Nikita Tayyip!

Nikita Kruşçev, 1956 yılında, SBKP’nin XX. Kongresinin gizli oturumunda, Stalin’in ve Stalin rejiminin bir kısım suçlarını açıkladı. Bu suçların odağında elbette 1930’lu yıllardaki Büyük Temizlik vardı. Ne var ki, o sırada Sovyet devletinin başında bulunan Nikita Kruşçev, Stalin’in ve Stalinist devletin suçlarını açıklarken seçmecilik yaptı ve Stalin’in önemli suçlarını gizledi. Buna rağmen Kruşçev’in açıklamaları pandoranın kutusunu açtı ve bütün suçlar ortalığa saçıldı.

Nikita Kruşçev neleri açıklamış, neleri örtbas etmişti? Kimleri rehabilite etmiş, kimleri rehabilite etmekten imtina etmişti?

Kruşçev, Stalin’in tasfiye ve katliamlarında sadece parti içindeki bir kesimi, esasen Stalin’in kurbanı olan Stalinistleri aklama yoluna gitmişti. Andığı isimler arasında Rodzudak gibi, politbüro üyesi, sadık Stalinistler bir hayliydi. Ama ne Troçki, ne Buharin, ne Zinovyev ve Kamenev’in,  ne de 1920’lerde Çeka’nın öldürdüğü anarşistler, sosyalist devrimciler ve Menşeviklerin adı geçiyordu. Bu insanlar rehabilite edilmemişti ve Gorbaçov dönemindeki bazı açılımlara rağmen Sovyet devleti yıkılıncaya kadar rehabilite edilmeden kaldılar. Zorla kolektifleştirme sırasında katledilen yüz binlerce köylüden de söz edilmiyordu. Bu, Kruşçev’in başında bulunduğu Sovyet devletinin katledilen bu insanların cesetleri üzerinde yükselmeye devam ettiği ve edeceği anlamına geliyordu.

Kruşçev’in 1956 yılındaki bu çıkışının iki anlamı ve amacı vardı. Birincisi, başında bulunduğu Sovyet devletini geçmişteki bir takım suçlarından arındırarak güçlendirmek; ikincisi de, kendi iktidarını sağlamlaştırabilmek için halen devlet içinde belli güç odaklarını ellerinde tutmakta olan Molotov, Malenkov, Kaganoviç gibi Stalinistleri geriletmek, hatta bu güç mevzilerinden süpürmek. Aslında olan, Stalinist rejim temelde devam ederken, onu koşullara uygun olarak revize etmek, dolayısıyla güçlendirmek çabasından ibaretti.

Tayyip Erdoğan’ın Dersim katliamıyla ilgili açıklamalarını okuyunca ister istemez Nikita Kruşçev’in 1956 yılında, XX. SBKP Kongresinde yaptığı konuşma geldi aklıma.

Tayyip Erdoğan ne yapmak istiyor? Bence, aynı Nikita Kruşçev gibi, iki amacı var. Birincisi, son dört yılda iyice hakim olduğu devleti geçmiş kirlerinden ve suçlarından mümkün olduğunca temizlemeye çalışmak; ikincisi de, devletin içinde hâlâ belli güç odaklarını ellerinde tutmaya çalışan ulusalcı-kemalistleri (dolayısıyla CHP’yi) sürüp atmak ve devleti onlardan tamamen arındırmak.

Tayyip Erdoğan da, aynı Nikita Kruşçev gibi, bazı suçları ve suçluları açığa vururken, bazı suç ve suçluları himaye ediyor. Çünkü devletin temelini oluşturan bu suçluları açıklamanın devleti çok önemli dayanaklarından mahrum edeceğinin farkında. Evet, İsmet İnönü’yü hedef alırken, örneğin Dersim katliamı sırasında başbakan olan Celal Bayar’ı hedef almamaya çaba göstermesi AKP’nin dayandığı gelenekle ilgili olabilir ama Dersim katliamının İsmet İnönü’den bile daha büyük sorumlusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün adını bile ağzına almamasının nedeni, Kemalist duyarlıklardan çekinmesinden çok, TC devletinin temeli olan Atatürk’ü yıpratmanın, şu anda üstünde oturduğu ve artık egemen olduğu devleti yıpratmak anlamına gelmesidir. Konuştuğu platformun arkasında hem kendisinin hem de Atatürk’ün dev posterlerinin asılmasının anlamı bir takiye değil, tam da budur.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Tayyip Erdoğan, devlete ne kadar hakimse o kadar da Atatürkçüdür. Bugün esasen devlete hakim olduğu düşünülürse esasen bir Atatürkçü olarak görülebilir.

Çin’de Deng Siao Ping ve taraftarları, Kültür devriminin başını çeken sıkı Maoculara karşı müthiş bir mücadele vererek onları tasfiye ettiler ve içeri tıktılar. Ne var ki, Mao’nun fikirlerine ve Kültür Devrimi deneyimine ne kadar karşı olurlarsa olsunlar, Mao’yu asla hedef almadılar. Çünkü modern Çin devletinin temelinde Mao vardı. Bugün Tien an Men meydanındaki devasa Mao portresinin ve Mao’nun naaşının hâlâ ziyarete açık olmasının anlamı budur. Devlete sahip olanlar asla o devletin temelini oluşturan “kutsal” varlıkları dinamitlemezler. Kemalistlerimiz AKP’nin böyle bir şey yapmasını boşuna bekliyorlar anlayacağınız.

CHP’nin, Tayyip Erdoğan’ın son Dersim taarruzu karşısındaki tutumu ancak “şaşkın ördek” deyimiyle açıklanabilir. Aydınlık gazetesi ulusalcı CHP milletvekillerini takdir eder, onların ulusalcı cenah tarafından desteklendiği yönünde yayınlar yaparken, Kemal Kılıçdaroğlu, bir yandan bu milletvekillerini disiplin altına almaya, bir yandan da Tayyip Erdoğan’a cevap yetiştirmeye çalışıyor. “Dersim’den sana ekmek yok” türü ucuz politikacı laflarının anlamsızlığı bir yana, eğer Kılıçdaroğlu, AKP’nin bu taarruzu Dersimlileri kazanmak için yaptığını sanıyorsa iyice yanılıyor ve olup bitenin hiç mi hiç farkında değil. Öte yandan CHP Genel Sekreteri olduğunu sandığım bir kişinin açıklamasını dinledim bu akşam. O da başka türlü bir zırvalama içindeydi. “Tayyip Erdoğan, bu gidişle Şeyh Sait’i de aklayacak” falan gibi şeyler söylüyordu.

Parti yönetenlere nasıl parti yönetileceği, nasıl siyaset yapılacağı konusunda akıl vermeye kalkışacak değilim ama insan ancak beş yaşındaki çocukların zekâsını yansıtan bu tür açıklamalarla karşılaşınca gerçekten şaşırıyor, “yahu bu akılsızlar mı yönetiyor binlerce insanı” diye şaşkınlıkla sormaktan  alıkoyamıyor kendini.

Keşke dinleselerdi de onlara biraz tavsiyelerde bulunabilseydim. Yahu kardeşim, bırakın şu kadim devletçi reflekslerinizi. Elinizde tuttuğunuz Atatürk posterlerinin falan hiçbir hükmü yok artık. Devleti kaptırdınız gitti. Ele geçirme şansınız ise hiç mi hiç yok. Parti olarak tek şansınız şu topraklarda yaşayan ezilen insanların kaderine ortak olmanız ve onların gönlünü kazanmanızdır. Bunun da tek yolu gerçekleri açık açık söylemektir.

Ben sizin yerinizde olsam, böyle iki ara bir derede inkâra kalkışacağıma, daha da gür bir sesle Dersim katliamını açığa vurur, bütün gizli arşivlerin açılmasını ister, Tayyip’i bu katliamı açıkladığı için tebrik ettikten sonra, Celal Bayar’ı gözden kaçırmak istediği ve Atatürk’ün sorumluluğundan söz etmediği için bir güzel yere çalardım. Bununla da kalmaz, Koçgiri ayaklanmasının ve Şeyh Sait isyanının kurbanlarından neden söz etmiyorsun, bu ne çift standartlılıktır diye sorardım. Ama nerde sizde o vizyon, o yürek, o metanet, o tutarlılık. Tam tersi yönde ilerlemektesiniz zavallıca.

Ah talihsiz CHP, inan ki sana acıyorum. Seni, bir süredir Nazlı Ilıcak’la ve daha genç iki konuşmacıyla çıktığı programda izlediğim ve tutarlılığına hayran kaldığım Altan Öymen gibi bir lider kurtarabilirdi ancak. Ama Altan Öymen gibilerinin büyüklüğünü göremeyecek kadar yerlerdesin.

Artık seni Altan Öymen bile kurtaramaz.

Gün Zileli

23 Kasım 2011

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI