Komünistler…

Komünistler, 20. Yüzyılın İsa’larıdır. Dünyanın her yanında çarmıha gerilmişlerdir.

Elbette iktidar aygıtlarına tutunmuş “komünist”lerden söz etmiyorum.

John Steinbeck’in Bitmeyen Kavga’sının sonundaki, “kendisi için hiçbir şey istemeyen” komünistlerdir sözünü ettiğim.

Yugoslav muhalif komünistlerden Milovan Djilas bunu bir başka biçimde şöyle ifade etmiştir:

“İktidarda olmayan komünistler dünyanın en fedakâr insanlarıdır. İktidardaki komünistler ise en gaddar ve çıkarcı.”

Aslında bu tam doğru değil. 1930’lu yıllarda, iktidarda olduklarını sanan komünistler de Stalinist diktatörlüğün gadrine uğramışlardır. 19. Yüzyılın sonlarına doğru ya da 20. Yüzyılın başlarında (ilk on yılında) doğmuş komünistlerin ölüm tarihlerine bakın. Özellikle Alman ve Rus kökenlilerin ölüm tarihleri 1930’lu yıllara rastlıyorsa bilin ki, bunların yüzde 99’u Almanya ya da Rusya’da Gestapo veya GPU tarafından öldürülmüşlerdir.

1920’li ve 1930’lu yıllarda komünistler dünyanın her yerinde ağır zulme uğradılar. Görülmemiş işkencelerin muhatabı oldular. Bunların bazılarını Jan Valtin, Karanlığın Ötesinde’de (çev:G. Zileli, Kibele, 2009) anlatır. Bu tür anlatımlara birçok kitapta rastlamak mümkündür. 1930’lara gelindiği zaman İtalya ve Almanya’da en ağır zulme uğrayanlar ve öldürülenler komünistler olmuştur. Tuhaftır ki, komünistler, uğrunda canlarını verdikleri Sovyetler Birliği’nde de, GPU bodrumlarında ya da toplama kamplarında kitlesel olarak imha ediliyorlardı (bkz. Eugenia Ginzburg, Anafora Doğru, Anaforun İçinde, çev: G. Zileli, Pencere, 1996, 2000). Almanya’dan, Polonya’dan vb. kaçıp, “sosyalist ana vatan” Sovyetler Birliği’ne sığınan komünist sığınmacıların neredeyse yüzde doksanı, sığındıkları bu ülkede kitle halinde imha edildiler. Bazıları, Hitler-Stalin anlaşmasının gizli maddelerine uyularak, Margaret Buber Neumann’ın anlattığı gibi (İki diktatörlük Altında, çev: G. Zileli, Yayın Kolektifi, henüz yayımlanmadı) Hitler’in Gestapo’suna teslim edildiler.

Avrupa’da durum buyken Türkiye’de farklı mıydı sanki? Aynı yıllarda az sayıdaki Türkiyeli komünist de Türkiye Cumhuriyeti diktatörlüğünün demir ökçesi altında eziliyordu. Evet, belki Sovyetler Birliği ve Almanya’da olduğu gibi doğrudan duvar önüne dizilmiyorlardı ama ölümü aratacak ağır işkencelerle karşı karşıyaydılar. Ayrıca Sansaryan Hanında işkencelerden aklını oynatanlar ve intihar edenler de az değildi. Şu trajediye bakın ki, bu insanlar, “Sovyetler Birliği” diyerek işkenceye direnirken, yoldaşlarının Sovyetler Birliği’nde GPU’nun işkencesine maruz kaldığını bilmiyorlardı. Daha da acısı, Sovyetler Birliği’nin “çıkarları” için “Troçkist ajanların” ezilmesine onay vermeleriydi. Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne sığınmış Türkiyeli komünistler de o sırada ağır baskı altındaydılar. Hacıoğlu Salih gibi bazıları tutuklanıp toplama kamplarının yolunu çoktan tutmuşlardı bile.

Daha sonraki yıllarda da dünya yüzünde komünistlerin üzerindeki işkence, baskı ve cinayetler, bugüne kadar, görece azalarak da olsa devam etti.

Görece azaldı, çünkü özellikle Sovyetler Birliği’nin ve doğu blokunun yıkılmasından sonra komünistler, kapitalist sistem için bir tehdit olarak görülmekten çıktı. Öte yandan, artık Sovyetler Birliği yoktu, en büyük komünist kıyımcısı Stalinist rejim de Stalin’in ölümünden sonra esasen son bulmuştu. Yani gerçek komünistleri kendisi için ölümcül bir tehdit olarak gören Stalinist diktatörlük yoktu artık.

Bugün Çin gibi, komünist iddialı rejimlerde ise, eskisi gibi kendilerini gerçekten davaya adayan komünistlerin var olduğunu pek sanmıyorum. Bu ülkelerde “komünist” adı, sadece “yurttaşlık bilgisi” gibi devlet derslerinde öğretilen bürokratik kurumları anlatır.

Bugün de, sözünü ettiğimiz eski tür komünistlerden yok mu? Türkiye gibi ülkelerde var. Başka bazı ülkelerde de az sayıda olsa vardır muhakkak. Bunların bir kısmı Troçkist. Bir kısmı Troçkist değil, hatta belki bazıları kendisinin Stalinist olduğunu düşünüyordur. Buna rağmen, samimiyetleri ve davaya bağlılıkları oranında onları da gerçek komünistler olarak görebiliriz.

Bugün yaşayan komünistleri, bütün yanılgılarına ve önyargılarına rağmen devrimci unsurlar olarak değerlendirmek gerekir. Bazı anarşistler gibi kestirip atan bir tutumu doğru bulmuyorum.

En azından vefa diye bir şey vardır. Bütün yanılgılarına rağmen, madem ki komünistler, geçtiğimiz yüzyılda, rejimler tarafından (ister faşist, ister komünist, ister demokrasi adlı olsun bu rejimler) en fazla zulme uğratılmış ve kitlesel ölçüde kırıma uğratılmış insanlardır, bir devrimciye düşen, onların karşısında saygıyla ayağa kalkmak ve yaşayanlarına da dostça el uzatmaktır.

Gün Zileli

12 Eylül 2011

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI