İktidar-Muhalefet Blokları, Saflaşmalar

Türkiye’deki gelişmeler, artık bugünün siyasi saflaşmalarını, bloklaşmalarını tahlil etmeye yetecek bir netleşmeyi sağlamış bulunuyor.

Önce iktidar Bloku ile başlayalım. Nedir iktidar blokunun bileşenleri? Tabii ki en başta AKP iktidarı ve onun ayrılmaz bileşeni olarak Fetullah cemaati geliyor. Bu iktidar gücü, son dört yılda verdiği çetin bir mücadeleyle devletin en önemli iki kurumunu da yanına katmış bulunuyor: Ordu ve yargı. Bu büyük gücün ardında soldan devşirilmiş entelektüel ağırlıklı bir bileşenler grubu da var. Genel olarak “liberal sol” diyeceğimiz bu grup şu bileşenlerden oluşuyor: Taraf gazetesi çevresi; Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) ve eğer yanılmıyorsam, birazdan söz edeceğim Kürt Bloku’na karşı alternatif olmak üzere hazırlanan bazı Kürt aydınları. Birikim çevresi bu iktidar blokuna dahil değildir. Ancak iktidar bloku ile, Kürt bloku ve yine birazdan sözünü edeceğim Sol Blok arasında bir yerde durmaktadır (yeri geldikçe böyle aralarda duran başka grup ve örgütlerden de söz edeceğim).

İktidar Bloku’nun karşısında belli başlı üç ana blok bulunmaktadır.

Bunlardan biri Ulusalcı Blok’tur. Özgün Kemalistlerden, ordunun ve yargının kılıç artıklarından, bir kısım eski solcudan oluşan bu blokun en büyük partisi CHP’dir. Güç olarak küçük ama etkili bir çevre olan Aydınlık-İP çevresi bu blokun vurucu gücü ya da koç başıdır. Cumhuriyet gazetesi bu blokun değişmez, ana ideolog organıdır.

İkinci muhalefet blokunu, Kürt Muhalefet Bloku olarak adlandırabiliriz. Bu blokun en önde gelen bileşenleri PKK ve BDP’dir. Yeni kurulan Kongre hareketi, bazı Türk sol örgütlerini seçim öncesi oluşan ittifak yoluyla bu bloka iyice perçinlemiştir. Bunlar: EMEP-Evrensel çevresi ile Ekmek ve Özgürlük hareketidir. EDP hareketi, bu blokla İktidar Bloku içinde yer alan liberal solcular arasında bir yerde durmaktadır.

Üçüncü muhalefet blokuna Sol Blok adını vermek yanlış olmaz. Bu blokun en önde gelen bileşeni ÖDP-Birgün çevresi; bu çevreyle doğrudan örgütsel bağı olmamakla birlikte eski Dev-Yol hareketi kökenli grup ve grupçuklar ve Dev-Yol geleneğine bağlı bireylerdir. Bu blokun bir diğer güçlü bileşeni TKP’dir. Ancak TKP, bu blok içinde Kürt Muhalefet Bloku’na en uzak grubu oluşturduğu gibi, zaman zaman Ulusalcı Blok’a kayma eğilimleri bile göstermektedir. Bunun dışında geleneksel Stalinist dar solcu örgütlerden bir kısmı da bu Sol Blok’a yakın kabul edilebilir. Ancak bunlardan, örneğin DHKP-C grubu, Sol Blok’la Ulusalcı Blok arasında bir yerde durmaktadır.

Bütün bunların dışında küçük Troçkist ve anarşist grup ve çevrelerin nerede yer aldıkları da merak edilebilir. Troçkistler, liberallerle sol blok arasında bir yerlerde durur gibidirler ama bazılarının özgünlüğü de vardır. Örneğin yarı-Troçkist bir örgüt olarak kabul edilebilecek DSİP İktidar Bloku’nda açıkça yerini alırken, Masis Kürkçügil grubu referandum sırasında “Hayır” diyerek Sol Blok’la, hatta ulusalcılarla bile yan yana düşebilmiştir. Bunların içinde en bağımsız gibi görüneni Sungur Savran’ın DİP’idir. O da Kürt Blok’u ile Sol Blok arasında bir yerlerde bağımsız bir konum edinmeye çalışmaktadır.

Anarşistlere gelince… Ciddi bir örgütlenmeden yoksun olan anarşistler geleneksel bireycilikleri nedeniyle darmadağınık bir durumdadırlar ve daha da kötüsü, yukarda sözünü ettiğimiz ana bloklaşmaların ideolojik etkilerinden kendilerini kurtaramamaktadırlar. Örneğin bazı anarşistler, liberallerin ve Taraf’ın etkisiyle İktidar Bloku’na yakın bir konuşlanma içindedirler. Diğer bazı anarşistler ise, Kürt mücadelesinin desteklenmesi gereğinden hareketle Kürt Bloku’nda yer almakta, bazıları da Sol Blok’un kıyılarında bir yerlerde durmaktadır.

İktidar Blok’u, aşağı yukarı beş yıldır çok planlı bir sindirme operasyonu içindedir. Önce Ulusalcı Blok’u hedef aldılar, orduyu ve yargıyı iktidar blokunun denetimine almanın verdiği güvenle bir “Ergenekon davası” imal ederek Ulusalcı Blok’a ağır bir darbe indirdiler. Bu ağır darbeden sadece Ulusalcı Blok’un güçlü partisi CHP nasibini almadı ama CHP bunu sadece parlamenter sistemin içinde ana muhalefet partisi olmasına borçludur. Şimdilik bu partiye dokunulamamaktadır ama CHP durumunu biraz da ulusalcı keskinliklerden uzak durarak dengeleyebilmektedir diyebiliriz. Kaldı ki, CHP’nin tabanını oluşturan epeyce kalabalık bir kesim “Ergenekonculuk”la suçlanma tehdidi altındadır ve CHP kendini muhasara altında hissetmektedir. Öte yandan, İktidar Blok’u, çok akıllı bir strateji izlemiş ve ulusalcıları “Ergenekon davası”yla bastırırken Kürt Bloku’nun ve hatta kısmen sol Blok’un desteğini almıştır. Kürt Blok’u ve Sol Blok, yakın bir zamana kadar Taraf gazetesinin arkasında yer alarak büyük bir gaflet sergilemişlerdir. Neyse ki, son altı aydır bu konuda her iki blokta da bir akıllanma ve “oyuna geldik” bilinci (bunu açıkça ifade etmeseler de) gelişmeye başlamıştır.

İktidar Blok’u, ulusalcıları bastırmanın ardından, bugünlerde KCK davalarıyla, Kürt Muhalefet Bloku’na darbe indirmeye girişmiş bulunmaktadır. Birinci darbe “Ergenekon darbesi”ydi. İkinci darbe, “KCK Darbesi”dir. İktidar Blok’u, 1. Darbeyle ulusalcıları bastırıp muhasara altına almışsa, bu 2. Darbeyle de Kürt Muhalefet Bloku’nu bir iyice sindirip, sindiremediklerini de muhasara altına almayı planlamaktadır ve bu süreç başlamıştır. Burada da İktidar Bloku’nun şansı, Kürtlerin bastırılmasında Ulusalcı Blok’un zımni desteğini alma ihtimalidir. En azından, Kürt Bloku’nun bastırılmasında Ulusalcı Blok’un onlara destek çıkmayacağından emindir. Hatta bu konuda, iktidar Bloku’nun, Sol Blok’u bile kısmen tarafsız bir konumda tutma, en azından zayıf bir itirazla yetinmesini sağlama şansı var gibi gözükmektedir.

Gelelim Sol Blok’un durumuna. İktidar Bloku, Sol Blok’un gücünü Hopa olayları ve davalarıyla şöyle bir yokladı ama ulusalcılara ya da Kürtlere yaptığı gibi topyekûn bir saldırıya geçmiş değil henüz. İktidar Blok’u, Mao’nun, “düşmanı teker teker yok et” taktiğini başarılı bir şekilde uyguladığından, şu sıra Kürt Bloku’yla uğraşırken, Sol Blok’a da etkili bir saldırı yöneltmek peşinde değil. Ne var ki, KCK davalarıyla Kürt Muhalefet Bloku’nu iyice bastırdığına kanaat getirirse sıra Sol Blok’un tasfiyesine gelecektir.

Yazıyı bitirirken, Sol Blok’un ideolojik yönelimleri üzerine de birkaç söz etmek isterim. Bütün bloklar gibi, doğal olarak Sol Blok da “ideolojik saflık”tan uzaktır ve bu son derece doğaldır. Ne var ki, siyasi yönelimi belirlemek için ideolojik konularda da asgari bir berraklık gerekmektedir. Oysa Sol Blok bu konuda tam bir kargaşa içinde olmanın ötesinde, kendini yenilemekten aciz bir tutum sergilemektedir. Sol Blok, ideolojik argümanlarını biraz ulusalcılardan, biraz Kürt hareketinden ve esas olarak da kendi geleneklerinden almaktadır. Bu yüzden ulusalcılarla Kürtler arasında bir sarkaç görünümü sergilemektedir yer yer. Geçmiş gelenekler ise Sol Blok’a son derece muhafazakâr ve yerinden kıpırdamaz bir görünüm vermektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, mesela, fikirlerine ne kadar karşı olursam olayım bir Halil Berktay’ı, bir Doğan Tarkan’ı okumak bana daha ilginç gelmektedir. Sol Blok’ta hiçbir ideolojik yenilenme eğilimi göze çarpmamaktadır. Hâlâ Küba ve Castro güzellemeleriyle durumu idare etmektedirler. Bırakın bunu, Stalin konusunda bile ne dedikleri belli değildir. Üstelik bunca yazılan ve çizilenden sonra. Bir süreliğine izlediğim “Devrimciler Devrim Yolunda” adlı sitede yer alan eski Dev-Yolcular bana karşı, Katin ormanı katliamını Stalin’in yapmadığını savunmuş ve moderatörler, tersini savunduğum için beni hedef almışlardır. Zaten Dev-Yol hareketi bu gibi konuları hiçbir zaman ciddi ve radikal bir şekilde tartışmamış, geleneğin mirasyediciliğini yapmak daha kolaylarına gelmiştir.

Şimdi bütün bu söylediklerimden sonra birisi çıkıp, “tamam da hemşerim, sen bu bloklaşmaların neresindedir” diye soracak olursa, ona açık yüreklilikle verebileceğim bir tek cevabım var: “İktidar bloku’nun karşısında olduğum kesin ama sözünü ettiğim üç muhalefet blokunun hiçbirinin içinde bulmuyorum kendimi. Rahmetli Nimet Arzık’ı anarak söyleyecek olursam, bugünkü koşullarda ‘tek at, tek mızrak’ dövüşmekten başka bir yol göremiyorum. Doğru bir yol mu bu? Elbette değil. Bunca yanlışlık içinde o da benim yanlışım olsun.”

30 Ekim 2011

Gün Zileli

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI