projesini hayata geçirme girişimidir; yani toplum mühendisliği.

Tarihte toplum mühendisliğinin “devrimci” veya karşıdevrimci birçok örnekleri vardır.

Toplum mühendisliğinin ilk “devrimci” örneğini Jakobenler vermiştir. Jakobenler, Fransız Devrimi’nin temsilcisi olarak görülür ve öyle takdim edilirler ama bu doğru değildir. Fransız Devrimi’nin gerçek temsilcileri Enrageé’lerdir. Çevirecek olursak “Öfkeliler” demektir bu. Enrageé’ler devrimin gerçek yürütücüsü Paris yoksullarının en radikal kanadıydı. Küçük burjuvazinin temsilcisi Hebertistler de radikal bir kesimdi ama en radikal kesimi Enrageé’ler oluşturuyordu. Jakobenler, temelinde bu tür radikal hareketler bulunan Paris yoksullarına dayanarak iktidara gelmiş, ancak merkezi bir diktatörlük kurarak yaptıkları ilk işlerden biri devrimci akımların temsilcilerini giyotine yollamak olmuştur. Fransız Devrimi’nin özünü yok edip lafzına sahip çıkan Jakobenler, kısa iktidarları döneminde “devrimci şiddet” aracılığıyla toplum mühendisliği yolunda dev adımlar atmaya girişmişlerdir. Toplum mühendisliği, giyotin heyulasının eşliğinde sürdürülmüş ve Jakobenlerin genç liderlerinden Saint Just, bunu, “biz özgürlüğün istibdadıyız” özlü sözüyle ifade etmiştir.

Bolşevikler de “özgürlüğü” istibdat yoluyla kurmaya kalkıştılar. Partilerini, yeni toplumun kuruluşunun esas aygıtı olarak gördüler. Yeni toplumun “yeni insanı”nı temsil ediyordu bu parti ve bütün gerçeği “elinde tutuyor”du. Devrimin bütün canlı hücrelerini öldürüp toplumun en küçük hücresine bile partiyi oturtarak toplum mühendisliği yapmaya giriştiler. Stalin bu girişimi en son noktasına kadar götürdü. Öyle ki, bu son noktada “yeni insan” da kendisini idam mangalarının önünde buldu. Bolşevik Partisi’nin yaklaşık yüzde doksanı Stalin tarafından öldürüldü ya da Gulaklarda ölüme yollandı.

Mao da “yeni insan”ın yaratılması için toplum mühendisliğine girişen bir liderdi. Toplumu istediği gibi yoğurabileceğini sanıyordu. Kültür Devrimi’ni kendi istediği yönde saptırdıktan sonra toplumu yeni baştan dizayn etmeye girişti. Ne var ki, toplum ne bir bina, ne bir fabrika, ne de sürülecek bir tarlaydı. Hiçbir allahın kulu, elinde en mutlak iktidar gücü olsa bile, onu bir hamur gibi yoğuramazdı. Sonunda toplum, bir ırmak gibi taşar, bilinmedik mecralarda akıp giderdi.

Atatürk de, Bolşevikler kadar olmasa bile, belli ölçülerde toplumsal mühendisliği deneyen liderlerden biriydi. Gerçi onun mühendisliği toplumun bütün alanlarını kapsamıyordu. Hatta ekonomi ve altyapı alanlarında oldukça tutucu biriydi. Toprak ağaları da dahil olmak üzere toplumdaki halihazır sınıf ve ilişkilere sırt dayamaya daha teşneydi. Onun mühendislik konusunda iddialı olduğu alan üstyapıydı. Üstyapı reformlarıyla toplumu modernleştirmeyi düşündü, bu yönde yapay reformlara girişti. Bunların bir kısmı da tuttu, hiç tutmadı diyemeyiz. Örneğin harf reformu gerçekten önemli bir reformdu. Bu reformun sonucunda Türkiye’nin okur yazar kitlesi Latin alfabesini benimsemiş oldu. Atatürk, toplumu şiddet aracılığıyla yola getirmede, Jakobenlere ve Bolşeviklere göre daha ılımlıydı. Kürtlere ve Dersimlilere uyguladığı katliam oldukça çaplıdır ama Jakobenlerin, Bolşeviklerin, Stalin’in, Hitler’in katliamlarıyla kıyaslandığında yine de hafif kalır.

Gelelim Hitler’e. Tarihteki en büyük toplum mühendisi Hitler’dir. Onunla ancak Stalin boy ölçüşebilir, bazı bakımlardan o bile boy ölçüşemez, çünkü Hitler, toplum mühendisliğini “ırksal temizlik” denen ruh hastalığının eşliğinde yürütmüştür. Gerçi Stalin’de de özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan ırkçı ve anti-Semitist eğilimler gözlenmektedir ama bu bakımdan Hitler’in yanına bile yaklaşamaz.

Hitler, toplum mühendisliğini kimin kiminle yatacağı noktasına kadar vardırmıştır. “Temiz” bir toplum ancak “temiz” bir ırkla yaratılabilirdi. Öyleyse “ırkın temizliği” korunmalıydı. “Irkın temizliği”nin korunmasının tek şartı ırklar arasındaki ilişkiyi yasaklamaktı. Yahudi bir erkekle yatan ve ondan çocuk doğurmaya kalkan bir kadın suç işlemiş demekti. Böyle “ağır bir suç” işleyen kadın içeri atılmalı ve o kadının çocuğu karnından derhal alınmalı ya da eğer doğurmuşsa öldürülmeliydi. “Irkı kirlettiği” için hapse atılan on binlerce kadının çocuğu karnından alındı ya da doğurduğu an öldürüldü ve ölü bebeklerin küçücük bedenleri Nazilerin emrindeki doktorların arî ırk konusundaki “bilimsel” çalışmalarına sunuldu.

Toplum mühendisliğine girişenler, kendilerini toplumun her sorunu konusunda yetkili görürler ve her şeye müdahale ederler. Özellikle de en fazla müdahale ettikleri alan, toplumun geleceğini yakından ilgilendirdiğini düşündükleri insanların cinsel hayatıdır. Örneğin toplum mühendislerinin en çok karşı olduğu şey eşcinselliktir. Bunu, yeni kurmakta olduklarını düşündükleri toplum için en büyük tehlike olarak görürler ve şiddetle cezalandırırlar. Hitler kamplarında, Yahudilerin, Çingenelerin, fahişelerin, muhaliflerin, Yahova Şahitlerinin yanı sıra on binlerce eşcinsel hayatını kaybetmiştir. Keza Stalin Rusya’sında da eşcinsellik yasaktı ve tespit edilen eşcinseller Gulaglara gönderiliyordu.

AKP de diğer toplum mühendisliği gibi, doğal olarak işe, “gelecek nesiller”den başlamış bulunmaktadır. “Gelecek nesiller” iyi şekillendirilmelidir ki, toplum gelecekte tasarladıkları gibi bir hal alabilsin: Atatürk’ün söylediği gibi, “gençler istikbalin temsilcisidir.” O halde bu “yeni nesil” hızla çoğaltılmalıdır. Herkes en az üç çocuk edinse iyi olur. Kürtaj yasaklanmalıdır. Çünkü “yeni nesillerin” azaltılmasına izin verilemez. Zaten bu kürtaj denen şey, evlilik ve “ahlak” dışı ilişkileri de teşvik edip din dışı bir yönelime kapıyı açmaktadır. Oysa amaç, “dindar bir nesil” yetiştirmektir. Kadınların görevi doğurmaktır. Onların bedenlerine sahip olması diye bir şey söz konusu olamaz. Onların bedenlerine de toplum mühendisi devlet sahiptir, öyle ki, tecavüz sonucu doğuracak olurlarsa bu çocuklara da gerekirse devlet bakar zaten. Bu yeni nesiller, din dersi verilen okullarda, hocaların nezaretinde dindar bir nesil olarak yetiştirilmelidir. Hatta aslında din dersi de yetmez. Bu çocuklara nasıl namaz kılınacağı da öğretilmelidir. Öte yandan sanat önemli bir mühendislik alanıdır. Başına buyruk tiyatro oyunlarına son verilmeli ve “dindar bir nesil” yetiştirmeyi hedef edinen tiyatro oyunları oynanmalıdır. Tiyatrolar özelleştirilirse, kâr etmeseler bile, bu tiyatroları satın alıp dindar ve “ahlakî” oyunlar oynatacak sermaye sahipleri bulunabilecektir elbette. TV dizilerinde de oyuncular sonunda evlenerek topluma “iyi örnek” olmalıdır. Bu arada toplumu “kirleten” eşcinsellik gibi “sapık”ça davranışlar da önlense iyi olur ama bunu kanunla sınırlamanın henüz zamanı gelmemiştir, elbette onun da zamanı gelecektir. Ha, bir de şu var: Evlilik dışı ilişkiler kesinlikle yasaklanmalıdır; bunun yolu da imam nikâhını resmen geçerli kılmaktır. Daha bunun da zamanı gelmemiştir ama gelecektir. Bütün bunların içinde kürtajdan sonra gündeme alınacak en önemli konu, toplumun “safiyetini” korumak ve sağlıklı “dindar nesiller” yetiştirmek için toplumu “kirletecek” birleşmelerin önlenmesidir. Toplumumuzda Alevi-Sünni evliliğini önleyen gelenekler zaten canlıdır; bunun için yapılacak tek şey, evlilik için “yeterlilik” raporu almaktır. Hani şu evlilik öncesi alınan sağlık raporu falan gibi şeyler var ya. O sağlık raporunun yanına bir de “Müslümanlık” raporu eklense ne olur ki! Bekleyelim ve görelim.

Bekleyelim mi?

Elinde neşter koca bir toplumu kürtaja yatırıp onun bağrında büyüyen özgürlüğü almaya kalkışan bu özgürlük kasabını mı bekleyeceğiz?

Beklemek değil, özgürlüklerimiz için ayağa kalkma zamanıdır.

Eskişehirli kadınlar beklemedi.

 

Gün Zileli

31 Mayıs 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI