Taraf Gazetesi Sözlerimi Çarpıtmıştır…

 

Dünkü “1 Mayıs 1977…” yazımı sitede yayımladıktan hemen sonra iki gazete muhabiri benimle mail aracılığıyla bağ kurdu. Medyada yer alan biri değilim. Ayrıca medyaya konuşmayı da reddederim. Star gazetesinin muhabirine mail aracılığıyla, “hangi gazete?” diye sordum. Star muhabiri olduğunu öğrenince, “sorularınızı göreyim” diye bir mail daha attım. Bana geri dönmedi. Kesin reddetmeden önce sorularının neler olduğunu görmek istemiştim. Ondan sonra “medyaya konuşmuyorum” diyecektim. Muhabir arkadaş, herhalde işi yokuşa süren tavrımdan, durumu anlamış olacak ki, ne sorularını yolladı, ne de yeni bir mail attı. İyi de etti, beni reddetme sıkıntısından kurtarmış oldu.

İkinci muhabir Taraf gazetesindendi. O daha ısrarlı çıktı. “Sorularınızı göreyim” isteğim üzerine soruları yolladı. İşte o anda bir hata yaptım ve medyaya konuşmama ilkemi bozdum. Dünkü makalemdeki görüşleri daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırma hevesine ve hırsına kapılmıştım. Allah herkesi hırslarından korusun!

Öte yandan, kendimi “Taraf’ı belki de tam bir medya organı olarak görmemek gerekir” diye ikna etmeye bile giriştim. İnsan kendini ne de çabuk aldatan bir varlık. Hırslar ilkeli tutumları nasıl da anında gölgeleyebiliyor. Bu arada aceleci tabiatıma yenilip ikinci bir ilke hatası daha yaptım ve sorulara mail aracılığıyla cevap vermek yerine telefonla cevap vermeyi seçtim. Sözlerimin eksik aktarılacağı ve dolayısıyla çarpıtılacağı kesin olduğu halde bu akılsızlığı yaptım. Taraf muhabirine telefonda, “sözlerimi lütfen tam olarak yansıtın” diye ricada bulunmak ise akılsızlığımın zirvesiydi. Milyonlarca kere denenmiş ve aynı sonucu vermiş bir şey için ricada bulunmak saçmalıktan başka bir şey değildi. Medya demek sözlerin çarpıtılması demektir. Telefonu kapattıktan bir süre sonra aklım başıma geldi ama çok geçti.

Bu sabah Kınalıada istasyonunun yanındaki bayie doğru giderken, Ceren’e, “bakalım Taraf sözlerimi nasıl çarpıttı” dedim. O kadar emindim çarpıtılacağından. Ne var ki, burası “mahrumiyet” bölgesi. Bayide Taraf yoktu ya da kalmamıştı. Ceren, Büyükada’ya gidince mail aracılığıyla yolladı. Evet, tahmin ettiğim gibi, çarpıtılmıştı sözlerim.

Taraf’taki sözlerimden, sanki provokasyonun en büyük sorumlusu Aydınlık hareketiymiş gibi bir sonuç çıkıyor. Oysa ben, dünkü yazımda da görüleceği gibi, muhabir arkadaşa, provokasyonun esas sorumlusunun panzerleri insanların üzerine süren devlet olduğunu söylediğim gibi (gerçi bu sözlerim kısmen yer almış) DİSK sorumlularının ve “üçlü blok”un da böyle gereksiz bir inatlaşmaya girerek büyük sorumluluk taşıdıklarını belirtmiştim. Ayrıca, yayınlarıyla düşmanlığı körüklemekle Aydınlık hareketinin de sorumluluk payı taşıdığını belirtmekle birlikte, Aydınlık hareketinin son anda da olsa yürüyüşe bağımsız bir blok olarak katılmayı reddederek doğru bir tutum takındığını da söylemiştim. Muhabir arkadaş ya da Taraf gazetesi, bu son derece önemli sözlerimi beyanımın içinden çıkartarak sanki baş sorumlu Aydınlık hareketiymiş gibi bir izlenim yaratmayı becermiş. Onları “gazetecilik” başarılarından dolayı “kutlamak”tan başka bir şey gelmiyor elimden, ne yazık ki.

Ama kimseye kızmaya da hakkım yok. En başta kendime kızmam gerekir, bu medya arsızlarına beyanat vererek ilkelerimi ihlal ettiğim için.

Hazır bu yazıyı yazmışken, fırsattan istifade 🙂 bir küçük noktayı daha belirteyim. Dünkü Taraf’ta, Halil Berktay’ın beyanlarının tamamını okudum. Berktay, açıklamalarında, büyük bir açık sözlülükle, ilk silahlar patladıktan sonra kendini yere attığını ve bundan sonra, bulunduğu yerden Taksim gezisinin merdivenlerine kadar olan 100-150 metreyi ellerinin ve dizlerinin üzerinde kat ettikten sonra cesaretini toplayıp ayağa kalktığını belirtmiş. Berktay’ın gördükleri, olay patladıktan en azından beş dakika sonrasıdır. Çünkü o 150 metreyi emekleyerek almak en azından beş dakikayı, hadi diyelim ki, üçü dakikayı bulur. Dolayısıyla Halil Berktay, panzerlerin kalabalığın üzerine nasıl sürüldüğünü ve insanları kenarlara doğru kovalayarak izdihama yol açtığını görmemiş. Onun gördüğü manzara, panzerlerin işlerini gördükten sonraki, esasen meydanın boşalmış halidir. “Ben 3-5 dakika sonrasını görebildim, o arada neler olduğunu görmeye cesaret edemedim” deseydi daha iyi olurdu.

 

Gün Zileli

3 Mayıs 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI