AYYUK – No.11, Mayıs 2011

(AAYYDÇE)

Anarşizm Adına Yapılan

Yanlışlara Dikkat Çekme Enstitüsü

————————

No.11, Mayıs, 2011

(Yanlışların Ayyuka Çıktığını hissettikçe çıkar)

Son ve 10. sayımızı 22 Aralık 2007 tarihinde çıkartmış ve huzura ermiştik. Artık bundan sonra yeni bir sayı çıkartmayacağımızı umut ediyorduk. Heyhat! Kader bize izin vermedi. Şöyle iç huzuruyla yayınımıza son vermemiz nasip olmadı, çünkü “anarşizm adına yapılan yanlışlar” Enstitümüzü yine taciz etmeye başladı. Oysa ne kadar mutluyduk, ne kadar rahattık. Oh ne güzel, yanlışlıklar var olmaya devam etse de ayyuka çıkmıyor, biz de Enstitümüzün dört duvarı arasında sinek avlayıp duruyoruz diye düşünüyorduk. İşsiz kalmak bizim işimiz olmalı diyerek yan gelip yatıyorduk. Üstelik bir hayli hantallaşmıştık, hatta boş kalmaktan zekâmızın gerilediğini bile hissediyor, yine de bu halin devam etmesi için dualar ediyorduk. Sonunda korktuğumuz başımıza geldi işte. Eh ne yapalım, başa gelen çekilir. 11. Sayımızı çıkarıp yeniden o mutlu uyuşukluğumuza gömülmeyi umuyoruz, arkadaşlarımız da bize yardımcı olurlarsa çok sevineceğiz. En azından, yanlışları ayyuka çıkartmasalar bize ne büyük iyilik etmiş olacaklar, anlatamayız vallahi.

BİR-A

Anarşistler, bu yılki 1 Mayıs’a iyi hazırlanmışlardı. Her ne kadar 1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a devrimciliği bir başka eleştiri konusuysa da bu hazırlığı olumlu bulmak gerekir. Afişler çok iyi, çok kaliteliydi. Tarihteki ünlü anarşistlerin fotoğrafları (Bakunin, Kropotkin, Malatesta –gerçi epey genç bir fotoğrafıydı, biz bile tanıyamadık ilk bakışta-,Emma Goldman, Durruti, Ascaso –papyonlu olmayan bir fotoğrafı olsa daha iyi olurdu-) çok iyiydi. Gerçi halktan insanlar, bu sakallı ya da gözlüklü şahısları tanıma olanağına sahip olmadıklarından altlarına isimleri yazılsa ve birkaç cümleleri konsaydı daha iyi olurdu. Seçilen “ödünç vermek”le ilgili sloganı tam anlayamasak da bu, afişlerin dikkat çekiciliğini azaltmıyor.

İşte böyle iyi bir ruh haliyle, Mecidiyeköy’deki Cevahir Merkezinin önüne gittik. Orada bazı “sıfatsız” anarşist arkadaşlarla buluştuk. Bizim de kızıl-kara bayraklarımız vardı. Orada kızıl-kara, mor-kara, yeşil-kara ve kara bayrakları görünce içimiz daha bir sevinç doldu. Hepimiz oradaydık ve biraz sonra anarşistler olarak, hep birlikte 1 Mayıs kortejinde omuz omuza yürüyecektik.

İşte o anda bu iyimser ruh halimizi bozan ve bizi şaşkına çeviren bir olay oldu. Anarşist grup içindeki bir itişme kakışmaydı bizi şaşırtan. Kara bayraklı bir arkadaş birisi tarafından itilmiş ve yere düşmüştü. Devrimci anarşist Faaliyet (DAF) grubundan anarşist arkadaşlarımız (ki afişleri yapan, İstanbul’un her yanına yapıştıran ve o anda da anarşist korteji oluşturan, ağırlıklı olarak bu arkadaşlardı) kara bayraklı küçük bir grup arkadaşı ötelemekteydi. Doğrusunu söyleyelim, bu küçük gruptaki arkadaşları kollamaktan çok, eyvah anarşistler elaleme rezil olacaklar güdüsüyle araya girdik, olayı yatıştırmaya çalıştık. Küçük grup da zaten kavga etmek gibi bir tutum içinde olmadığından oradan uzaklaştı.

Olayın aslını astarını öğrenmeye çalıştık. Kendilerine “sokak anarşistleri” diyen bu küçük gruptaki arkadaşlar korteje ellerindeki teneke biralarla katılmak istemişler. DAF grubu, onlara bira kutularıyla katılamayacaklarını söylemiş, onlar ise istediğimiz gibi katılırız demiş ve bunun üzerine itiş kakış olmuş. “Sokak anarşistleri”ni savunan kara bayraklı, orta yaşlı bir arkadaş, DAF grubundan biri tarafından itilip yere düşürülmüş. Biz, “bira içmek suç mu” diye sorduk, pek bir cevap alamadık. DAF grubundan bazıları “içemezler” diye bağırıyorlardı; birkaçı, “daha önce bizim arkadaşlarımıza saldırdılar” gibi bir şeyler  söylediler. DAF grubunun örgütleyicilerinden bir arkadaş, oldukça tehditkâr bir havada, “sizi kaç kere uyardık, buradan çekin gidin” diye bağırırken, daha gençten biri, “beğenmeyen çeker gider” diyerek ona katıldı.

Fiili şiddeti tam olarak görmedik ama yere düşen arkadaş herhalde kendi kendine yere düşmemiş ya da kendini yere atmamıştı. Biz onu yerde gördük. Demek ki biri onu yere düşecek ölçüde şiddetle itmişti. Zaten fiili şiddete gerek yok. Bağırtılar, tehditler ve insanların kovalanması hem tavır, hem de söz olarak şiddet içermekteydi.

Tabii ki, oradan hemen ayrıldık. Bu sekter insanlarla birlikte yürüyemezdik. Aslında o an aklımıza gelmedi. Yapmamız gereken en iyi şey, bir yerlerden teneke bira bulup, ellerimizde biralarımızla orada durmakta ısrar etmekti. Bakalım bize de aynı muameleyi yapacaklar mıydı? Onların tutumunu eleştirmenin en iyi yolu bu “sivil itaatsizlik” eylemi olurdu.

Bu olay, hafızamızı yeniledi ve bizi on yıl öncesine götürdü. AGF’nin heyheyli günlerine. Aynı kapalı grup psikolojisi, aynı “benim grubum”, “benim örgütüm” bencilliği, aynı kabadayıca davranışlar, aynı şiddet gösterileri, aynı yasakçı zihniyet, aynı “Yeşilaycı” muhafazakârlık.

Bu sayımızda, AGF’nin “uyuşturucu” üzerine tutumunu eleştiren, on bir yıl önce yayımlanmış bir yazıyı yeniden yayımlıyoruz. Çok düşündürücü bir yazıdır. Anarşist kılıf altında savunulmaya çalışılan alkol ya da uyuşturucu yasakçılığının insanı nasıl düzen taraftarı bir taassuba sürüklediğini çok iyi ortaya koyar.

Bu yazıda şiddet içeren tutumlar üzerinde durmayalım diyoruz. Olayı anlattık. Şiddetin küçüğü büyüğü olur mu, kararı arkadaşlar versin. Biz bu yazıda kısaca iki nokta üzerinde duracağız: Bira yasağı ve grupçuluk mantığı.

Anarşist bir kortejde bira içme yasağı diye bir şey olabilir mi? Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir anarşist kortejde böyle bir yasak olmamıştır. Bu yasağın mantığı nedir acaba? Biraz kafa yoralım.

Akıl yürütme şu olabilir: “Halkın anarşistler konusunda yanlış bir kanaati var. Anarşistleri sokak serserisi olarak gören yaygın bir kanı var. Elde teneke bira ile yürümek bu imaja hizmet eder.”

Bu mantık yanlıştır. Birahanede bira içmekle sokakta ya da yürüyüşte bira içmek arasında bir fark yoktur. Kaldı ki, bu mantık, bir adım sonra birahanede bira içmeyi de yasaklayabilir. Mesela anarşistler hakkındaki “ayyaş” imajını silmenin en iyi yolunun alkolü toptan yasaklamak olduğunu ileri sürebilir birileri. Üstelik, anarşistlerin “serseri” misyonunu silmek diye bir görevi yoktur. Tersine, anarşistler serseriliğe sahip çıkarlar.

Bu mantığın yanlışlığı bir yana, anarşistlerin sokakta bira içmesi, Türkiye’deki, gösteriyi resmigeçitle karıştıran mantığı kırdığı için yararlıdır da. 1 Mayıs’taki DHKP-C kortejini gördünüz mü? Önlerinde bir oymakbaşları eksikti (eksik miydi?) Ne yani, anarşistleri de yemez içmez robotlar haline mi getirmek istiyorsunuz? Gösteri, bizler için başkalarına yapılan bir gösteriş değil, topluca yaşanan bir sevinç, bir şenliktir. Bu yüzden de bira bu şenliğe çok çok yakışır. Halkın önyargılarını ya da taassubunu kırmanın yolu da bu şenlik havasını yaygınlaştırmaktır.

Ayrıca, bizce işin esası “imaj” değildir. Bu, tipik örgüt tavrıdır. Her örgüt kendini bir takım kurallarla ve ritüellerle belirler, tanımlar. Örgütün kendini var etme koşulu, çok saçma da olsa bir takım yasaklarla kendini dayatması ve üyeleri üzerinde bu yolla kendi denetimini sınamasıdır. Bakalım konan yasağa kim uyuyor, kim uymuyor. Uyanlar artık (bir süre için de olsa) o örgütün kazanımıdır, onları istediği gibi sevkedebilir. Yasağı delen birileri ise örgütle rekabete girmiş demektir ve bir şekilde (gerekirse şiddet yoluyla) uzaklaştırılmalı ve örgütle boy ölçüşme eğilimleri üyelerden uzak tutulmalıdır. Anarşist adlı bir grup ya da örgüt de olsa mantık hiç değişmez. Örgütlerin mantığı ideolojilerin mantığından daima güçlüdür.

Buradan örgüt meselesine geçip kısaca birkaç şey daha söyleyebiliriz. Anarşistlerin propaganda amacıyla gruplar oluşturmaları doğaldır, ancak bunu daha ileri bir noktaya götürüp kendini özel işaretlerle, özel ritüellerle ve kurallarla tanımlayan bir örgüt oluşturmaları anarşizmin ruhuna aykırıdır. Çünkü bu tür örgütler, her türlü özgürlüğü baskı altına alan otoriter merkezleri ve gizli yönetici klikleri zorunlu kılar. AGF böyle ortaya çıkmış ve yönetici kliği ile birlikte kuruyup gitmiştir. Umarız DAF da aynı yolu izlemez.

NOT: Ankara’da İP’lilerle çatışma sonrasında Ankara Ahali’den arkadaşların yazdığı kısa duyurunun gerçekten de şiddet içeren dili İsyan’a yazan arkadaşlar tarafından, tehlikeli bir eğilim olarak yeterince eleştirildi. Bu eleştirilere katılıyoruz. Umarız eleştiriler yerini bulmuş ve yeterince uyarıcı olmuştur da, yeni bir sayı çıkartmak zorunda kalmayız .

* * * * * *

Ayyuk’un 5. Sayısında yayımlanan, Efendisizler dergisinin “uyuşturucu”ya ilişkin makalesini eleştiren aşağıdaki yazıyı, sorun güncelleştiği için yeniden yayımlıyoruz.

No.5, 1 Eylül 2000

Yanlışların Ayyuka Çıktığını Hissettikçe Çıkar

——————————————————

Uyuşturucu Sorununa Bakış – I

Efendisizler dergisi, 8. sayısının (1 Haziran 1999) kapağına, “Uyuşturucuya Hayır, İsyana Evet” sloganını atmış. Bu sloganı “beylik” bulduğunu, Efendisiz, kendisi de kabul ettiğinden biz üzerinde durmuyoruz. Bizim üzerinde duracağımız, öncelikle, “Madde Bağımlılığına Karşı İnisiyatif” başlıklı makaledir. Bu makale, “uyuşturucuya karşı mücadele” amacıyla oluşturulması önerilen bir “insiyatif”in hedef, ilke ve perspektiflerini ortaya koymaktadır. Şimdi 23 maddelik bu “bildirge”den bazı cümlelerin üzerinde duralım:

“Bütün sigara ve sigara kağıdı fabrikaları kapatılmalıdır.” (“Madde Bağımlılığına

Karşı İnisiyatif “, Efendisizler, sayı:8, 1 Haziran 1999, s.2)

“Tekelinkiler dahil alkollü içeceklerin kitlesel üretimini yapan bütün fabrikalar kapatılmalıdır. Alkollü içecekler evlerde ve küçük atolyelerde yapılmalı, metil alkol denetiminden geçtikten sonra tüketilmelidir.” (Agy., s.2)

“Bayer, Roche vb. ilaç tekellerine başta barbitüratlar ve diazepamlar olmak üzere gerçek ihtiyaçlarla üretim arasındasındaki farkın hesabı… sorulmalı ve İhtiyaç fazlası üretim kesinlikle engellenmelidir”  (Agy., s.2)

“Tedavi istemeyen alkoliklere ücretsiz alkol..”  (Agy., s.2)

Konuya girmeden önce bazı mantık hataları üzerinde duralım. Birincisi, bütün sigara ve içki fabrikalarının, herhangi bir hükümet emriyle “kapatılması” değil, ama meta ilişkilerinin ilga edildiği bir toplumda, kâr güdüsü ortadan kalkacağı için kapanması doğaldır. Evet ama, bu durumda “tedavi istemeyen alkoliklere ücretsiz alkol” demek mantıksızlık olmuyor mu? Meta ilişkileri ve para olmayacağına ve dolayısıyla “ücretli alkol” diye bir şey de ortadan kalkacağına göre “ücretsiz alkol” diye bir “talep” ileri sürmek saçma olmaktadır. Öte yandan, bazı alkol müptelâlarına “ücretsiz alkol” verileceğine göre, içki üretimi yapan fabrikaların kapandığı (Efendisizler’in vurguladığı gibi “kapatıldığı” değil) koşullarda bu “alkol” nereden bulunacaktır? Efendisizler, göreve yeni başlamış Tekel Bakanı edasıyla, alkollü içki üretiminin “evlerde ve küçük atölyelerde yapılması” gibi bir “düzenlemeye” gitmek istediğini belirtiyor. Evet ama, kâr güdüsünün kalktığı koşullarda bu tür bir küçük üretimi, insanlar, sadece kendi ihtiyaçları için yapacaklardır? Yani ortaya, piyasaya sürülecek bir üretim fazlası çıkmayacaktır ister istemez. O zaman, “ücretsiz alkol” nasıl bulunacaktır? Alkol müptelâlarının kendi aralarında örgütlenip bir küçük atölye de kendileri için açabilecekleri düşünülebilir. Ama o zaman da, bu “küçük” atölye, onların istekleri doğrultusunda esaslı bir üretime geçecek ve alkol müptelâları, bugünkünden de daha fazla alkol içinde yüzme olanağı bulacaklardır.

Neyse, aslında biz burada boşuna tartışıyoruz. Çünkü, Efendisizler’in getirdiği öneriler (yoksa talimatlar mı demek daha doğru!), o çok keskin görünümüne rağmen, aslında gelecekteki özgürlükçü bir toplumun önlemleri değil, bugünkü düzene göre yapılmış önerilerdir. Bunu, ilerde bol bol göreceğiz, ama, şu yukardaki, büyük kapitalist tekellere ait ilaç fabrikalarının “ihtiyaç fazlası” üretimlerinin “kesinlikle engellenmesi” önerisi bile, bu derginin, çareyi bu düzen içinde düşündüğünün kanıtıdır.

Şimdi bu önerilerin yanlışlığına geçelim. “Kapatılmalıdır” talebi, her bakımdan saçmadır. Eğer bu, devlete yönelik bir “acil talepse”, bunun anarşistlerin işi olmadığını belirtmek zorundayız. Yok eğer, devrim sonrası bir durumdan söz ediliyorsa (ki, hiç de öyle görünmüyor), devrim meta ilişkilerini ve parayı ortadan kaldıracağına göre, insanlara zararlı bir üretimin durması zaten doğaldır, bunun için kapatmaya ya da yasaklamaya gerek yoktur. Para ortadan kalktığında, üretim kâra değil, insanların gerçek ihtiyaçlarına göre olacağından, her türlü zararlı üretim zaten duracak ve kimse, böyle bir üretimi yapma güdüsüne sahip olmayacaktır. Öte yandan, alkollü üretimin evlerde ve küçük atölyelerde yapılması, bir alternatif öneri olamaz. Geleceğin toplumunda, isteyenler bunu zaten kendi ihtiyaçları için yapacaklardır. Öte yandan, geleceğin toplumunda alkol üretiminin yalnızca ilkel ev üretimiyle kısıtla kalacağını düşünmek, ancak püriten bir kafanın ürünü olabilir. Çünkü içki ve diğer teskin ediciler, keyif vericiler, insanların doğal ihtiyaçlarıdır. Bu bakımdan, bugünkü üretim tekniklerinden yararlanmayı reddetmek gibi bir akılsızlık yapmayacak olan geleceğin komünleri, neden içki üretimini, ev üretiminin ilkel koşullarıyla kısıtlasınlar? Daha gelişmiş üretim yöntemleriyle, insanların ihtiyaç duydukları kadar bir içki üretiminin gelecekte de yapılması doğaldır. Önemli olan nokta, geleceğin toplumunda, içkinin, kâr güdüsüyle, insanların ihtiyaçlarının ötesinde körüklenmemesidir. Kaldı ki, kapitalizmin insanlar üzerinde yarattığı yıkıcı ruhsal etkinin ortadan kalktığını farzedersek, hiç kimse içkiye, kendini yıkacak ölçüde bir düşkünlük göstermeyecektir.

Ne var ki, Efendisizler’in bütün bakış açısı, soruna bugünün kapitalist toplumu içinde bir çözüm bulma telaşıyla kararmıştır. Bu yüzden de, pek kabadayıca görünen diline ve atıp tutmalarına rağmen Efendisizler bu konuda getirdiği önerilerle felaket reformcu bir hatta kaymıştır:

“Bu insiyatif, eski veya süregiden madde bağımlıları, onların aileleri ve yakınları, konuyla ilgili hekimler, psikiyatrlar ve psikologlar ve diğer duyarlı kişiler tarafından yürütüldüğünde kanımızca önemli bir toplumsal dinamiği devrim için harekete geçirmiş oluruz.” (Agy., s.2) (Bir başka makalede de “çocukları için samimi olarak kaygı duyan sıradan insanlarla birlikte” (“Uyuşturucuya Hayır! İsyana Evet”, Efendisizler, sayı:8, s.3) deniyor)

“Tütün bağımlılarının… kâr esasına dayanmayan özel sigarayı bırakma merkezleri açmaları teşvik edilmelidir.” (Agy., s.2)

“Bu klinikler, özgürlükçü profesyoneller tarafından yürütülmeli.” (Agy., s.2)

“Eroin vb. hard uyuşturucuları ilk kez denemek isteyenler… bir düşünme süresinin sonunda (örneğin bir hafta) hekim gözetiminde denemeliler.” (Agy., s.2)

Görüldüğü gibi bu önerilerin hepsi düzen içi, reformist önerilerdir. İlk alıntıya bakınız. “Gerontokrasi”ye (yaşlılar egemenliği) karşı onca gürültü koparan Efendisizler’in birdenbire uyuşturucu müptelâsı gençlerin ana babalarından medet ummasındaki, hatta esas insiyatifi onlara tanımasındaki tuhaflığı bir yana bıraksak bile, “hekimler, psikiyatrlar ve psikologlar” kalabalığından oluşan uzmanlara bu kadar büyük insiyatif tanıması, bu derginin keskinliğinin, toplumun “saygın” kurumları ve uzmanları karşısında bir anda eriyip gittiğini göstermektedir. Bu uzmanlar kalabalığının bugünkü kapitalist düzenin insanlarda yarattığı büyük bunalımın sonucunda ortaya çıktığını bilmemesi imkansızdır Efendisizler’in. Ama mantık bir kere düzenin sınırları içinde çözüm aramaya hapsoldu mu, bu tür şeylere sarılmak da kaçınılmaz olmaktadır. Hele şu “özgürlükçü profesyonaller” deyişi karşısında, insan gülmekten kendini alamıyor.

“Tütün bağımlıları” nasıl olup da bu düzende “kâr esasına dayanmayan” “özel sigarayı bırakma merkezleri” açacaklar? Bu, kapitalist piyasa ilişkilerinin egemenliği koşullarında mümkün müdür? “Hiçbir şey satılmayacak ve satın alınmayacaktır” diyen Efendisiz’in bunu söylediği nüshalarının en tepesine “300.000 TL (KDV dahil)” diye yazmak zorunda kaldığı şu kapitalist düzende, üstelik Efendisizler’den de ciddi örgütlenmeleri, “özgürlükçü profesyonelleri” vb. gerektiren bu kurum nasıl olacak da kâr esasına dayanmayacak, anlaşılır gibi değildir.

Efendisizler’in, hekim nezaretinde eroini deneme önerisi ise, reformizm sınırlarını da aşıp komedi sınırlarını zorlamaktadır. Bu işi pek bilir havalarda bir sürü ahkâm kesen Efendisizler yazarlarının da bilmesi gerekir ki, eroin gibi tehlikeli bir uyuşturucuyu denemek tamamen sosyal bir olay, arkadaş çevresinde birey olarak kendini kanıtlama olayıdır. Hiç kimse, “ben şu eroini bir deneyeyim” diye hekime başvurmaz. Eroin, arkadaş çevrelerinde hoşça vakit geçirilirken, diğerlerinden geri kalmama güdüsüyle kullanılan bir maddedir, tamamen ortam meselesidir. Yoksa, Efendisizler, her arkadaş topluluğuna bir “özgürlükçü profesyonel” ya da “özgürlükçü hekim” tayin etmeyi mi düşünüyor?

Efendisizler’in uyuşturucu konusundaki reformizmi, kaçınılmaz olarak yasakçılıkla elele gidiyor. İşte örnekleri:

“Ortak mekânlarda sigara içilmemesi makuldür.” (Agy., s.2)

“Sigara reklamlarının yasaklanma gerekçesi haklıdır…” (Agy., s.2)

Ve, Efendisizler’i doğrudan bağlamamakla birlikte, “ses duvarını” aşan bir başka öneri:

“Uyuşturucu konusunda alınabilecek tek sağlıklı devrimci tavır, uyuşturucu

sattığı belirlenen kişilerin cezalandırılmasıdır.” (“Uyuşturucu ve Anarşizm”, Bir

Grup AGF’li, Efendisizler, sayı: 9, s.2)

“Yasak olan tek şey yasaktır” ilkesini benimseyen anarşistlerin adına konuşma iddiasıyla ortaya çıkanların, düzenin getirdiği yasakları bu kadar iştiyakla savunmaları gerçekten şaşırtıcıdır. Bundan sonra söyleyeceklerimiz, artık doğrudan Efendisizler yazarlarını değil, yasakçı düzen taraftarlarını hedef almaktadır.

Bir yandan sigara üretimini ve tüketimini kâr uğruna bu ölçüde körükleyip, bir yandan da bu kitlesel alışkanlığı baskı altına almanız ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Üstelik, motorlu araçlar, fabrikalar, yakıt vb. dolayısıyla insanların toplu bir zehirlenmeye uğradığı koşullarda ortak mekânlarda sigara yasağı koymak ya da bunu onaylamak, insanlarda sağlıklarının korunduğu ilüzyonunu yarattığı için daha da berbattır. Ortak mekânlara ilişkin alınacak önlem, sigara içmenin yasaklanması ya da sigara içenlere özel yerler ayırmak değil, tersine sigaradan rahatsız olanlar için özel yerler ayırmaktır. Bir toplulukta, herhangi bir bireysel etkinlikten kim rahatsız oluyorsa, o değiştirmelidir yerini, etkinlikte bulunan değil.

AGF’li gençlere gelince. Onlara söyleyeceğimiz sadece bir çift söz var: Siz bu kafayla giderseniz, anarşist değil, 1. şubede esaslı birer falakacı polis görevlisi olursunuz.

Devam ediyoruz:

“Tütünün etkilerine ilişkin abartısız ve sağlıklı bilgi tüm 7-12 yaş gurubu

çocuklara didaktik olmayan metotlarla aktarılmalıdır.”  (Agy., s.2)

“Gençler alkolizm konusunda sağlıklı bir şekilde bilgilendirilmeli”  (Agy., s.2)

Hani “ister okullu, ister okulsuz olsun” her türlü eğitime karşıydık. Efendisiz, bırakın eğitime karşı olmayı, eğitimin metodunu bile belirlemiş: didaktik olmayan bir metod. Herhalde bunu yapacak olanlar da, yine şu “özgürlükçü profesyoneller”.

Efendisizler, adı geçen yazının sonlarında şöyle diyor:

“Biz erdemle sarhoş olma yolunu seçenlerdeniz. Bu yol anarşizmdir.” (Agy, s.2)

Sanırız, yüksek dozda alındığı için ters tepki yapmış. Ayılmaları için biraz beklememiz gerekecek.

Gelecek sayı: Uyuşturucu sorununa bakış-II

———————————–

AYYUK

——————————————————

PO Box 2474

London N8

——————————————————

1. Sayı: Üniversiteler ve burjuvalar üzerine…
2. Sayı: Demokrasi ve Başka Bazı Şeyler Üzerine…
3. Sayı: “Özgürlük Alanları” Yaratmak!
4. Sayı: “Efendisiz Öncü Partisi” Üzerine…

——————————————————

AYYUK’un sayfaları, kendini ifade etmek , başta AYYUK’a yönelik olmak  üzere her türlü eleştiriyi dile getirmek isteyen herkese açıktır.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI