Bolşevikler Sert Menşeviktir!

Zamanımızda Bolşeviklerden ve Menşeviklerden söz etmek birçok kişiye artık anlamsız gelmektedir. Radikal-devrimci akımın içinde yer alan anarşistlerin çoğu da buna dahildir. Stalinistler, bir yandan “Bolşevik” teriminin gölgesine sığınmaya devam ederken, bir yandan da tarihin küllerini karıştırmaya pek istekli değillerdir. Çünkü küller karıştırıldıkça Stalinistlerin gözüne epey kül kaçmaktadır. Tarihi sözünü ettiğim bağlamda irdelemekte en hevesli olanlar küçük Troçkist yuvarlardır ama onlar da olup bitenlere çok dar bir Troçkist-Leninist çerçeveden bakmakta, tarihteki olayları bugün anlamlandırmakta epey yetersiz kalmaktadırlar. Ulusalcılar, olaya sadece tarihteki Bolşevik-Kemalist ittifakı açısından bakmayı yeterli görmektedirler. Liberaller ise, modernist eğilimleri gereği, genellikle geçmiş olayları irdelemeyi anakronik bulmaktadırlar.

Tarihin kaybolan sayfaları arasında kaybolmayı ben de doğru bulmamakla birlikte, 1917 Devrimiyle yaşanan büyük değişimin günümüzde anlamını yitirdiği görüşüne katılamıyorum. Bu konuda, anarşist olduğum halde, anarşistlerdense Troçkistlere daha yakın bir bakış açısına sahip olduğum söylenebilir. Hâlâ Bolşevik-Menşevik sorunuyla ve Stalinizmle uğraşmama şaşıran anarşistlere cevabım şudur: Ben de size şaşırıyorum. Tarihin üstünden atlamakla nereye varacağınızı düşünüyorsunuz acaba?

Bolşevizm ve Menşevizm, farklı adlar ve biçimlenmeler halinde öz olarak hâlâ yaşamakta ve düşünsel dünyamıza etki yapmaktadırlar. Bu bakımdan Bolşevizmin ve Menşevizmin ne olup ne olmadıklarını yeniden ve yeniden gözden geçirmekte yarar var.

Bolşevizm de, Menşevizm de, bir zamanlar aynı Marksist partinin, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) içinde yer almış iki hiziptir. RSDİP’nin 2. Kongresindeki ayrılıkla ortaya çıkmışlardır. Bolşeviklerin lideri Lenin, Menşeviklerin en görünür ve bilinen lideri ise Martov’dur. Ayrılık, basit gibi görünen parti üyeliğinin biçimi üzerine kopmuştur ama temelde daha derin bir ayrılık söz konusudur.

Her iki hizip de, Marksist akidenin gereği olarak, Rusya’nın önündeki devrimci adımın “burjuva demokratik devrim” olduğu konusunda hemfikirdi. Ayrılık, burjuva demokratik devrimin sürükleyici gücünün kimler ya da hangi sınıflar olacağı noktasında kopuyordu. Lenin, İki Taktik kitabında bu ayrılığı ayrıntılarıyla anlatmıştır. Menşevikler, burjuva demokratik devrimin sürükleyici gücünün burjuvazi, özel olarak da liberal burjuvazi olduğu kanısındaydılar. RSDİP’ye düşen görev, liberal burjuvaziyi desteklemek, iktidara gelmesini sağlamak ve iktidara geldikten sonra da onu burjuva demokratik devriminin görevleri konusunda hem teşvik etmek, hem de zorlamaktı. Lenin’in tezlerini formüle ettiği Bolşevikler ise, burjuvazinin bu aşamanın görevlerini yerine getiremeyeceği, hatta Çarlıkla, monarşistlerle ve büyük toprak sahipleriyle uzlaşacağı kanısındaydılar. O halde burjuva demokratik devrimin görevlerini radikal bir şekilde yerine getirmek başka sınıflara düşüyordu: işçilere ve köylülere. Bolşeviklere göre, burjuva demokratik devrimin görevlerini bir işçi-köylü diktatörlüğü yerine getirecekti.

Bu ayrılık böylece 1917’ye kadar devam etti. 1917 Şubat devriminden sonra ortaya yeni bir durum çıktı. Lenin, Bolşeviklerin klasik işçi-köylü diktatörlüğü tezinden bir anlamda koparak Troçki’nin tezine yaklaştı. Troçki’nin tezi, devrimin burjuva demokratik devrim aşamasında durmayıp kaçınılmaz olarak sosyalist devrime dönüşeceği; bir proletarya diktatörlüğünün kaçınılmaz olduğu; iktidarı alan ve bu anlamda sosyalist devrim yapan proletaryanın hızla burjuva demokratik devrimin görevlerini yerine getirip sosyalizm yönünde ilerleyeceği yönündeydi. Buna daha sonra kesintisiz devrim de denecekti.

Lenin, somut durumları deha düzeyinde tahlil eden bir stratejist olduğundan Troçki’nin tezlerini Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmeleri için daha uygun buldu ve bu tezi savundu. Bolşevik Partisi bu tezi benimsemekte zorlandı, ancak Lenin Nisan Tezleri’yle partisini iknaya zorladı ve görüşünün 1917 Ekim’inde hayata geçmesini sağladı.

Evet, Troçki’nin ve Lenin’in dedikleri olmuş ve 1917 Ekim’inde doğrudan proletarya değilse de proletaryayı temsil ettiği farz edilen Bolşevikler iktidarı ele geçirmişlerdi. Şimdi ne yapılacaktı?

Sosyalist iktidar, hızla burjuva demokratik devrimin görevlerini yerine getirecek ve sosyalizme geçecekti. Neydi burjuva demokratik devrimin görevleri: 1. Çarlık kalıntılarını ortadan kaldırmak; 2. Köylülüğü sanayileşmenin ve büyük-makineleşmiş tarımın hizmetine sokmak; 3. Sosyalizmin temelini oluşturacak sanayileşmeyi gerçekleştirmek.

Bolşeviklerin iktidarda olduğu 1920’li yıllarda bu yönde bazı adımlar atıldıysa da istenen ölçüde ve hızda ilerlenemedi. Bunu Stalin, Bolşevikleri de yok ederek gerçekleştirdi. Bolşevikleri neden yok etmesi gerekiyordu? Çünkü Bolşevikler (Stalinist olanları da dahil) hâlâ devrimin anılarına önemli bir bağlılık içindeydiler ve Bolşeviklerin iktidarına omuz vermiş, en azından ilk başlarda muhalefet etmemiş köylülüğün toptan sanayi kölesi haline getirilmesine ve işçilerin fabrika ve üretim köleliğine mahkûm edilmesine ayak diriyorlardı. Burjuva demokratik devrimin, yani teorik adlandırmayı bir yana bırakırsak sanayileşmenin kısa sürede ve zorla yapılmasında kararlı olan Stalin ise bu tür çekinceler karşısında duraksayacak biri değildi. Ayak direyen Bolşevik partisini 1930’lardaki büyük tasfiyelerle bu yüzden ortadan kaldırdı.

İlgi çekicidir ki, Menşeviklerin önde gelen kadroları daha baştan yok edilir ya da ülkeden kaçmak zorunda kalırken, tabanları SBKP’ye katıldı, Menşevikler SBKP’nin üst ve orta derecelerinde önemli görevler aldılar. Bunların en belirgin temsilcisi, büyük temizliklerin ünlü savcısı Vişinski’dir. Vişinski, 1920’lerin başlarına kadar kararlı bir Menşevikti ve Bolşevik muhalifiydi. NEP dönemiyle birlikte SBKP’ye katıldı ve ömrü boyunca, Menşevik geçmişi bahane edilerek NKVD tarafından yok edileceği korkusuyla yaşadı. Temizliklerdeki gayretkeşliğini bir ölçüde açıklayan bir noktadır bu.

Peki sonuçta ne olmuştur? Rusya, Stalin’in 1930’lardaki zorla kolektifleştirme ve hızlı sanayileşme hamlesiyle, “geri” bir tarım ülkesiyken “ileri” bir sanayi ülkesine dönüşmüştür. Yani Bolşeviklerin ve Menşeviklerin öngördüğü “burjuva demokratik devrim” aşaması, Menşeviklerin ve Bolşeviklerin önemli bir kısmını ortadan kaldıran, bir kısmını da kendi programına tabi kılan Stalin tarafından gerçekleştirilmiştir. Stalin’in Çin’deki ve dünyanın başka yerlerindeki tezlerine hiç girmeyeyim. Bu tezler, tamamen orijinal Menşevik tezlerdir.

Bugün baktığımız zaman gördüğümüz şudur:  Menşevik tezler (yani burjuva demokrasisi aşamasının burjuvazi eliyle gerçekleştirilmesi tezi) daha çok sol-liberal adını taktığımız kesimler tarafından savunulmaktadır. Sol liberallerin dışında kalan sol kesimlerin (bir kısım ulusalcı ya da ulusalcılığa yakın sol kesim de dahil) tezlerinin Bolşeviklere yakın olduğunu söyleyebiliriz. Yani onlar, “demokratik” aşamayı doğrudan iktidara gelerek gerçekleştireceklerini düşünmektedirler. Eğer şu sırada uzak görünen bu olasılık gerçekleşirse, iktidara geldiklerinde, şu veya bu sert önlemlerle ve devletçilik yoluyla  ülkeyi “ilerletmeyi” tasarlamaktadırlar.

Esas sorun, görüldüğü gibi Menşevik-Bolşevik ayrımı değil, bu “ilerleme” takıntısıdır. Bu yazıda bu konuya girmem mümkün değil ama şu kadarını belirteyim ki, “ilerlemecilik” söz konusuysa eğer, Bolşevik-Menşevik ayrılığı sadece taktiksel bir ayrılık olarak kalmaktadır. Menşevikler de Bolşevikler de, Marksizmin temel akidesine bağlı olarak üretici güçlerin geliştirilmesinden, “ilerlemeden”, sanayileşmeden yanadırlar. Daha net söylersek, Bolşevikler, Menşeviklerin daha sert, zorlayıcı versiyonudurlar.

Ama tarih bize şunu öğretmiştir: Bolşevikler örneğinde görüldüğü gibi, zorlayıcılığın hayata geçmesi, zorlayıcıların ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilmektedir.

Gün Zileli

6 Haziran 2011

gunzileli@hotmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI