“Suçları Ayarlama Enstitüsü”

 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o harika ironik romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü bir fırsatını bulursam bugünlerde yeniden okumak istiyorum. Bu romanın bir sahnesi hiç aklımdan çıkmaz. Kentte bir “Saatleri Ayarlama enstitüsü” kurulmuştur. Bu Enstitü’nün görevlilerinin görevi kenti dolaşarak saatlerin doğru işlemesini denetlemektir. Aklımda kaldığı kadarıyla, bir gün Enstitü’nün müdürü, gelip görevlilere, saatleri ayarlayan ve denetleyen görevlileri de denetleyecek yeni görevliler ve denetçiler ihdas etmek lüzumunun hasıl olduğunu söyler. Görevlilerden biri, “ama böyle bir göreve gerek var mı” diye sorar safça. Müdür, hiç tereddüt etmeden şu cevabı verir: “ah kardeşim, anlamıyorsun. Görevler gerekli değildir, yaratılır.”

Aslında bu harika saptama sadece görevlerle kısıtlı değildir. Bunu pekâlâ suç ve ceza alanına da uygulayabiliriz:  İlla suçun olması gerekmez, suç yaratılır. Özellikle siyasi alanda suç yoktur, siyasi iktidarlar tarafından yaratılır.

Bütün modern tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur ve günümüzde de bu örnekleri bulmak ya da görmek için fazla zahmet etmemize gerek yoktur. Hatta fazla zeki olmaya da.

Danton suçlu değildi. İdam edilmesi için hakkında bir suç yaratılması gerekiyordu.

Kamenev ve Zinovyev (ve tabii ki, bilcümle akraba-i taallukatları) suçlu değildi. Duvarın önüne dizilmeleri için “halk düşmanı” suçunun yaratılması yeterliydi.

Tukaçevski, Yakir gibi en üst rütbedeki Kızıl ordu generallerinin de tutuklanıp kurşuna dizilmeleri için “Nazi ajanı” suçunu işlemeleri gerekiyordu. Gestapo’nun da sahte belgeler sızdırarak GPU’ya bu imalatta yardımcı olduğu bilinir.

Şeyh Sait ve Seyit Rıza suçlu değildi. İstiklal Mahkemesinin onları idam edebilmesi için, “cumhuriyete karşı ayaklanma” suçunun imal edilmesi icap etti.

Menderes, Zorlu ve Polatkan, “Anayasayı tağyir ve tebdil” etmiş değillerdi ama idam edilmeleri için böyle bir suç imal edilmesi zorunluydu.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın idam edilmeleri de aynı suçun o zamanki iktidarca yaratılmasına bağlıydı.

12 Eylül dönemindeki cunta da suç imalatçılığında oldukça başarılıydı. Bu imalatın sonucunda çok sayıda insan ipe gönderildi, binlercesi de zindanlara atıldı.

İyice göze batsın diye tarihteki, idamla sonuçlanan suç imalatlarına değinmeyi tercih ettim.

 

Günümüze gelecek olursak; bugünkü Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargâh, Odatv, Andıç vb. davaları da suç imalatçısı bir iktidarın yarattığı suçlar üzerine kurulmuştur.

Dün, CNN Türk’te, Nazlı Ilıcak’ın yönettiği gazeteciler toplantısını izledim. Nagehan Alçı adlı, gazeteci olduğu iddiasındaki genç ve hırslı hanım, emekli Genel kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasının (program sırasında henüz tutuklanmamıştı ama Nagehan hanım kızımız sonuçtan pek emin görünüyordu. Nazlı Ilıcak hanım ablamız da programı kapatırken, sonuçtan o kadar emin olmalı ki, “tutuklanması” diyerek “dili sürçtü”, sonra da “ihtimali” diye ekleyerek durumu düzeltmeye çalıştı) “demokrasinin zaferi” olduğunu ilan ediverdi.

Yüksek rütbelilerin ya da bugünkü moda deyimle “devletin zirvesinin” günün birinde tutuklanıyor olması hiç de “demokrasinin zaferi” falan değildir. Fransa’da Kral tutuklanıp kellesi vurulunca, bu hiç de demokrasinin zaferi sonucunu vermemiş, tersine, kralın sepete düşen kellesi, en fazla kelle götüren Robespierre de dahil, Fransız Devrimi’nin öne çıkarttığı liderlerin kellesinin de gideceğinin habercisi olmuştur.

Rus Çar ailesinin, beşikteki bebeğine varıncaya kadar acımasızca katledilmeleri de demokrasinin zaferi olmamış, bu katliam kararına ortak olan bütün Sovyet önderleri daha sonra kendilerini duvarın önünde buluvermişlerdir.

Keza, Kronstadt ayaklanmasını bastıran Tukaçevski’nin tutuklanıp kurşuna dizilmesi de, 1937-38 Büyük Temizliği’nin zirvesinde meydana gelmiştir. Bu idam da demokrasinin değil, tarihin gördüğü en büyük cellat Stalin’in zaferi olarak tarihe geçmiştir.

Kısaca söyleyecek olursam, zirvedekiler tutuklanınca demokrasi zafer falan kazanmış olmuyor Nagehan hanım kızım. Tabii ki, iktidarın zirvesindekilere yaranarak bir dahaki devre meclise girmeyi düşünenlerin algısı açısından değil, demokrasinin gerçek temsilcisi, ezilen halk açısından söylüyorum bunu.

Aslında ezilenlere de bu konuda fazla pirim vermekten yana değilim. Sovyetler Birliği’ndeki Büyük Temizlikler sırasında, işçiler ustabaşıların yerine geçmek, alttaki görevliler, üstlerinin görevini kapmak için ustabaşılarını ve üstteki görevlileri bol bol ihbar etmişlerdir. Ahlaksızlığın sınıfı falan yoktur.

Yine de demokrasinin zaferi denen şey, ezilenlerin ve aşağıdakilerin bilinçli ve ahlaklı eylemiyle gerçekleşebilir ancak.

İmalatçılıktan geldikleri için suç imalinde de pek fazla zorluk çekmeyen AKP iktidarcılarının ve kaçınılmaz olarak bu iktidarın emriyle hareket eden savcıların ve yargıcıların hukuk diye diye hukuku tepelemeleriyle değil.

 

Gün Zileli

6 Ocak 2012

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI