“12 Eylül Yargılanıyor”!!!

Stalin Yargılanıyor (Kibele, 2010) adlı tiyatro oyunumda anlatmaya çalıştığım bir şey vardı. Stalin bir sabah uyanıp bütün yapılmakta olanların, bütün tutuklama ve öldürmelerin yanlış olduğunu düşünseydi ne olurdu? Oyunda da anlatılmaya çalışıldığı gibi, o devasa çark, aynı Büyük Temizliğin kurbanlarına yapıldığı gibi, Stalin’i tutuklar, esaslı bir sorgudan geçirir, “suçunu itiraf” ettirir ve ezberlettiği “itiraf”ını kamuoyuna açıklaması için onu gösteri mahkemelerine çıkartırdı. Çünkü devlet, işlediği gerçek suçlardan dolayı kendini asla yargılamaz ve yargılatmaz. Ama kendi yargılanmasını önlemek için, yargılayacak birilerini mutlaka bulur.

Peki ya, devlet terörüne ortak olanlar, ona temenna edenler, alkışlayanlar, yalaka mitinglerine katılıp “sen çok yaşa paşam” diyenler. Onlar da yargılanmaz. Hatta bir de bakmışsınız, devlet terörünün ya da askeri darbenin suçlusu olarak yargılanan birkaç kişiyi cezalandırmak için kuyruğa girmişler. En has mağdur kılığına bürünmüşler.

Otobiyografi kitaplarımın üçüncüsü olan Havariler’de (İletişim, 2002) anlattığım şu sahne ibret vericidir:
“İdam sehpalarının gölgesinde yapılan bu ‘açılışın’ ardından, cunta başkanı Evren ve çevresindeki, verdikleri kurulu oyuncak izlenimi ile kendilerinde bireysel irade ve kuvvet namına hiçbir şey bulunmadığını açıkça gösteren diğer ‘kuvvet’ komutanları, 5. Senfoninin eşliğinde ‘tahta’ çıktılar. Bu hazin olduğu kadar utanç verici töreni televizyondan izlemiştim. Tüm devlet erkânı, yerleri süpüren cübbeleriyle birlikte, yeni ‘padişahın’ ve maiyetinin önünden geçip temennada bulunuyorlardı. Bu manzarayı seyrederken, kişiliksiz, aşağılık bir yaratık olmanın, devlet erkânı içinde yer almanın başta gelen şartı olduğunu düşünmüştüm.” (s. 458)

Belki bu satırları yazarken değil ama şimdi, halk denilen şekilsiz ve bulanık yığının da kişiliksizlik bakımından devlet erkânından pek farklı olmadığını düşünüyorum. Daha bir yıl öncesine kadar, mahallelerinde hangi sağ ya da sol fraksiyon hakimse ona yalakalık edenler birdenbire 12 Eylül paşalarının düzenlediği mitinglerin müdavimleri olmuş ve meydanlarda “as, as, as” diye bağıran kalabalıkları oluşturmuşlardı.
Hiç kuşkumuz olmasın, etekleri yerleri süpüren devlet erkânından aktif hayatta kalan bazıları ve “as as” diye meydanları dolduranlardan bir kısmı bugün yine devletin yanındadır, iktidara ve hükümete yalakalık yapmaktadır, hatta bazıları 12 Eylül yargılamasında müdahil olmak için sıraya girmişlerdir.

Örneğin şu CHP ve MHP’ye ne oluyor? Evet doğru, CHP’nin ve MHP’nin üst yöneticileri bir süre “Dil Okulu” denen yerde konuk edildiler ama 12 Eylül işkencehaneleriyle, Mamak, Diyarbakır cezaevleriyle karşılaştırıldığında, bu yöneticilerin kaldığı yerler otelden farksızdı. Bazı CHP’li ve MHP’li militanların poliste ve askeri cezaevlerinde zulüm gördükleri doğrudur ama işkence ve zulme uğrayan sol örgütlerin mensuplarıyla kıyaslandığında bunların oranı çok çok azdır.

12 Eylül’de yalnız MHP ve CHP mi kapatılmıştır? Sayısız kitle örgütü, sol örgüt, sendika da kapatılmış, üstelik kapatılmakla da kalmamış, bu örgütlerin üyeleri, sırf bu örgütlere üye oldukları için işkenceden geçirilmişlerdir. Kürtler, 12 Eylül’de iki misli zulme uğramışlardır. Diyarbakır Cezaevlerinde yapılanlar, Hitler ya da Stalin’in kamplarında ya da Vietnam’daki “kaplan kafeslerinde” yapılanları bile gölgede bırakmıştır.

Sonuçta 12 Eylül’ün esas mağdurları solcular ve Kürtlerdir. Ama bugün görüyoruz ki, meğer bu darbeyi ufak sıyrıklarla atlatanlarmış esas mağdur.

Hele hele AKP’nin ve hükümetin müdahilliği iyice komiktir. Erbakancılar biz de mağduruz deseler, CHP ve MHP kadar mağdur olduklarını kabul etmek mümkündür ama AKP için bu bile mümkün değildir, çünkü AKP kadroları esasen 12 Eylül yetiştirmesidir. Bu kadrolar, 12 Eylül paşalarıyla işbirliği yaparak iktidara gelen Turgut Özal’ın kurduğu ANAP fideliğinde yetişmişlerdir. AKP’nin en büyük dayanağı ve oy deposu olan Fetullah cemaati 12 Eylül paşalarını bütün gücüyle desteklemiştir. 12 Eylül paşaları da onların bu desteğini karşılıksız bırakmamıştır. Dini sosyal uyanışa karşı dalgakıran olarak kullanmayı hedefleyen devlet aklının pratiğe uygulanmasıyla okullarda din dersini zorunlu kılan, kuran kurslarına kapıları açan, Alevi köylerine cami yaptırma kampanyaları düzenleyen 12 Eylül rejimidir.

Bugünkü AKP-Devlet, 12 Eylül’ün mirası üzerinde yükselmektedir.

Öte yandan, 12 Eylül’ün gerçek mağdurları bugün de aynı devletin baskısı altındadırlar. 12 Eylül’de en büyük zararı görmüş, örneğin Dev-yol’cular değil de, 12 Eylül’ün mirası üzerine oturmuş AKP mağdur, öyle mi?
Eskiden gezgin mahalle sirkleri olurdu. Çadırın kapısındaki çığırtkan bağırırdı: “Evet, içerde üç başlı canavar var, konuşan ayı var, girin, görün.” Meraklılar para ödeyip girerlerdi, eğer çadırın öbür tarafından çıkanların yüzlerindeki hayal kırıklığını görselerdi paralarını boşuna harcamayacaklardı elbette.

12 Eylül’ü yargılama adına elden ayaktan düşmüş iki ihtiyarı yargılama kötü komedisini sahneye koyanların, o çadırın kapısındaki çığırtkanlardan ne farkı var?

Gün Zileli
4 Nisan 2012
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI