Dışardan Gazel!!!

 

Yeni Harman dergisinin Kasım 2011 sayısında yayımlanmıştır.

Ayrıca Yeni Harman’ın Aralık 2011 sayısında “İki Tür Nasyonal Sosyalizm” ve “Tartışma özgürlüğü, özgür Tartışma” başlıkla yazılarım yayımlanacaktır.

“Dışardan gazel okumak” pek hoş bir deyim değildir. Hem bu söze muhatap olan, hem de söyleyen açısından. İnsanlar bir şeyler yapmaktadırlar. Bu yapılanın dışında duran biri yapılan işe ilişkin eleştirilerde bulunur. O zaman işi yapanlar haklı olarak, eleştiri sahibinin “dışarıdan gazel okuduğu”nu söylerler. Evet ama, gerçekten de sandıkları kadar haklı mıdırlar bakalım? Ya “dışarıdan gazel okuyan” haklı bir eleştiride bulunuyorsa? Hatta bu eleştirilerini dışarıda kalmanın avantajlarından yararlanarak yapıyorsa? Bazen, hatta çoğunlukla, işin içinde olanlar işe kendilerini öylesine kaptırırlar ki, yapılan hataları göremezler. Bazen onları uyaracak dışarıdan bir göz yararlıdır, yani herkese bir “dışarıdan gazel okuyan” gereklidir.

Böylece, kendime bir “haklılık” kalkanı oluşturduktan sonra Kürt siyasal hareketinin yürütücülerine, Kürt hareketiyle ilgili söyleyeceklerimi dobra dobra söyleyebilirim. Tabii, “dost acı söyler” sözünü de hatırlatarak. Bu da ikinci kalkanım olsunJ

Birincisi, Türkiye’deki Kürt düşmanı bir takım aşırı sağcı çetelerin AKP iktidarına söylediği şeyi ben tersinden söyleyeyim. Onlar, “hiç PKK gibi terörist bir güçle görüşme yapılır mı?” diye yükleniyorlar AKP iktidarına. Ben de tersinden, PKK yöneticilerine ve gelecekte Kürt siyasal hareketi adına görüşme yapma ihtimali olan bilcümle Kürt siyasal hareketi temsilcisine tersinden şunu söylüyorum: Hiç devletle ve MİT’le görüşme yapılır mı?

Temsilcilerin ne diyeceğini duyar gibi oluyorum. “Barış için yapılır.” O zaman anlıyorum ki, aynı zeminde değiliz ve benim söylediklerim gerçekten boşuna. Nedir barış? Savaşın silahsız sürdürülmesidir, yani savaşın bir başka veçhesidir. Oysa bizim barış değil, savaşın toptan sona ermesini istememiz gerekir. Yani barış değil, silahların toptan ortadan kaldırılmasını ve savaş denilen şeyin topyekûn yok edilmesini. Bu ise barış görüşmeleri ile değil, silahların tek taraflı olarak ve tamamen bırakılması ile mümkün olabilir. Yani Kürt siyasal hareketi için en savaş karşıtı ve en devrimci tutum, hiçbir şart ileri sürmeden silahları bıraktığını ve silahlı örgütünü dağıttığını ilan etmektir. Bu, Türk devleti karşısında bir yenilgi değil, tersine Kürt hareketi için muazzam bir psikolojik üstünlük anlamına gelecektir.

Öte yandan, diyelim ki, Kürt siyasal hareketi bu kadar radikal bir adım atmaya hazır değil. Bu durumda da devletle ve MİT’le görüşme yapmak, yani pazarlık masasına oturmak yanlıştır. Çünkü devlet ve onun gizli istihbarat örgütü MİT’in bu görüşmelerdeki tek ve değişmez amacı Kürt hareketini teslim almak ve Türk devletine eklemlemektir. Tabii Kürt siyasilerinin de amacı buysa onu bilemem.

İkincisi, bu eklemlenmenin ya da entegrasyonun en önemli unsurlarından biri de Meclis’e katılmaktır. Kürt siyasal hareketi, BDP ya da BDP’yle blok kurmuş diğer sol gruplarla birlikte TBMM’de yer alarak entegrasyon ve eklemlenme yönünde önemli bir adım atmıştır. Bütün medyanın, neredeyse ayrımsız bir şekilde, ayrıca MHP de dahil olmak üzere bütün siyasal partilerin koro halinde, “BDP parlamentoya dönmelidir” şarkısını söylediğini hepimiz duyduk, dinledik. Ben BDP’li ya da Blokçu olsam, en azından koro halinde söylenen bu şarkının anlamı üzerinde dururdum. Neden BDP’yi parlamentoya istiyorlar? Çünkü bu yolla BDP’yi ve bloku teslim alacaklarını düşünüyorlar ki, bu hiç de yanlış bir hesap değildir. Amaçları, Kürt hareketinin “tepe”sini teslim alıp, “taban”ını ezmektir. Nitekim bu süreç başlamıştır. BDP’liler istedikleri kadar Meclis’te itirazlarını ileri sürsünler, Sırrı Süreyya önder, istediği kadar güzel konuşmalar yapsın, sonuç değişmeyecektir. KCK tutuklamaları devam edecek ve Kürt hareketinin siyasal örgütlenmesinin tabanı ve orta kesimi bundan sonra “maçı” “duhuliye”den izlemek zorunda kalacaktır (şimdi bu metaforu da açıklamak zorundayım, gençler anlamayabilir. Eskiden Mithatpaşa stadında bir de “duhuliye” bölümü vardı. Bu, açık tribünlerin bodrumunda yer alan, önü tellerle kaplanmış, cezaevinden farksız bir yerdi. Çok az parası olanlar maçı buradan izlemek zorunda kalırlardı). Bu kadarla da kalmıyor. Devletin ve onun yürütme kurulu AKP’nin “dağ”a ilişkin siyaseti son derece nettir. Gerilla gücünü silah zoruyla bastırmak. Bunun için dağ polisi hazırlıyorlar, bu orta ve uzun vadeli hazırlığı görüp de hâlâ AKP iktidarından ve devletten olumlu bir gelişme bekleyen Kürt politikacılarına gözlüklerini bir kere daha kontrol etmelerini ve birkaç derece daha yükseltmelerini söylemekten başka yapabileceğim bir şey yok. Üstelik daha geçen gün sınır ötesi harekât için tezkereyi yenilediler mecliste. Böyle vahim kararlar alan bir mecliste işiniz ne? Biz muhalefet etmek için oradayız diyeceksiniz, biliyorum ama oradaki varlığınızın bütün bu savaş girişimlerini perdelediğini nasıl görmezsiniz? Şöyle söyleyeyim: Meclis dediğiniz, egemen düzenin genel konseyidir. Bu genel konsey halka saldırı kararları alıyor ve siz bir muhalefet olarak orada kalmaya devam ediyorsunuz. Şahsen ben, halka saldırı kararı alan hiçbir organda bir muhalif olarak bile kalmaya devam etmezdim. Üstelik 11 bin lira maaş alarak! Çünkü orada kaldığınız her saniye, böylesine gayrimeşru kararlar alan bir organı meşrulaştırmaya hizmet ediyor. Çok mu toptancıyım? Evet öyleyim.

Üçüncüsü, yeni anayasa da bir yem ve aldatmacadan başka bir şey değildir. Yine toptancı bir şey söyleyeyim de iyice iflah olmaz biri olduğuma kanaat getirin. Nedir anayasa? Devletin tüzüğü, öyle değil mi? Neden devletin tüzüğüne katkıda bulunuyorsunuz ki? Neden silah, ölüm ve hapishaneden ibaret olan bir kurumun meşrulaştırılmasına alet oluyorsunuz ki? Bu topraklarda yaşayan halkların devlete değil, devletsiz yaşamaya ihtiyacı var.

Haydi bunu da bir yana koyalım, daha reelpolitik bir alana doğru kayalım. Diyelim ki, “demokratik” bir anayasa umut ediyorsunuz. Mümkün mü böyle bir şey? Hem de böyle bir meclisle. Kürtlerin kültürel hakları verilmeyecektir. Veriliyormuş gibi bir şeyler gevelenecektir elbette ama aslında verilmeyecektir. Tek dil, tek bayrak demeye devam edecekler. Hiçbir özerklik hakkını, hiçbir kültürel hakkı koymayacaklar anayasaya. Yüzde on barajını falan da kaldırmaya niyetleri yok. Bütün iktidarlar anti-demokratik olmak zorundadır. Sizin kendi alanlarınızdaki iktidarınız da dahildir buna. Demokratik olmak isteyen, bunu gerçekten özleyen, önce kendi iktidarını dağıtmakla başlamalıdır işe.

Dördüncüsü, özerklik yasal bir sorun değildir, özerkliğin süjesi olan halk istenci sorunudur. Halk özerk yaşamak istiyorsa bunu fiilen geliştirir. Bu bakımdan, Ağustos ayında Yeni Harman’la yaptığım söyleşide de belirttiğim gibi, Kürt siyasal hareketinin son yıllardaki en olumlu çıkışı özerklik bildirisidir. Esas mesele bunun hayata geçirilmesidir. Köy köy, kasaba kasaba, hiçbir silahlı eyleme gerek olmaksızın halkın özerk organları, yasal izin olmadan ama açık ve meşru bir şekilde toplanabilir ve kendi kararlarını alıp hayata geçirebilir. Kürt bölgelerinde bunun için çok olumlu koşullar vardır. Kürt halk kitleleri buna çok yatkın bir konumdadır. Bu fırsat kaçırılmamalıdır. Gecikilmeksizin özerkliğin uygulanmasına girişilmeli, özerk komünler ve bunların kurumları yaratılmalıdır.

Yukarda silahların terk edilmesinden söz etmiştim. Gerilla örgütlenmesi dağıtılmalı ve silahlı mücadele bir kenara bırakılmalıdır. Asker, polis ya da sivillerin ölmesi, bunların cenazelerinin kasabalara taşınması ve orada yapılan cenaze törenleri halkın moralini bozmaktan, Kürtlerle bu ülkede yaşayan diğer halklar arasında husumetin giderek artmasından ve aşırı sağcı güçlerin bu durumdan yararlanarak faşist propagandayı yoğunlaştırmalarından, devletin, Kürt halkına karşı yapacağı baskı için bahane yaratmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Zaten bugün gerilla eylemleri, sadece devleti görüşme masasına oturmaya razı etmek ve o masada elini güçlendirmek için kullanılıyor. Ne var ki, ben zaten o masaya oturmanın yanlış olduğunu savunuyorum. Eğer benim dediğim doğruysa, gerilla savaşının hiçbir işlevi kalmıyor. Silah, ancak, özerklik davasını fiiliyata geçiren Kürt kitlelerinin, devletin ya da paramiliter güçlerin saldırısına karşı bir özsavunması anlamında işleve sahip olabilir bugün.

Dışardan gazelimi okudum.

Acı sözümü söyledim.

Günah benden gitti Kürt kardeşlerim.

Gün Zileli

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI