Milliyetçi-Muhafazakâr Alev Alatlı’ya Bir Tablet Kitap


Biraz önce, Cüneyt Özdemir’in CNN Türk’teki programında Alev Alatlı’yı dinledim, daha doğrusu ne dediğini anlamaya çalıştım. 2 Kasım 2011 tarihinde, yine Cüneyt Özdemir’in Alev Alatlı ile yaptığı bir görüşme üzerine yazdığım “Muhafazakâr-Modernist Proje” yazıma şöyle bir giriş yapmışım:

“Geçenlerde Cüneyt Özdemir’in CNN-Türk’teki programında Alev Alatlı’yı dinlerken içimden, ‘işte, muhafazakâr-modernist projenin teorisyenlerinden biri’ dedim. Alatlı’nın roman dizilerini okumuş, yirmi yıl kadar önce tanıtma yazıları da yazmıştım. Orada da vardı aynı paradigmanın izleri. Yirmi yıl içinde iyice geliştirmiş. AKP için büyük bir kazanım sayılabilir.”

Bugün bu söylediklerimin doğru olduğuna iyice ikna oldum. Ama eklemem gerekir: Hem AKP, hem de milliyetçi-muhafakâr eğilim için bir kazanım. Kendisi için kayıp tabii.

Şundan dolayı kayıp, çünkü milliyetçilik insanı sığlaştırır. Örneğin ülkesinin hükümetinin özgürlük düşmanı uygulamalarını ülke dışından eleştiren bir yazarı önemsiz göstermeye sevk eder. Alev Alatlı’nın yaptığı gibi, tabirimi mazur görün, bayağılaşarak, eleştirinin sahibi yazarı küçümseyebilmek için “beyefendi”, “entel-dantel” gibi sözcükler kullanmaya sevk eder. Daha vahimi, röportajı yapan Cüneyt Özdemir’in tutuklu gazeteciler konusunda ne düşünüyorsunuz sorusunu cevaplamamak için kulağına taktığı kulaklığı çıkarır takar, takar çıkarır, “aaaa olur mu öyle şey, polemik yapmayın benimle” türü sözlerle işi geçiştirmeye çalışır. Gazetecilerin diğer insanlardan farklı olmadığını ileri sürer. Paul Auster’in yaşadığı ülkenin demokrasi dışı uygulamalarını gündeme getirir, yine Auster’in “orada tutuklu gazeteci yok” dediği İsrail’in “anti-demokratikliğine”, “teokratik bir devlet olduğuna” işaret ederek, dikkati AKP-Devlet’in uygulamalarından uzaklaştırmaya çalışır. Çünkü o bir milliyetçi-muhafazakârdır, ne pahasına olursa olsun milliyetçi-muhafazakâr hükümetine ve devletine toz kondurmayacaktır. Yani allem edip kalem edip hapisteki gazetecilerle kader birliği yapmayacak, onları savunmayacak, hatta canavarın ağzına atıverecektir.

Aslında bu yazıyı yazmamın esas nedeni Alev Alatlı’nın ne olduğu, ne yaptığı değil. Çünkü kendisini ne romancı, ne de düşünür ve yazar olarak dikkate alıyor, önemsiyorum. Bu yazıyı yazmamın esas amacı, şu Amerika’nın ve israil’in de “anti-demokratik devletler” olduğu demagojisidir.

Bunu söylerken, bu devletlerin demokratik olduklarını savunduğum sanılmasın. Bir anarşist olarak bütün devletlerin anti-demokratik olduğunu düşünürüm, üstelik ABD ve İsrail, emperyalist ve alt-emperyalist devletler olarak iki misli anti-demokratiktirler. Bunu tartışmıyoruz. Sadece demagojiyi tartışacağız burada.

Soru şudur: Amerika’da ve İsrail’de tutuklu gazeteci var mıdır, yok mudur? Yani bu iki ülkede şu ya da bu yönde yazılar ya da kitaplar yazdığı için herhangi bir gazeteci ya da yazar içerde midir, değil midir? Eğer yanılıyorsam hemen düzeltirim ama bildiğim kadarıyla bu iki ülkede herhangi bir gazeteci ya da yazar yazdıklarından dolayı hapiste değildir.

Bu, bu ülkelerde basın ve yazma özgürlüğünün tam olarak gerçekleştiğini mi gösterir? Elbette hayır. Sermayenin egemen olduğu herhangi bir ülkede elbette basın ve yazma özgürlüğü de sermayenin egemenliği altındadır. Siyasi baskı yoluyla değil, ekonomik egemenlik nedeniyle. Bu ülkelerde de binlerce yazar ve gazeteci, ekonomik tekelleşme dolayısıyla kendini istediği gibi ifade edememektedir ama bu başka bir tartışma konusudur. Burada ekonomik tekelleşmeden ya da piyasanın görünmez elinin yazar özgürlüğünü boğmasından söz etmiyoruz, bunu tartışmıyoruz. Tartıştığımız şey, görüşlerini yazan herhangi bir yazarın ya da gazetecinin bu iki ülkede siyasi nedenlerle tutuklanıp tutuklanmadığıdır. Hayır, bu iki ülkede yoktur böyle bir durum. Bu anlamda, yani formel planda basın özgürlüğünün ihlali söz konusu değildir. Ama Türkiye’de, bırakalım ekonomik tekelleşmeyi bir yana, formel planda da, siyasi olarak da basın ve yazma özgürlüğü tehdit altındadır. Bunun en iyi kanıtı içerdeki yüzden fazla gazeteci ve yazardır.

Yazar Alev Alatlı, kendisine uzatılan mikrofona, “evet, böyle bir durum vardır, Türkiye’de gazeteciler tutuklanmaktadırlar” bile diyememiş, işi espriye vurmaya çalışmış ama kendisinden başka kimseyi güldürememiş, basın ve yazma özgürlüğünü savunamamış, bir yazar olarak fena halde sınıfta kalmıştır.

Cüneyt Özdemir, keşke programının devamında tanıttığı şu öğrenci tabletlerinden bir tane de Alev Alatlı’ya hediye etseydi. Gerçi AKP hükümetinin hazırlattığı bu tabletlerde basın özgürlüğü diye bir bahis geçtiğini sanmıyorum ya.

 

Gün Zileli

7 Şubat 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 Bu sitede yer alan, Alev Alatlı ile ilgili şu yazılara da bakılabilir:

Orada Kimse Var mı-I (1994)

Orada Kimse Var mı – II (1994)

Muhafazakâr-Modernist Proje (2011)

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI