Dağlar ve Fareler…

Dağın dağ olduğundan epeyce kuşkuluyum ama doğan farelerin fare olduğu kesin.

Meğer her şey bedelliyi tezgâhlamak içinmiş. Bir de AİHM’in cezalarından sıyırmak için. İki amaca da ulaştılar.

Ödenen askerlik bedelleri “şehit” yakınları ve “gazi”lere harcanacakmış. Bunun çevirisi şu: Parası olanlar, parası olmayıp askere gitmek zorunda olanlara, askerdeyken ölüp yaralananlara tazminat ödemiş oluyor böylece. “Benim param var, gitmiyorum ama gidip ölen ve yaralananlara da hizmetlerinin bedeli olarak para ödüyorum işte. Şehit yakınları evlatları öldüğü için ödediğim paralarla teselli bulacak; bacağını kaybedenler de ödediğim parayla takma bacak takabilecek.” Utanç verici!

Vicdani ret gibi onurlu bir davayı bile kullanmaktan çekinmediler. Bile bile “vicdani red” balonunu uçurdular. Sonra da yine kendi elleriyle patlatıverdiler. Bülent Arınç bugün net bir şekilde açıkladı: “Vicdani ret söz konusu değildir.” Peki o zaman neden söz konusu ettiniz? Fareler yeni doğduklarında pek sevimlidirler de büyüyüp sıçan olduklarında o sevimliliklerinden eser kalmaz. Üstelik bir de hızla büyürler ki!

CHP’nin bu konuda ne dediği, her zamanki gibi tam anlaşılamadı. Ulusalcılıkla popülizm duvarları arasında sıkışmış CHP’nin durumu gerçekten çok acıklı. Bir yandan, ulusalcı Aydınlık’ın zorunlu askerliği kutsayan propagandasından etkilendiler ve bunu dile getirdiler. Ama ne de olsa seçim kaygıları vardı. Bunun için yoksul kitleleri de biraz okşamaları gerekiyordu.  Bu yüzden, yoksul çocuklarının hoşuna gidecek laflar da ettiler. Belli bir gelirin altında olanların askerlik için bedel ödemekten muaf tutulmasını istediler. Aslında bunu da muhalefette olmanın rahatlığıyla yaptılar. Kendileri iktidarda olsaydı, en fakirden de çatır çatır bedel alırlardı, merak etmeyin.

Dağın doğurduğu farelerden biri de Kılıçdaroğlu’ydu. Şu işe bakın. 1982 doğumlu olan, yani otuz yaşına gelmiş oğlunun askere gitmesine karar vermiş ve oğlu da onun sözünü dinleyip askere gidecekmiş. Nedir söylenmek istenen? Bakın ben ne kadar vatanseverim, imkânım olduğu halde bedelliyi tercih etmiyorum, oğlumu askere yolluyorum. Duyun ey zorunlu askerlik hayranı ulusalcılar! Sonra bakın ben ne kadar fakirden yanayım, unutma beni ey halkım! Bakın, oğlumu diğer fakir halk çocukları gibi askere yolluyorum. Peki peki anladık, ne kadar ulusalcıymışsın, ne kadar halkçıymışsın be abi. Evet ama çok önemli bir noktayı ıskalamış görünüyor Kılıçdaroğlu. Oğlunun bağımsız kişiliği ne oluyor bu arada? Otuz yaşına gelmiş koca adam kendisi karar alamıyor da, hâlâ babası mı karar veriyor onun adına? Yarın öbürsü gün, ”o kızla görüşmesine ya da evlenmesine izin vermedim” derse hiç şaşmayalım. Nerde kaldı yetişkin bir insanın kişilik hakları, bağımsızca karar verme hakları? Bir ana okulu öğrencisine bile böyle muamele edilmez. Kılıçdaroğlu’nun oğlu da eğer babasının bu kararı karşısında itiraz etmeyip, “peki baba, öyle yaparım” dediyse bravo doğrusu! İşte buyurun, “Çoğunluk” filmindeki baba-oğul sahnelerinden biriyle daha karşı karşıyayız.

Zaten baştan belliydi her şey. “Vicdani Ret mi, Vicdanı Ret mi” yazımda buna işaret etmiştim. Ne var ki, dağın doğuracağı farelerin bu kadar yüzsüz olacağını tahmin edememiştim.

Şu AKP ile CHP’nin televizyonlarda birbirlerinin gözünü oyacakmış gibi davranmalarına, en ağır sözlerle birbirlerine saldırmalarına, esip üfürmelerine inanmayın. Aslında yoktur birbirlerinden önemli bir farkları. İkisi de ulusalcıdır, ikisi de Sünni-Türk partisidir, ikisi de devletçidir, ikisi de kapitalist-emperyalist sistemin savunucusudur, ikisi de burjuvazinin savunucusudur, ikisi de orducudur, ikisi de polisçidir, ikisi de Kürt halkına karşıdır, ikisi de emekçi haklarının karşısındadır, ikisi de modernist-nükleer santralcidir, ikisi de tek parti diktatörlüğünün devamıdır, ikisi de Atatürkçüdür.

İkisi de… “dağ”ın çocuklarıdır.

Gün Zileli

1 Aralık 2011

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI