Solotest Zekâ Oyunu!

Bu oyunu hepiniz en az birkaç kere oynamışsınızdır. Ben de öyle. Ben üç taştan öteye geçemedim. Sekizde kalmadığım için kendimle övünebilirim. Çünkü testin zekâ tablosuna göre sekizde kalan geri zekâlı sınıfına giriyormuş.

Bu oyun aslında damaya benzer ama damadan farklı olarak tek kişiyle oynanır. Bir taşın üstünden atlar ve atladığınız taşı alırsınız. Sıra ondan sonraki taşa gelir. Baştan doğru bir yönelim tutturduysanız tek taşa kadar ilerleyip başarıya ulaşabilirsiniz.

Politika soloteste benzer. Taşların üstünden atlayarak onları yersiniz. Önünüze gelen taş önce yardımcınızdır ama bu yardımcının yenmesi gerekmektedir. Politikada da politik güç, önüne gelen yardımcısı güce dayanarak, onun üstünden atlayarak ve onu yiyerek ilerler.

AKP iktidarının önüne çıkan ilk taş Türk ulusalcılarıydı. Bu, önce Türk ulusalcılarının üstünden atlayıp onların yenmesini gerektiriyordu. Kürt ulusalcılar bir hamle ilerde bekliyordu. Türk ulusalcılar yenirken Kürt ulusalcılar müttefik konumundaydı. Ergenekon davasıyla “derin devlet”ten hesap sorulacağı ve Kürt açılımı yolunda adımlar atılacağı umuduna kapılan Kürt ulusalcıları, AKP’yi, biraz sakınımlı da olsa desteklediler. Oysa tahmin etmedikleri şey, Türk ulusalcılarının yenmesinden sonra sıranın kendilerine geleceğiydi. Nitekim Türk ulusalcıları yendikten sonra bugün sıra Kürt ulusalcılarının yenmesine gelmiş bulunuyor. KCK toparlamalarının, operasyon ve tevkifatlarının anlamı budur. Kürt ulusalcılarının bir ilerisinde de liberaller bulunmaktadır. Kürt ulusalcılığı yendikten sonra sıra onlara gelecektir. Liberallerin bundan ne ölçüde haberi var, bilmiyorum.

Dün CNN Türk’te, Cüneyt Özdemir’in ilginç bir programı vardı. MİT’ten emekli Cevat Öneş’le Kürt sorununun çözümü ve “silahların susması” üzerine bir görüşmeydi. Cevat Öneş son derece “makul” bir profil çizerken, söz KCK tutuklamalarına gelince emekli MİT görevlisi  yaklaşık olarak şunları söyledi: KCK, PKK’nın yasadışı bir örgütlenmesiydi. Dolayısıyla bugünkü yasalar çerçevesinde tutuklanmaları doğaldı. Eğer PKK, devletle görüşmek ve uzlaşmak istiyorsa böyle yasa dışı olan ve tutuklanması doğal olan bir örgütlenme yerine daha yasa içi bir örgütlenmeyi ön plana çıkartmalıydı. Evet, geçmişte bu tür yasa içi örgütlenmelere karşı girişilen tutuklamalar (örneğin Meclisteki DEP milletvekilleri) hata olmuştu ama bugünkü tutuklamaların hata olduğu söylenemezdi. Tabii, bundan on yıl sonra, bir başka emekli MİT görevlisinin KCK tutuklamalarının da hata olduğunu belirteceğini tahmin etmek güç değildir.

Oysa ortada bir hata yoktur, sadece politika vardır. Politika şudur: Yumuşama vaatleriyle ehlileştir, yasaların ardına sığınarak bastır. Bugün AKP hükümetinin yaptığı basitçe budur. BDP’yi meclise davet ettiler. Leyla Zana’nın “dil sürçmesini” bile görmezden gelmeyi gerekli gördüler. Ama bir yandan da tutuklamalar sürüyor. Ne yapılıyor? “Tepe”yi yasal organların içine alarak uyuşturuyor, “taban”a darbeyi indiriyorlar. KCK tutuklamalarıyla, polisi dağa sürme planlarını hayata geçirerek ve sınır ötesi harekâtlar için meclisten tezkere çıkararak.

Kürtlerin siyasi hareketi bu konuda ne derece uyanık? Dışardan ve uzaktan göründüğü kadarıyla yeterince uyanık olduklarını söylemek mümkün değil. Yasal organlara katılarak büyük bir hata yaptılar; bence kapana girdiler. Bundan sonra bu kapandan çıkmaları biraz zor görünüyor. Kürt siyasi hareketinin ikinci hatası, halk hareketi yerine silahlardan medet ummasıdır. Silahı, gerçek bir zafer umuduyla kullanmıyorlar (pek koşulları da yok zaten). Silahı, devleti politik uzlaşmalara ve görüşmelere razı etmek için kullanıyorlar ya da bunu umuyorlar. Oysa silahla elde edilecek hiçbir şey yok. Diyelim ki, silahla devleti görüşmelere ve bir ölçüde uzlaşmaya razı etseniz bile bu görüşmelerden ne özerklik, ne de kültürel haklar çıkacaktır. Çıksa çıksa Kürt siyasilerinin devletin yapısına daha fazla entegrasyonu çıkar ki, bundan Kürt politikacıları bir şeyler kazansa da Kürt halkının kazanacağı hiçbir şey yok. Hele şu “yeni anayasa” vaatleri. Bundan hâlâ medet uman Kürt politikacılarını gördükçe politikacılığın gerçekten “özürlülük”le eşdeğer olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Baştan yönelim yanlış: Silah ve görüşme.

Oysa doğru yönelim Kürt halk hareketinin özerk örgütlenmesiydi. Özerklik programı çok iyiydi ama o bile sadece bir tehdit unsuru olarak politikanın hizmetine kondu, ne yazık ki.

Bugün Kürt bölgelerinde halkın özerk örgütlenmesi için çok elverişli koşullar var. Silahın bu özerk örgütlenmeye yararı yok, zararı var. Silahlı mücadele ortamında gerçek bir halk örgütlenmesi çok zor.

Silahın bırakılması, Türk devletinin değil, Kürt halk kitlelerinin talebi olmalıdır.

Kısaca şöyle ifade edebilirim:

1.      Bütün politik üst kurumlardan (meclis de dahil) çekilmek (Sırrı Süreyya Önder, Meclis’te yaptığı konuşmada askerliğin zorunlu olduğu yerde “şehitlik”ten söz edilemeyeceği yönünde güzel bir çıkış yaptı. Böylesi çıkışlar, Mecliste de bir şeylerin yapılabileceğini gösteriyor elbette. Ne var ki, bir sonraki aşamada mikrofonunuzun sesi kesilecektir; diretirseniz de dokunulmazlığınız meclis çoğunluğunun oylarıyla kaldırılacak ve tutuklanacaksınız. Diyelim ki, tutuklanmadınız, diyelim ki, istediğiniz gibi konuştunuz, oradaki varlığınız, KCK tutuklamalarını vb. yapanların incir yaprağı rolünü oynamanıza yol açmayacak mı?)

2.      Devletle her türlü görüşmeden ve uzlaşma girişiminden uzak durmak;

3.      Aşağıdan özerk bir halk örgütlenmesini fiilen gerçekleştirmek; kültürel hakları fiilen hayata geçirmeye başlamak;

4.      Silahları bir yana bırakmak, gerilla örgütlenmesini dağıtmak, sadece özsavunmayı amaçlayan halk milislerinin örgütlenmesini ayakta tutmak.

Bence bunun dışındaki bütün politik solotest oyunları sekiz taşta kalmaya mahkûmdur.

Gün Zileli

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI