Çanlar Kimin İçin Çalıyor, deme…


… Çanlar senin için çalıyor.  

Eğer bir ülkede tutuklu gazetecilerin sayısı 100’ü aşmışsa ve bu durum artık ülke dışında da konuşulmaya başlamışsa o rejim için ölüm çanları usuldan usula çalmaya başlamış demektir.

Nazlı Ilıcak’ların, Nagehan Alçı’ların telaşı, kızgınlıkları, hatta saldırganlıkları bundandır. Bundandır Kanal 24’teki “körler sağırlar birbirini ağırlar” programında Nagehan’la Ahmet Kekeç’in kafa kafaya verip, Ece Temelkuran’a saldıran Etyen Mahçupyan’a övgüler düzmeleri.

Nazlı Ilıcak’a göre içerdeki gazeteciler aslında gazeteci değilmiş. Efendim, adam çıkıp sokakta “biji Apo” diye bağırmış, gazetecilikten değil, slogan atmaktan girmiş içeri.

Aslında “şecaat arz ederken, sirkatini” söylemiş oluyorlar. Demek ki, bu ülkede insanlar sırf slogan attıkları için yıllarca içeride yatırılabiliyorlar. Üstelik “tutuklu gazeteciler” denirken, sadece yazı işleri müdürü olmaktan ya da gazetede yazdığı bir yazıdan tutuklananlar değil ki kastedilen. Gazetecilik esasen siyasi bir faaliyettir ve bir gazeteci, doğrudan gazeteyle ilgili olmayan faaliyetlerinde de genelde siyasi bir kişi olarak davranır.

Örneğin, bir gazetecinin slogan atması da bir siyasi faaliyettir ve onun gazetecilik mesleğinden ayrı tutulamaz. İnandığı dava uğruna gazetecilik yaptığı gibi, aynı dava uğruna slogan da atar. Dolayısıyla o gazeteci, Nazlı Ilıcak’ın iddia ettiği gibi, sadece slogan atmaktan da tutuklanmış olsa, tutuklu bir gazetecidir. Ancak siyasi olmayan bir faaliyetten tutuklanmış bir gazeteci (diyelim ki, dolandırıcılıktan) “tutuklu gazeteci” tanımlamasına girmez. O sadece, mesleği gazetecilik olan bir tutukludur.

Dolayısıyla, gazetecilikle siyasi faaliyet tamamen iç içedir ve herhangi bir siyasi faaliyetten tutuklanan gazeteci “tutuklu gazeteci” sınıflamasına girer.

Aslında buraya kadar yazdıklarımın, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” kabilinden şeyler olduğunu tahmin etmeniz zor olmamıştır sanırım.

Evet, lafı, şu “tutuklu gazeteciler listesi”ne getirmek istiyorum. Bugün bütün gün bununla uğraştım. Genç bir arkadaşım, bir “tutuklu gazeteciler listesi” yollamıştı. Hiç kontrol etmeden siteye koydum ve paylaştım. Ancak kısa süre sonra listenin eksik olduğunu fark ettim. Örneğin Doğu Perinçek ve Mustafa Balbay yoktu listede. Bunun ideolojik bir ayrımcılık olabileceği ihtimali geldi aklıma ama hemen kovdum bu düşünceyi kafamdan. Unutmuş olmalıydılar. Fakat listeyi yapan sorumlu arkadaşlarla birkaç mail alışverişinden sonra durumun pek de unutkanlık olmadığını anladım. Sanırım listeyi yapanlar, ya ideolojik ayrımcılık yapmış ya da kendilerince bir “gazetecilik faaliyeti” tanımlaması yapıp (bana kalırsa yine ideolojik bir ayrımın etkisi altında kalarak) ayrıntılara boğulmuş, işin esasını gözden kaçırmış ve “gazetecilik faaliyeti” dar tanımına takılarak bazı isimleri “tutuklu gazeteci” tanımının dışında tutmuşlardı.

Evet ama kılı kırk yaran, “gazetecilik faaliyeti nedir” türü sorgulamalara gidildiği zaman Nazlı hanımlar haklı çıkmazlar mıydı? O zaman, slogan attığı için içeri atılan gazeteci, “tutuklu gazeteci” olarak kabul edilmeyecek miydi? Dahası, bu olay iyice ileri boyutlara vardırılmaz mıydı? Örneğin bir adım sonrasında, Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın da aslında “gazetecilik faaliyetinden” tutuklanmadığı ileri sürülmez miydi (ve ileri sürülmemekte miydi)? Ahmet Kekeç veya bir başka aklıevvel, kalkıp, “gazetecilik görüntüsü altında” aslında “örgütün dezenfermasyon çabaları uğrunda bir şeyler yazdıklarını” ileri sürmeyecek miydi?

Dolayısıyla bu tür ayrımlar yapmak toptan ve külliyen yanlıştır. Doğru ayrım şudur: Siyasi faaliyet ve siyasi olmayan faaliyet. Eğer bir gazeteci herhangi bir siyasi faaliyetten dolayı tutuklanmışsa, tutuklu bir gazetecidir. Eğer, trafik suçundan tutuklanmışsa, sadece mesleği gazeteci olan bir tutukludur.

Dedim ya, bugün bu tür listelerle haşır neşir oldum. Bazıları az, bazıları çok ama hepsi eksikti. Hepsinde bir takım ideolojik ayrımların izleri vardı. Dolayısıyla siteye koyduğum listeyi, gerçekten sağlıklı bir liste oluşturuluncaya kadar, geçici olarak kaldırdım.

Elbette biliyorum, bu tür işler zordur, bir sürü ıvır zıvır kırtasiyeyi, güncelleme falan gibi dertleri getirir. Ve her zaman eksikler çıkar. Bununla birlikte, sağlıklı bir liste yapmak hiç de olanaksız değildir. Bunun acilen yapılması gerekiyor.

Somut önerim şudur: 1. Bugüne kadar farklı farklı listeler hazırlayan platformlar, cemiyetler, sendikalar vb. temsilcilerini bir araya getirsinler ve listeler karşılaştırılarak ortak bir liste hazırlansın; 2. Tutuklu gazeteci tanımında bir ortaklık sağlansın. Bence ortaklığın tek kıstası siyasi faaliyet olmalıdır. Eğer gazeteci herhangi bir siyasi faaliyetinden dolayı tutuklanmışsa tutuklu gazeteci olarak kabul edilmelidir. İlla dar anlamda gazetecilik faaliyeti şartı aranmamalıdır (kaldı ki, böyle ayrımlar yapılırsa neyin gazetecilik faaliyeti olup, neyin olmadığı konusunda da bir sürü kargaşalık çıkabilir. Örneğin, Mustafa Balbay’ın generallerle yapılan bir toplantıda notlar tutması bence hiç de gazetecilik faaliyetinin dışında bir şey değildir. Ama kimisine göre bu, darbecilik olarak da görülebilir. Hadi bakalım, nasıl saptayacağız gazetecilik faaliyetini?); 3. Liste yapılırken hiçbir ideolojik ayrılık gözetilmemelidir. İster ulusalcı, ister dinci, isterse MHP’li olsun, bir gazeteci siyasi faaliyetinden dolayı içeri alınmışsa tutuklu gazeteci muamelesi görmelidir.

Bakın, Türkiye’deki tutuklu gazeteciler sorunu dünya çapında yankılandıkça iktidar ve destekçileri nasıl tirtir titremeye başladılar.

Onların sonunu haber veren çanların ipine daha bir güçlü asılmak gerekmez mi?

 

Gün Zileli

8 Şubat 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI