Unutulan Onuncu Madde…

Daha beş gün önce, 5 Kasım 2011 tarihli, “İktidar Bloku’nda Çatlaklar…” yazımda, İktidar Bloku’nun bileşenlerinden Taraf gazetesi içindeki çatlakları ve tarafları tahlil ederken Halil Berktay’ın ortada bir tutum içinde olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştim:

“Bir de ortada tutum alanlar var. Bunların en tipik temsilcisi Halil Berktay. Bir yandan amca kızı Ayşe Berktay’ın ve çok eskilerden tanıdığı, TİİKP davasında birlikte yargılandığı Büşra Ersanlı’nın tutuklanmasından son derece tedirgin. Ama diğer yandan da Kürt hareketiyle ve BDP ile arasına neredeyse aşılmaz duvarlar örmüş. Bu yüzden şimdilik iki tarafa da çatıyormuş gibi yapıyor  ve esasen AKP’yi kollayarak eski tutumunu sürdürmeye çalışıyor. Ama bu arada tutumun uzun süre devam etmesi mümkün değil. Sanırım iki gemi zıt yönde hareket etmeye devam ettikçe Halil de ortadaki tutumuna son verecek. Eğer önemli bir değişim geçirmezse, AKP ve iktidar Bloku gemisinde kalacak gibi görünüyor.

Sanırım Halil Berktay’ın “ortada” bir tutum aldığını söylerken biraz iyimser davranmışım. Ama belki de “iki zıt gemi” metaforumdaki durum çok hızlı bir gelişme gösterdi. Halil Berktay, Taraf’taki bugünkü yazısıyla hükümet gemisinde yer aldığını ve Kürt ulusal hareketi gemisine “bye bye” dediğini belli etmiş.

Berktay’ın bugünkü yazısında ifade ettiği görüşlerin yüzde doksanına katılmamak mümkün değil benim açımdan. Özetle ifade edecek olursam, ben de evrensel ve yerel planda solun ve ayrıca Kürt hareketinin eleştirilmesinden yanayım. Sol örgütlerin eski paradigmadan kurtulamayışlarının, PKK’nın izlediği siyasi çizginin, ayrıca örgüt içi infazlarının kesinlikle karşısındayım. Halil Berktay’ın, bu eleştirileri sanki tek başına yapan bir kahraman edasıyla ortaya çıkması ise haksızlık. PKK’nın içinden çıkmış çok sayıda devrimci, hem de neleri göze alarak bu eleştirileri yıllardır yapmışlardır, yapmaktadırlar. İnsan, böyle bir eleştiri yaparken, en azından Aytekin Yılmaz’ın Labirentin Sonu (İletişim) adlı kitabını, Dağ Bozumu (Doğan Kitap) adlı romanını hatırlardı. Yok, Halil Berktay, bir doğruyu ortaya koyarken bile kendinden başkasını hatırlamıyor.

Fakat Halil Berktay’ın yazısında madde madde değindikleri değil, değinmedikleri önemli. Yani dokuz madde var da, onuncu madde “unutulmuş”. Hükümetin KCK tutuklamaları konusu. Aslında yazdıklarının toplamı bu onuncu maddeyle ilgili, yani hükümetin KCK tutuklamalarını haklı çıkartmayı amaçlıyor ama bunu net bir şekilde söylememeyi tercih etmiş. Halil Berktay gibi en küçük bir ayrıntıyı bile ihmal etmeyen, kılı kırk yaran birisinin bu onuncu maddeyi unutması mümkün mü? Gerçi yazısının sonunda “devam edeceğim” demiş ama böyle önemli bir konuda yazı yazarken en önemli noktanın bir başka yazıya bırakılması olacak şey değil. Ayrıca Berktay’ın “devam edeceği” yazıda da bu konuda net bir şey söyleyeceğini hiç ama hiç sanmıyorum.

Şu andaki yakıcı sorun, “Ergenekon” adı takılan ulusalcıların, sol muhalefetin ve Kürt ulusal hareketinin veya PKK’nın eleştirisi değildir. Bu tür eleştiriler zaten herdaim yapılmaktadır. Bu bir eleştiri düzlemidir. Eleştiri düzlemiyle hukuksal ve cezai düzlemi birbirine karıştırmak olacak şey değildir. Şu anda sorun, hükümetin yürütmekte olduğu KCK tutuklamaları konusunda net bir şey söylemektir. Mesela ben, yukarda adı geçen siyasi oluşumlara karşı ne kadar eleştirel bir tutum içindeysem, hükümetin KCK tutuklamalarına karşı da o kadar net bir tutum içindeyim. Bu tutuklamaların Kürt halkını, hatta genel olarak Türkiye’de yaşayan halkları baskı altına almayı hedeflediğini açıkça söylüyor ve sadece Büşra Ersanlı’nın, Ragıp Zarakolu’nun ve Ayşe Berktay’ın değil, tüm KCK tutuklamalarının karşısında yer alıyorum.  Bu tutuklamaların, devleti ele geçiren, Anadolu sağcılığının temsilcisi AKP’nin özgürlük düşmanı uygulamalarının son halkası olduğunu söylüyorum. PKK’nın örgüt içi infaz ve baskılarına karşı olmam, Kürt halkına karşı girişilen devlet baskısına karşı Kürt halkı ile dayanışmaya girmeme engel değil. Tam tersine.

Ya siz Halil Berktay? Lütfen lafı uzatmadan söyleyin. KCK tutuklamalarına karşı mısınız, değil misiniz? Eğer karşı değilseniz, devlet iktidarını ele geçirdikçe ve devlete gittikçe daha fazla yerleştikçe kaçınılmaz olarak ulusalcı bir güç haline gelen AKP’nin bir buldozerden farkı olmayan şu ilerleyişine taraftarsınız sonucu çıkar ki, o zaman ulusalcılığa ya da milliyetçiliğe karşı ettiğiniz bir araba lafın hiçbir hükmü kalmaz. Ulusalcılık ve milliyetçilikle devlet baskısı her zaman el ele gitmiştir. Tekrar soruyorum. Rakip hiçbir örgütlenme tanımadığını daha birkaç gün önce ifade eden ulusal devlet başbakanının KCK tutuklamaları konusundaki fütursuz tutumuna karşı mısınız, değil misiniz? Bu soruya, sola ya da PKK’ya yönelik eleştirilerle cevap vermeye devam ettiğiniz sürece tarihe bir demagog olarak geçeceğinizi burada açıkça ifade etmek isterim.

Tarihin yargısından kaçınılamayacağını bir tarihçi olarak benden daha iyi bilirsiniz.

Gün Zileli

10 Kasım 2011

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI