Müdahil Olmak ve Dahil Olmak…

Bugünlerde ortalık davalara müdahil olanlardan geçilmiyor. BDP, geçmişte kendisinin de zarar gördüğünü ileri sürerek Andıç davasına müdahil başvurusu yapmış; CHP, MHP ve AKP Hükümeti de 12 Eylül’ün “mağduru” olarak Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya davasına müdahil olma kararı almış. Böylece belli başlı siyasal partilerin 12 Eylül darbesinin mağduru olduğunu otuz yıl sonra öğrenmiş olduk!
Müdahillerin topunu birden ruhsal açıdan ayıpladım, akıl olarak da küçümsedim. Açıklayayım.
Ruhsal olarak ayıpladım, çünkü, ne olursa olsun, yargılanan insanların karşısında bir anda yargılayan pozisyonuna geçme isteği hoş bir istek değil. İçinde, yeni iktidarların bileşenlerinden ve yeni zalimlerden biri olma arzusunu barındırır. Erdemden uzaktır. O yargıladığınız ya da yargılanmasına katıldığınız insanlar eski zalimler olsa da, yargılandıklarına göre mazluma dönüşmüşlerdir. Yargılanan karşısında yargılayan pozisyonuna geçmek ruhsal bakımdan hiç de zenginleştirici bir şey değildir. Yunanlı devrimci Panagulis, mahkeme önünde işkencecilerini bile teşhis etmeyi reddetmişti.
Peki, denecektir, geçmişte yapılanlardan hesap sorulmasın mı? Sorulsun elbette ama hesap sormanın yolu illa yaşını başını almış insanları mahkemelerde süründürmek ve hapse atmak mıdır?
Ben olsam, örneğin 12 Eylül’ün sorumlularını (yalnız iki ihtiyarı değil, bugün devlet ve hükümet makamlarında bulunanları da) 12 Eylül’ün gerçek mağdurlarının önüne (bugün kahraman kesilen çığırtkan ve şarlatanların değil) çıkarır ve onların sorularını halk önünde cevaplamalarını isterdim. Evet, bu da bir çeşit yargılamadır ama birincisi, manevi kınamanın ötesinde hapisle sonuçlanmayan başka tür bir yargılamadır; ikincisi ise, soru soran ve cevap veren aşağı yukarı eşit bir konumda olacaklarından kimse mazlum pozisyonunda olmayacak, maneviyatı sarsan durumlar ortaya çıkmayacaktır.
Önemli olan cezayla alçalmak değil (hem veren hem de verilen açısından bir alçalmadır bu); adalet ve erdemle yükselmektir.
İşin akıl yönüne gelince, durum daha da vahimdir. 12 Eylülcüleri yargıladıklarını sananlar, bu darbenin bir devlet işi olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyorlar. Eğer bilselerdi, devletin yaptığı bu yargılamaya müdahil olmak istemezlerdi.
Devletler yaparlar ederler, insanları kırar geçirirler, ondan sonra geçmişte yapılanları bazı günah keçilerinin üstüne yıkıp işin içinden sıyrılırlar ve daha da kötüsü, geçmiş günahlarından “arınmış” olarak yeni suçlar işlemeye devam ederler. Savaş suçluları yargılanır ama o savaşa silah sağlayan silah fabrikatörleri ve tacirleri saygın insanlar olarak ortada dolanırlar.
BDP’lilere soruyorum. Kürtleri öldürmeye devam eden devletin açtığı Andıç yargılanmasına müdahil olmak bugünkü devlete dahil olmak anlamına gelmiyor mu? Müdahil olduğunuz yargılama hangi devletin yargı organlarınca yönetilmektedir? Andıç davasına müdahil oldunuz diyelim. Bu, bugünkü devletin kendini geçmiş suçlardan arınıyormuş gibi gösterme oyununa dahil olmak demek değil midir?
CHP’lilere soruyorum. Halk üzerinde baskı uygulayan, göstericilere boyalı su, biber gazı sıkan devletin “12 Eylülü yargılama” komedisine müdahil olmak, 12 Eylülcülerden hiç de farklı bir yönelim içinde olmayan bugünkü devletin imaj tazelemesine dahil olmak anlamına gelmiyor mu?
Bazıları şöyle diyebilir: Biz davaya müdahil olarak bu oyunları da açık etmek istiyoruz. Güzel, bu gerekçe makul olabilir. Böyle yapıp yapmayacaklarını eğer müdahil olma talepleri kabul edilirse görme olanağına sahip olacağız ama burada da bir sorun var.
Mesele kişilerde değil, kurumlardadır. Yani eğer bir yargılama yapılacaksa, öncelikle devlet ve onun kurumları, hapishaneleri, polisi, jandarması, ordusu yargılanmalıdır. Evet ama bu mümkün mü? Devlet kurumlarına dayanarak devlet kurumlarını yargılayamazsınız. 12 Eylül dolayısıyla yargılanan yaşlı emekli generaller tutuklu değiller ama yarın öbürsü gün mahkemeye zorla getirilmeleri istenirse ne olacak? Onları getirtmek için polis ve jandarma devreye sokulmayacak mı? Polis ve jandarma devletin, halihazırda halk düşmanı operasyonlarının en belli başlı aletleri değil mi? Ya Andıç davası? Bu davanın sanıkları, geçmişteki yetkileri ne olursa olsun, devletin baskı aygıtları aracılığıyla tutuklu bulunmuyorlar mı? Hapishanenin kapısında kim nöbet tutuyor? Onları mahkemeye tutuklu arabasıyla kim getiriyor? Müdahil olduğunuzda devletin bu baskı aparatlarıyla işbirliği yapar konuma düşmeyecek misiniz?
Var mısınız halkın, ezilenlerin, devleti, tüm devlet kurumlarını yargılamasına?
Aksi takdirde, bu tür müdahilliklerle devlete dahil olursunuz. Bu söylediklerim çok mu keskin, aynı zamanda çok mu teslimiyetçi geldi siz müdahillere?
Evet, devletin ve kurumlarının karşısında keskin, kim olursa olsun, yargılanan insanın karşısında teslimiyetçiyim.
Elini kurban kanına süren gazaba uğrar.

Gün Zileli
3 Nisan 2012
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

Yeni Harman dergisinin Nisan sayısında yayımlanmıştır.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI