Harp ve Sulh!

 

Dünyanın en güzel savaş romanı olan o destansı Harp ve Sulh romanının kararlı bir pasifist olan Tolstoy tarafından yazılmış olması hiç de tesadüf değildir (tabii bu arada Eric Maria Remarque’i de unutmamak gerekir). Savaşın ne demek olduğunu, ancak bu felaketin anlamını içten duyanlar yazabilirdi. “Hazır ol cenge, istiyorsan sulhu salah” lafı ise, sadece savaşa davetiye çıkaranların sarıldığı, tamamen yanlış bir laftır. Aslında bu laf, “savaş istiyorsan, barış silahını da esaslı bir silah olarak kullanabilsin” diye de okunabilir.

İşte AKP hükümeti bu anlamda “barış” silahını kullanmakta oldukça başarılı. Tabii ki, bu söylemi yutanlar açısından başarılı oldukları söylenebilir.

Bülent Arınç, “Kürtlerin bütün istediklerini vereceğiz” dediği zaman, bu sözlerin altında yatan anlamı galiba bir tek MHP’liler yanlış anlayıp Arınç’ı, “vatanı bölenlere taviz vermekle” suçladı. Belki MHP’liler de yanlış anlamadı da, politika icabı öyle konuşmak gereğini duydular. Ben ise, Arınç’ı dinlediğim zaman, “bakalım ardından ne gibi bir saldırı gelecek” diye sormuştum. Cevap, Şırnak’ta öldürülen köylüler haberiyle geldi bugün.

Şunu netleştirmemiz gerekir: “Sulh-u salah” istiyorsan, cenge değil, “sulh”a hazır olman gerekir. Yoksa barış lafı, en savaş taraftarı olanların kalkanından başka bir anlam taşımaz. Hitler, “barış istiyoruz” diye diye bütün Avrupa’yı istila etmiştir. Bütün istilacılar aynı şeyi yapmıştır.

Şu anda AKP iktidarı ne yapıyor? Bir yandan Kürtlerin her türlü hakkını vereceğiz diyor, bir yandan da Kürtlerin üzerine yürüyor; KCK tutuklamaları zirveye tırmandırılıyor, avukat, yazar, öğretim üyesi ve gazetecileri kapsayarak hem de. O zaman ne oluyor bu “hak, hukuk” söylemleri? Tamamen bir uyutmaca, yok etmeye, bastırmaya çalıştığın bir hareketi iyice hareketsiz hale getirme girişimi. Aynı fareler gibi. Fare, uykusunda insanın burnunu yerken bir yandan da üflermiş, acıyla uyanmasını önlemek için. Doğada da var bu. Bazı hayvanlar (mesela yılan), avını yerken, acıyla çırpınmasını önlemek için morfin türü bir sıvı salgılarmış.

“Kürtlerin haklarını vereceğiz.”

Al sana uzaktan kumandalı bomba!

Genel Kurmay, yaptığı açıklamada, sadece sınırdaki bazı hareketli hedeflerin bombalandığını belirtmiş.

Hata Kürt köylülerinde. Normalde hareket etmemeleri gerekiyordu! Eğer 24 saat hareketsiz bir şekilde uyumayı becerebilselerdi başlarına bunlar gelmeyecekti. Ya da Arınç’ın vaatleriyle uyutulmayı kabul etselerdi!

Neyse, yetmiş yıl sonra bir başka başbakan çıkıp devlet adına özür diler nasıl olsa. Tek tesellimiz bu!

Böyle bir ortamda hâlâ şaka yapabiliyoruz, gülmeye çalışabiliyoruz. Sırf gülmenin ideolojik bir tavır olduğunu unutmamaya çalışarak! Ama aslında içimiz kan ağlıyor. Kürt köylülerini “hareket eden hedef” durumuna getiren bir ordumuz var; şu üstün teknolojiye bakın! Hem de artık insansız araç kullanıyorlarmış. Önemli değil, “insanlı” araç olsaydı da ikisi arasında çok fark yok zaten. O araca binip bomba sallayanların insan olmadığını zaten biliyoruz.

 

Neyse, lafı uzatmayalım. Bu yazıda söylemek istediğim esas olarak şu: Barış silahla sağlanmaz. Gerçekten barış isteyenler silahı bir yana bırakıp samimiyetlerini göstermek zorundadırlar. Vurarak barış olmaz. Tutuklayarak barış olmaz. Öldürerek barış olmaz. Operasyonla barış olmaz. Hem vuracaksınız, hem de barıştan, haklardan söz edeceksiniz!

Kim inanır hain kurda!

 

Gün Zileli

29 Aralık 2011

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI