İslamcı Sağ Devletleşince…


Modernist bir proje olan Sol’la, kültürel-modernist bir proje olan Kemalizm uzun bir tarihi dönem boyunca mutsuz bir evlilik içinde olmuşlardır. “Mutsuz” bir evlilik, çünkü Kemalizm, bir devlet ideoloji olarak, bir başka devletin ideolojisi olarak gördüğü komünizme yer açmak niyetinde değildi; dolayısıyla bu “mutsuz evlilik” boyunca Kemalizm egemen ve baskıcı, Sol ise destekçi ve baskı altında bir konumda kaldılar.

1960 darbesinden sonra bu ilişkide bir değişiklik göze çarptı. Kemalizm hakim devlet ideolojisi olmaya devam ederken sağ hareket yeniden hükümeti ele geçirmişti (Adalet Partisi) ve kendisine karşı mücadele eden solu savuşturmak için (pek güvenemediği) devletin kolluk kuvvetlerinden (özellikle ordu) çok, sağcı-paramiliter sokak güçlerine dayanmayı tercih etmişti.

İşte İslamcı ve Ülkücü militanlar bu dönemde (1965-1970) ortalıkta görünmeye ve 1969 yılından itibaren de cinayetler işlemeye başladılar. Ülkücü militanlar doğrudan İslamcı değildi ama kendilerini “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” olarak takdim ediyorlardı ve zaten şefleri Alpaslan Türkeş, Türkiye’deki İslamcı damarın önemini kavrayarak milliyetçi hareket içindeki saf ırkçıları (Nihal Atsız’ları) daha başından tasfiye etmişti.

İslamcı ve Ülkücü militanların sosyal ve sınıfsal kaynağı müteassıp orta Anadolu sağcılığıydı. Orta Anadolu’da eskiden beri toprak ağalığı değil, küçük köylülük hakimdi. Küçük köylülük, içine kapalı ve tutucu bir kültürel yapı için son derece elverişli bir zemindi. Öte yandan, Türk ve Sünni nüfus ağır basıyordu bu bölgede ve Alevi ve Kürt komşularına karşı belli önyargıları vardı. Esas belirleyici motif, Türklükten çok Sünni-İslam olmaktı, Kemalist modernist devletle belirgin bir uyumsuzlukları vardı. Dolayısıyla bu bölgeler, Kemalist modernizme reaksiyon gösteren DP ve devamında AP gibi orta-sağ partilerin sağlam oy deposu olarak ortaya çıkmışlardı.

Orta Anadolulu ailelerin çocukları olarak büyük şehirlere okumaya gelen gençler kolayca İslamcı ve ülkücü militanlar haline dönüşebiliyorlardı. Dolayısıyla, bu sağ-reaksiyoner akımlar militanlarını bu fidelikten devşiriyorlardı. Çünkü Orta Anadolu’dan gelen bu gençler, modern şehir hayatına ve modern büyük şehir orta sınıfının yaşam tarzına doğaçtan bir tepki içindeydiler ve solcuları da böylesi bir modernist-“züppe” yaşam savunucuları olarak görüyor, batılılığa tepki gösteriyorlardı. Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin (ki zamanımızın sağcı duayenlerinden Fetullah Gülen de bu reaksiyoner kuruluşun öncülerindendir) yönlendirdiği anti-modernist ve anti-komünist sağcı gençler MHP ve İslamcı akımlar tarafından paylaşıldılar.

Belki yanlış hatırlıyor olabilirim ama sağ kesimin sola karşı işlediği ilk cinayetlerin failleri ülkücüler değil, İslamcı militanlardı. 16 Şubat 1969 günü, Fikir Kulüpleri Feredasyonu’nun öncülüğünde yapılan 6. Filo’yu protesto yürüyüşünde İslamcıların devrimcilere saldırısı tamamen önceden planlanmıştı ve büyük ihtimalle arkasında AP iktidarı vardı. İslamcı militanlar Komünizmle Mücadele Dernekleri tarafından camilerden derlenmiş, ağırlıklı olarak esnafların oluşturduğu bir kitleydi. Dolmabahçe’den ilerleyen anti-emperyalist göstericilerin bin kişilik ilk kesimi meydana girdikten sonra polis geri kalan kitlenin önünü kesip meydana girmesini engellemiş ve bundan sonra Taksim Gezisi’nin önüne toplanmış İslamcı kalabalık hiçbir polis engeline rastlamadan, meydana giren işçi ve gençlerin üzerine bıçak ve baltalarla saldırmıştı. Bu saldırıda Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan adlı işçiler İslamcılar tarafından bıçak ve nacaklarla katledildiler.

Polisin İTÜ’ye saldırısıyla ölen Vedat Demircioğlu’nu saymazsak (ki o dönemde polis kadroları da ağırlıklı olarak aynı Türk-İslam fideliğinden besleniyordu), öldürülen ilk devrimci gençlerin (Mehmet Büyüksevinç ve Battal Mehetoğlu) katilleri de İslamcı militanlardır (Aralık 1969).

Araya 12 Mart dönemi (1971-1974) girdi. Bu dönemde Kemalist devlet yedeğine aldığı parlamento ve AP’nin desteğiyle solu bastırdı. İlginçtir ki, bu dönemde Kemalist devletin sıkıyönetim mahkemeleri, ülkücüleri, devrimci gençleri mahkûm edebilmek için ihbarcı-tanık olarak kullandı.

12 Mart dönemi, CHP’nin 1973 seçimlerinden zaferle çıkması üzerine sona erdi. Ordu geri plana çekildi. CHP, kısa bir süre, İslamcı hareketin temsilcisi MSP ile ittifak yaptıysa da, AP-MSP-MHP’nin geleneksel sağ ittifakının (Milliyetçi Cephe) kurulmasıyla Ecevit hükümeti sona erdi ve Milliyetçi Cephe hükümetleri dönemi başladı.

1974-80 dönemi, adeta iç savaşı andıran bir dönemdi. Bu dönemde MHP’nin örgütlediği paramiliter sokak güçleri, sola ve Alevilere karşı cinayet ve yer yer katliam (pogrom) çizgisi izlediler. Sol da savunma güdüsüyle karşılık verince bu dönemde beş bin civarında insan öldürüldü. Cinayetler, Sivas, Çorum, Malatya ve Maraş’ta alevi katliamlarına dönüştü. Ülkücü militanlar bu kitlesel katliamlarda İslamcı ve Alevi düşmanı sloganları kullandılar ve yerli bağnaz Sünni nüfusu seferber ettiler.

12 Eylül askeri darbesiyle Kemalist devlet-ordu duruma bir kere daha müdahale etti ve esasen solun üzerine yürüdü, solcuları işkenceden geçirdi ve idam etti (birkaç ülkücü militan da bu arada idam edildi). 12 Eylülcüler, bir yandan devlet ideolojisini kullanırken, bir yandan da sola karşı dalgakıran olarak İslami ideolojiyi devreye soktular. İşte bu yüzden Fetullah Gülen, Kemalist darbecileri daha ilk günden alkışladı ve desteğini sundu. 12 Eylülcüler, Alevi köylerinde zorla camiler açtırarak İslami akıma alan açmış oldular. Keza Türk-İslam sentezinin öncü gücü Aydınlar Ocağı, 12 Eylül döneminden büyük güç aldı. İslami hareket kendi entelijensiyasını bu dönemde örgütleyerek gelecekteki iktidarını hazırladı.

1990’lar, 12 Eylül rejiminden güç alan sağcı parlamenter iktidarlar dönemiydi. Bu dönem aynı zamanda, devletin ve sağcı iktidarların el ele vererek sola ve Kürt hareketine karşı yürüttüğü bir “faili meçhuller” dönemiydi. Devlet, eski sağcı ve ülkücü militanları kendi kontrgerilla örgütlenmesinin içine alarak sola ve Kürtlere karşı cinayetler siyasetini uyguladı. Keza aynı dönemde, yine zamanın sağcı iktidarının ve İslamcı hareketinin desteğiyle, Sivas’ta Alevilere ve aydınlara karşı bir katliam uygulandı.

Bütün bunları neden anlatmak ihtiyacı duydum? Şundan dolayı: Bugün de aynı Anadolu sağcılığına, yani İslamcı muhafazakârlığa dayanan bir sağcı iktidar işbaşındadır ve bu sağcı iktidar, geleneksel Kemalist-devletçi eğilimi kısmen tasfiye ederek, kısmen denetimi altına alarak devlete de hakim olmuş bulunmaktadır. Dahası, artık paradigmalar değişmiştir. Bugünkü sağcı AKP iktidarı, aynı zamanda, belki kültürel planda kısmen ama iktisadi ve toplumsal planda tamamen modernist projenin sahibi durumundadır. Eğer Kemalizm bir devlet ideolojisiyse, devletin sahibi olarak bu ideolojinin revize edilmiş şeklinin de sahibidirler.

Dolayısıyla devlet baskısıyla İslamcı baskı AKP-Devlet iktidarının şahsında birleşerek eski şehir orta sınıfının (CHP), emekçilerin (sol) ve Kürtlerin (BDP) üzerine buldozer gibi yürümektedir.

O zaman?

Gün Zileli

28 Ocak 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

(Bu yazının devamı niteliğindeki “Siyasi Durum Üzerine Bazı Spekülasyonlar” yazısını Yeni Harman dergisinin Şubat sayısında okuyabilirsiniz.)  

 

 

 

 

 

 

 


YAZI DETAYLARI