Yayın Kolektifi Üzerine: “Kim Korkar Hain Piyasadan” Ceren Cevahir Gündoğan’ın Gün Zileli ile Röportajı

Yayın Kolektifi Üzerine Röportaj:

 

 

Kim Korkar Hain Piyasadan!

 

 

 

Ceren Cevahir Gündoğan: Yaklaşık bir yıl önce kurulan Yayın Kolektifi’nin temel metnini biliyorum ama bu işe girişirken neyin amaçlandığını bir kere de senden dinleyebilir miyiz?

 

Gün Zileli: 13 Ocak 2011’de bir araya gelen sekiz arkadaş olarak, bir çağrı metni kaleme almıştık. Yayın Kolektifi, bu çağrı metniyle başladı. Elbette esas olarak da internette ve sanal alanda… Türkiye’nin çeşitli yerlerinden, Avrupa ve Amerika’dan çağrıya 200 kadar arkadaş yanıt verdi. Ağırlıklı olarak, Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Mersin gibi iller başta geliyordu. Çağrı metnindeki temel noktalar, daha sonra Yayın Kolektifi’nin temel metni olarak kabul edildi. Yayın Kolektifi’nin amacı şuydu: Yayın, özellikle kitap yayını alanı, piyasa ilişkilerinin belirlediği bir plazalar ve bataklıklar alanına dönüşmüştü. Dolayısıyla edebiyat alanında ve diğer alanlarda nitelikli eserler geri plana itiliyor, esas belirleyici olarak satış ön plana çıkıyordu. Çok sayıda yetenekli yazar ve şair, yapıtlarını bastıracak yayınevi bulamıyorlardı. Hatta yayınevleri bu eserleri daha kapıdan geri çeviriyordu. Çünkü isimleri tanınmış değildi, satış şansı azdı, çoksatanlar listesine girmeleri imkânsızdı. Bu durum, aslında yetenekli insanların kendilerini ifade edememelerinin ötesinde, büyük bir kültürel çöküşe işaret etmekteydi. İşte Yayın Kolektifi, bu çöküşe karşı durabilmek amacıyla ortaya çıktı. Bunun koşulu, piyasa ilişkilerine meydan okumaya cesaret etmekti. Yani Yayın Kolektifi, piyasanın ya da satış reflekslerinin kenara ittiği yazarlara ve eserlere sahip çıkacak, onları satış açısından değil, eserlerinin gerçek niteliği açısından değerlendirecekti.

 

CCG: Hangi kadroyla, hangi olanaklarla yapılacak bu? Yani bu eserlerin değerlendirilmesi de bir mesaiye, dolayısıyla paraya bağlı değil mi?

 

GZ: Bu noktada paraya karşı gönüllülük esasını kendimize temel aldık. Yani senin sözünü ettiğin mesai, bu amaçları benimseyen insanların gönüllü çalışmalarıyla sağlanacaktı. Bunun için temel slogan olarak “’Bir El Ver”i benimsedik. Elbette bu el verecek insanlar da yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak zorundaydılar ama pekâla boş zamanlarının bir kısmını böyle bir çalışmaya ayırabilirlerdi, nitekim ayırdılar da.

 

CCG: Peki ne gibi mesailer bunlar, sadece eserlerin okunup değerlendirilmesi mi?

 

GZ: En başta bu elbette. Bunun için, böyle bir değerlendirme yapabilecek ve aynı zamanda buna gönüllü olan arkadaşlardan bir redaksiyon grubu oluşturduk, yirminin üzerinde arkadaşın katılımıyla. Bu arkadaşların bir kısmı, kendileri de yazar olan ya da zaten editörlük işi yapan arkadaşlardı. Ama sadece bu değil. Bunun yanı sıra, seçilen kitabın basılması için teknik arkadaşlardan da yardım aldık. Bu arkadaşlar Yayın Kolektifi’nin seçtiği kitabın dizgisini ve kapağını yapıyorlardı. Genel grubumuzun beğenisini kazanan kapaklar benimseniyordu.

 

CCG: Yani bir yayınevi mi Yayın Kolektifi, kitap mı basıyor?

 

GZ: Aslında ilk başta bir yayınevi tasarlamıştık, fakat kısa sürede anladık ki, eğer bu yayınevi işine girecek olursak para ve piyasa ilişkileri bizi kısa sürede kendi anaforuna çekecek ve demin belirttiğim temel ilkelerimizi rafa kaldırmak zorunda kalacaktık. Bu yüzden, bir yayınevi olmaktan vazgeçtik. Bunun yerine, seçtiğimiz kitapları bastırabilmek için çeşitli yayınevleriyle temasa geçmeyi, bu kitapları onlara önermeyi tercih ettik.

 

CCG: Her yayınevi piyasa ilişkilerine tabi olmak zorunda mı?

 

GZ: Eğer matbaada yayınlıyorsa, evet. Fakat bu noktada yayınevleri arasında da bir ayrım yapmak lazım. Plazalar dediğimiz büyük yayınevleri tamamen piyasa ilişkilerine tabidirler ve onları var edip yükselten piyasadır. Ama bir de bataklıkta çırpınan, batmakla batmamak arasında gidip gelen küçük yayınevleri vardır. Aslında piyasa ve para ilişkileri bu yayınevlerini tehdit etmektedir. Ama onlar da ister istemez piyasa ilişkilerine şu veya bu ölçüde tabi olmak zorundadır. Yayın Kolektifi, bu yayınevlerini dost görür ve onlarla işbirliğinden yanadır.

 

CCG: Yayın Kolektifi’nin seçtiği kitapları bu tür yayınevleri mi basıyor? 

 

GZ: Evet… Bu yayınevlerinden bir kısmı zaten Yayın Kolektifi’nin içindedir. Bizim önerdiğimiz kitapları benimserlerse basarlar. Örneğin bu yıl içinde Yayın Kolektifi’nin seçtiği 6 kitap Kibele Yayınları tarafından basılmıştır. Bir kitap ise, Yayın Kolektifi ile Kaos Yayınları’nın basım masraflarını ortak karşılanmasıyla basılmıştır.

 

CCG: Basılan kitaplardan bahseder misin?

 

GZ: Nesrin Kültür Kiraz’ın İmlâsız Bahçe Şiirleri adlı şiir kitabı, gerçekten şiir dünyasında kalıcı bir yer tutacaktır. Hülya Tarman’ın Peşime Verdi kitabı, şiddete içeriden bakan, ağırlıklı olarak röportajlardan oluşan sosyolojik bir araştırmadır. Kürt meselesine bir başka pencere açmakta ve çocuk gerillalar sorununa bağımsız bir bakış getirmektedir. Can Başkent’in Türler ve Cinsler kitabı da feminizmden, anarşizmden vicdani redden, eşcinselliğe, vejateryanlığa kadar günümüzün yeni toplumsal uyanış hareketlerini özgün bir şekilde ele almaktadır. Keza, Ali Rıza Gelirli’nin Efendisiz Demokrasi adlı kitabı da böylesi bir toplumsal arayışın sorunlarına cesaretle eğilen bir kitaptır. Aynı türden bir başka kitap da Sedat Eroğlu’nun Komün Bilgeliği‘dir ki, Eroğlu kitabında toplumsal arayışları bir gelecek toplum projesi şeklinde ortaya koymaktadır. Edebiyat alanında Nesrin Kültür Kiraz’ın şiir kitabının yanı sıra bir de Ali Murat İrat’ın Yitik romanı vardır. Yitik, bu topraklarda yaşayan Yezidi halkının iç ilişkilerini ve geleneklerini edebi bir tatla anlatan güzel bir romandır. Kaos Yayınları ile ortak basılan Abel Paz’ın Halk Silahlanınca kitabı aslında 1996 yılında 1. baskısını yapmıştı ve baskısı tükenmişti. 1936-39 İspanya Devrimi’ni  ve Durruti’nin hayatını konu alan bu kitap özellikle anarşist çevrelerde çok aranan bir kitaptı. Şu anda, Yayın Kolektifi’nin benimsediği, ancak basılmamış iki kitap daha vardır. Bu kitapların da 2012 yılının ilk yarısında basılacağını umuyorum. Bunlardan beri, benim çevirdiğim, Margarete Buber Neumann’ın İki Diktatörlük altında-Stalin ve Hitler’in Mahkûmu adlı anı kitabıdır; diğeri ise Mustafa Yılmaz’ın doğrudan Rusçadan çevirdiği, zamanında tanınan ama süreç içinde unutulmuş ya da unutturulmuş Rus mizah yazarı Arkadi Averçenko’nun Leninname’sidir.

 

CCG: Biraz da Yayın Kolektifi’nin çalışma tarzından söz eder misin, esas olarak sanal alanda faaliyet gösterildiğini söylemiştin. 

 

GZ: Evet, tüm bu işlerin yapılabilmesi için bir araya gelmek hem imkânsız hem de gereksiz. Yayın Kolektifi ile sitesi (www.yayinkolektifi.com) aracılığıyla bağ kuran yazarlar, dosyalarını orada belirtilen mail adresine gönderirler. Bir arkadaş, dosyaların redaksiyon grubuna ulaştırılmasından sorumludur. Yazarın ya da çevirmenin adını çıkarttıktan sonra redaksiyon mail grubuna gönderir. Redaksiyon grubundan en az üç arkadaşın dosyayı alıp incelemesi gerekir, tabii ki gönüllü olarak… Bu üç arkadaşın verdikleri raporlara göre (en geç üç ay içinde) dosya benimsenir ya da benimsenmez. Benimsenmesi için en az iki olumlu rapor alması gerekir. Dosya benimsendikten sonra çeşitli yayınevlerine Yayın Kolektifi’nin önerisi olarak götürülür. Kibele Yayınları örneğinde olduğu gibi, eğer kitabın basılması yayınevi tarafından benimsenmişse bu sefer teknik arkadaşlar devreye girer, yine gönüllü olarak ve yayınevinin standartlarına uygun bir şekilde sayfa düzenini yaparlar ve kapağı dizayn ederler. Kapak genel grupta ve yayınevi tarafından benimsenirse artık yayınevi basım aşamasına geçer.

 

CCG: Bu noktada bitiyor mu Yayın Kolektifi’nin işlevi?

 

GZ: Hayır, bundan sonraki aşama kitabın Yayın Kolektifi üyeleri tarafından satın alınması ve elden satılmasıdır. En azından 300 kitap satılabilirse yayınevi maliyetini çıkartmış olur. Tabii şöyle bir işlevimiz de var: Kitabın incelenme aşamasında redaksiyon işi, hatta editörlük, sayfa düzeni ve kapak tasarımı arkadaşlarımız tarafından gönüllü yapıldığı için yayınevinin kitap basım maliyetini düşürmüş oluyoruz. Dolayısıyla yayınevinin kitaba koyduğu fiyatı da daha düşük düzeyde tutması için ısrar etme şansımız var. İşte bu da piyasayla bir mücadele. Bunun ötesinde yüzde 50’ye varan bir indirimle kitapları arkadaşlara ulaştırıyoruz ki kitap okuyucuya ucuz bir şekilde ulaşsın. Gerçi bu alanda pek başarılı olduğumuz söylenemez bu güne kadar. Bir de son olarak kardeş yayınlarla dayanışma yoluyla yani para ödemeksizin Yayın Kolektifi’nin ilanlarını yayınlama işi var ki, bu güne kadar Birikim, Yeni Harman, Yaba, Mahsus Mahal dergileri ve Birgün gazetesi bu dayanışmayı göstermişlerdir.

 

CCG: Sanal alandaki işleyişi anlattın. Peki kararların alınması da yine sanal alanda mı oluyor?

 

GZ: Hem evet hem hayır 🙂 Genel haberleşme grubunda kendiliğinden bir onay ortamı doğuyor zaten. Ama bunun ötesinde bir de sanal ortam dışında ihtiyaç duyulduğu zaman yapılan Genel Katılımcılar toplantısı var ki, bu toplantı esas belirleyici kararları alır ve katılmak isteyen herkese açıktır. Örneğin bu yıl içinde, şimdi toplamını hatırlamıyorum ama sanırım 10’a yakın toplantı yapıldı. Bu toplantıların kararları genel gruba duyurulduğu gibi, sitemizde ve facebook sayfamızda duyurulur.

 

CCG: Peki, Yayın Kolektifi’nin geleceğine ilişkin söyleyeceğin bir şey var mı?

 

Bu ay yapılan genel katılımcılar toplantısında, dijital yayın yapan bir yayınevi kurma tasarısı ortaya atıldı ve benimsendi. Ancak bu nokta genel grupta halen tartışılmaktadır. Dijital kitap basımına girersek bunun bizi piyasa ve para anaforuna çekmeyeceği konuşuldu toplantıda. Çünkü dijital kitap sadece ihtiyaca göre basılır. Mesela bir kitap 100 adet bile basılabilir. Bu 100 adet kitap alıcısına kolayca ulaştırılabilir ve maliyetini çıkartır. Dolayısıyla reklam vesaire giderler gibi yayınevlerini çok yoran masraflardan kaçınmış oluruz. Yani dijital kitap basımı, bana öyle geliyor ki, değişim değeri değil, kullanım değeri üretmek gibi bir şeydir. Ve gönüllülüğe dayanan kolektif  bir yayın kuruluşu için oldukça elverişli görünüyor. Ama tabii ki tartışıyoruz ve her şey pratikte görülür.

 

25 Aralık 2011i

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI