Geçmişe Üç Bakış…

 Birincisi, muhafazakâr bakıştır. Muhafazakâr bakış, geçmişi destanlaştırmayı tercih eder. Çünkü bugün olanı olduğu gibi korumanın en iyi yolu geçmişi destanlaştırmaktır. Geçmişte hep iyi şeyler yapılmıştır. Kötü şeyler, dışarıdan gelmiştir. İçimizdeki kötü şeylerin nedeni de dışarıdaki kötülüklerdir. Baskılardır, içimize sızdırılmış ajanlardır. Biz hep doğru şeyler yapmışızdır ve bu yüzden bugün de değiştirmemiz gereken hiçbir şeyimiz yoktur. Yeter ki dışarıdan gelen baskılara karşı direnelim, ajanlara karşı uyanık olalım. Geçmişteki hataların üstünü örtmenin en iyi yolu kahramanlık menkıbeleri yaratmak, destanlar anlatmaktır. Ne kadar kahramanlık menkıbesi yaratırsak o kadar örtbas etmiş oluruz hatalarımızı.

İkincisi, inkârcı bakıştır. İnkârcı bakışın sahipleri aslında saf değiştirmiş ve karşı tarafa geçmişlerdir ama bunu mümkün olduğu kadar örtbas etmeye çalışırlar. Hâlâ eski davanın takipçisi pozunda dolanırlar ortalıkta. Yapmak istedikleri, geçmişi bir hatalar yığını olarak gösterip bugün artık bu işleri bir yana bırakmak gerektiğini kanıtlamaktır. Bu yüzden hataları maksimize ederler, gerçekten de var olan hataları iyice abartırlar, geçmişte hiçbir olumlu şey yapılmadığını, olayın baştan sona bir yanlışlıktan ibaret olduğunu göstermeye çalışırlar. Her şeyi hatalara bağlayıp dışarıdan yapılan müdahale ve baskıları görmezden gelirler. Amaçları, hataları tespit edip geçmişten dersler çıkartmak değil, dükkânın kapısına “iflas” diye yazıp kapatmaktır.

Üçüncüsü, devrimci bakıştır. Devrimci bakış, ilk ikisinden temelden farklıdır. Devrimci bakış, geçmişin olumluluklarına sahip çıkarken, hataların üstünün örtülmesine karşı direnir. Menkıbeler yaratmayı değil, hataların üstüne yürüyerek bunlardan ders çıkartmayı esas alır. Ne menkıbeci ve muhafazakârdır, ne de inkârcı. Devrimci bakış için önemli olan, geçmişin olumluluklarına sahip çıkarken, hataların altını açık ve net bir şekilde çizmek ve bugünü bu iki temelde inşa etmektir.

Birbirlerine çok zıt gibi görünürler ama aslında muhafazakârlıkla inkârcılık ele ele gider ve birbirini güçlendirir. İnkârcılık, muhafazakâr reaksiyonu kışkırtır, savunmacı güdüleri öylesine harekete geçirir ki, insanlar inkârcılığa karşı direneceğiz derken muhafazakârlığın saflarına savrulurlar; aynı şekilde, muhafazakârlığın gülünç menkıbeciliği, aklı başında insanların bile böylesine bir tutuculuğa tepki gösterip neredeyse inkârcılık noktasına sürüklenmelerine neden olur.

İnkârcılık da muhafazakârlık da devrimci bakış açısının önünde büyük engeller oluşturur. Devrimci bakış açısına sahip olanlar, geçmişin eleştirisini yaparken inkârcılıkla; geçmişin savunmasını yaparken muhafazakârlıkla aynı noktaya düşmemek için azami dikkat ve çaba göstermek zorundadırlar. Eğer gereğince uyanık değillerse, inkârcılarla aynı safta yer alıyormuş gibi görünmeleri ve bu yüzden muhafazakârların saldırılarına uğramaları; ya da muhafazakârlarla aynı safta yer alıyormuş gibi görünüp bu yüzden inkârcıların eleştiri oklarına hedef olmaları kaçınılmaz olur. İnkârcılığın ve muhafazakârlığın birbirlerine güç veren bu kapışmasında ortalık öyle bir karışır, öyle bir toz duman kalkar ki göz gözü görmez olur. Sonuçta her ikisi birden “gerçek devrimcidir”i öldürüp kendini yaşatmaya çalışır. Aslında her ikisinin de ortak düşmanı gerçek ve devrimdir.

1 Mayıs 1977 tartışmaları da bunu gösterdi.

 

Gün Zileli

14 Mayıs 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI