Doğrular Yanlışlardan Doğar…


Hrant Dink kararından sonra Taraf ve Radikal’in bazı yazarları arasında hem bir şaşkınlık yaşanıyor, hem de bu yazar arkadaşlarımız durumu izah etmek için büyük bir çaba içine girmiş bulunuyorlar. Elbette böylesi zihni çabalar olumludur ama şu ana kadar izleyebildiğim kadarıyla eski zihin yapılarını pek değiştirmiş gibi görünmüyorlar. Hatta tersine, olaya hâlâ eski mantıklarıyla bakıp yeni izahatlar getirmeye çalışıyorlar. Yani kısaca söyleyecek olursam, bence son zamanlarda sık sık sözünü ettikleri “eski devlet”le “yeni devlet” arasında bir uyumsuzluk yoktur (hatta eski ve yeni devlet diye bir şey de yoktur) ama kendi eski bakış açılarıyla yeni duruma ilişkin bakış açıları ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü üst üste oturamamaktadır. Tabii ben burada niyetlere girecek değilim, niyet okumak gibi bir amacım da yok, zaten bunu yapmayı sevmem. Niyetlerin ötesinde, objektif olarak bakmak gerekir söylenenlere. Hatta ben, niyet okumayı bırakın bir yana, hata yapan arkadaşların iyi niyetli olduklarına inanma eğilimindeyim.

Taraf’tan Kurtuluş Tayiz, “Eski devletin cinayetini yeni devlet kapattı” demiş. Bu bakış, Kurtuluş arkadaş açısından bir ilerleme de olsa, aslında eski devlet, yeni devlet diye bir şey yok. Sürekliliği olan bir tane devlet var. Elbette bunu söylemek, devletin yapısındaki değişiklikleri, örneğin AKP’nin giderek devlete tamamen hakim olduğu gerçeğini görmemizi engellememelidir. Ama zaten iktidarlardan bağımsız, başına buyruk bir devlet yapısı düşünmek de yanlıştır. Doğrudur, devletle (orduyla) iktidarlar arasında zaman zaman şiddetlenen çatışmalar yaşanır ama bu, göklerde, kişilerden, somut iktidarlardan tamamen arınmış, tanrısal bir devlet yapısı varmış gibi düşünmemize yol açmamalıdır.

Uzun lafın kısası, eski devlet gidip yerine yeni devlet gelmemiştir. “Eski devlet” denen şey yerli yerinde durmaktadır. Olan, sadece AKP’nin kadrolarıyla bu devleti ele geçirmesi olayıdır. Ama bu tek taraflı bir ele geçirme değildir. AKP devleti ele geçirmiştir; devlet de AKP’yi ele geçirmiştir.

Bu bakışın en önemli sakıncası, Hrant Dink cinayetinin sorumluluğunu soyut bir devletin üzerine yıkıp AKP iktidarını, yani somut devleti sorumluluktan kurtarmasıdır. Oysa cinayetin sorumlusu ve örgütleyicisi Devlet-AKP ya da AKP-Devlettir. Devlet-AKP, Hrant Dink’i ortadan kaldırmaya karar vermiş ve bu cinayeti kendi organları aracılığıyla (polis-MİT-Jandarma) örgütleyip gerçekleştirmiştir. Sonra da yine kendi organları aracılığıyla (yargı) üstünü örtmüştür.

Bu bakımdan, Ahmet Altan’ın şu yargısı da AKP iktidarının sorumluluğunu azaltmaya hizmet ettiğinden yanlıştır:

“Devlet, kendi içindeki adamları korudu. Siyasi iktidar, devletin bu insanları korumasına yardım etti.”

Burada da Devlet soyutlaştırılmaktadır. Bunun doğrusu şudur: Siyasi iktidar-devlet, cinayeti işlettiği adamları korudu. AKP’nin rolü bir “yardımcılık”tan çok öteyedir. Fiili faildir.

Radikal’den Orhan Kemal Cengiz, sorunu devlet organları arasındaki çelişkilere indirgeyerek büsbütün kafa karışıklığına yol açmaktadır:

“Polis sadece askerlerin dahli bulunan suçları yargı önüne getirme konusunda çok atak davranırken kendisinin de kusuru bulanan işlerde soruşturmaların önünü tıkadı.”

Burada da Kemal Cengiz arkadaşımız “kusurlu” bir yorumda bulunmakta ve polisin sorumluluğunu “kusur” diye hafifletmektedir. Oysa ortada bir kusur yoktur. Polis, cinayetin doğrudan faili durumundadır.

Taraf’tan Melih Altınok, dünkü “Yemezler” başlıklı yazısında neyi “yemediğini” şöyle açıklamış:

“Sizin derdiniz AK Parti, bizim derdimiz ise Hrant’ın katili devlet.”

Peki ya, bu devlet, bizzat AKP’nin devleti ise ne olacak?

Devlet organları arasında farklılıklar görerek orduyu ve jandarmayı sorumluluktan kurtarmaya çalışan Aydınlık’tan Serhan Bolluk ise cinayeti “Fetullahçı polis”le kısıtlamaya çalışmış. Oysa bu cinayetten ve gerçek katillerin örtbas edilmesinden devlet, bütün organlarıyla ve bir bütün olarak sorumludur. Öte yandan, “eski devlet” denilenlerin, yani Veli Küçük’lerin, Kerinçsizlerin ve hatta Aydınlık-İP çevresinin, Hrant Dink’in katledilmesindeki ideolojik sorumlulukları, o düşmanca ve ırkçı atmosferi yaratmadaki rolleri unutulmamalıdır. Ben Aydınlık çevresinin yerinde olsam, Hrant Dink cinayeti konusunda ahkâm kesmeden önce, bu cinayetin atmosferini yaratmaktaki rolümün üzerinde durur, çok derin ve samimi bir özeleştiri yapardım. Ama bunu yapmaya hiç niyetli görünmüyorlar.

 

Biraz da 19 Ocak 2012 büyük ve tarihi yürüyüşündeki konuşmalardan ve sloganlardan söz edeyim.

Karin Karakaşlı’nın güzel konuşması hâlâ “Ergenekon örgütü” türküsünü dillendirdiği için en azından bu noktada oldukça hatalıydı. Dün CNN Türk’te konuşan Markar Esayan, son günlerde en olumlu tutumu alan ve Agos’un karşısına düşen Şişli örgütünün binasına kocaman bir “Kardeşimsin Hrant” pankartını asan  CHP’ye saldırmak için “Ergenekon’un avukatı olduğunu söyleyen CHP” gibi laflar ederek utanç verici bir tutum takındı. Cüneyt Özdemir güzel yazmış: “Hrant Dink cinayetinde örgüt var diyen Nedim Şener içeri girdi, Hrant Dink cinayetini örgütleyen Erhan Tuncel tahliye edildi.” Bunun nedenleri üzerinde biraz düşünülseydi sanırım artık bu “Ergenekon” türküsü bir kenara atılabilecekti. Olay çok açıktır: Cinayet, bugün Ergenekon davasından yargılanan bir kısım sanığın kabadayıca ırkçı söylemlerle yarattığı ortamdan yararlanılarak işlendi ve sonra da cinayeti işleyenler onları tutuklayarak esas katilleri gözlerden gizlemiş oldular. Cinayeti işleyen, “Ergenekon” adlı muhayyel örgüt değil, Devlet-AKP ya da AKP-Devlettir. Sonraki gelişmeler bunu göstermektedir. Ergenekon davası, Hrant Dink cinayetinin izini süren Nedim Şener gibi gazetecilere kadar genişletilirken, Hrant Dink cinayeti davası, bütün izleri gizleyecek ölçüde daraltıldı ve iki tetikçiyle kısıtlandı.

 

19 Ocak yürüyüşündeki bazı hatalı sloganlardan söz ederek bu yazıyı bitireyim:

“Faşistler vuruyor, AKP koruyor.”

Bu slogan, dikkati AKP’ye çekmesi bakımından yararlı olmakla birlikte, AKP’nin rolünü koruyuculuğa indirgediği için hatalıdır. AKP iktidarı cinayetin koruyucusu değil, örgütleyicisidir.

“Katil devlet hesap verecek.”

Bu güzel ve doğru bir slogandır ama bugün artık yetersizdir, hatta cinayeti soyut “devlet”e bağladığı için fiili failleri gizlemeye bile hizmet edebilir. Yani fiili failler de bizimle birlikte “katil devlet” diye bağırarak projektörlerin kendi üzerlerinden uzaklaşmasına çabalayabilirler.

Hele hele bizim “akıllı” anarşistlerin attığı “bütün devletler katildir” sloganını duyduğumda yüzümde bir gülümseme dolaştı. Bizleri “bilinçlendirdiler” sağ olsunlar ama anarşistlerimiz, teorik doğru saptamaların somut politik mücadelede faillerin karartılmasına hizmet edebileceğini ne zaman kavrayacaklar? Bu sloganın, bırakın gerçek failleri gizlemeyi, devletin kendisini bile gizlemeye hizmet ettiğini ne zaman anlayacaklar? Ben devlet olsam şöyle derdim: “Bakın gördünüz mü, tek katil ben değilmişim, bütün devletler katilmiş. O halde neden bana yüklenip duruyorsunuz ki.”

Yine de kötümser olmaya gerek yok. Doğrular yanlışların içinden doğarlar.

 

Gün Zileli

21 Ocak 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI