“Gebertme” Oyunu!

Bugünkü Taraf’ın ana sayfasına hiç değinmesem daha iyi olacak. O sayfada, bilgisayarlarda insan “gebertmeyi” öğrenen 5-10 yaş grubundaki çocukların zekâ düzeyini bulabilirsiniz ancak.

Geçelim 10. Sayfaya. Orada Bin Ladin operasyonunun ayrıntıları yer almış. Anlatılanlar, diğer gazetelerdeki ve haber ajanslarındaki, dünyanın emperyalist imparatoruna secde eden ve insanı insanlığından utandıran acımasızlıkların ve şımarıklığın aynısı. Ufak bir fark, Taraf ‘ın kendini tutamayıp “Amerikan ulusu” adına da konuşmak gereği duymuş olması:

“11 Eylül 2001’de New York, Washington ve Pennsylvania’da üç bin kişinin ölümünden sorumlu adamı yakalayamamanın acısıyla 10 yıl geçiren bir ulus, nihayet muradına erdi.”

Eh, Taraf da bu durumda kerevetine çıkar mı bilemem ama sosyoloji bilgisi açısından sınıfta kalacağı kesin. Bir kere, “Amerikan ulusu” diye bir şey yoktur. En ırkçı Amerikalılar bile sadece “Amerikalı” olmaktan söz ederler. Çünkü Amerikan halkı, çeşitli zamanlarda, dünyanın çeşitli ülke ve bölgelerinden gelmiş insanlardan oluşur. Amerika’da yaşayan herkes geldiği kökeni ya da ülkeyi hatırlar ya da bilir. Federal yapısıyla, bildiğimiz üniter ulus-devletten farklı bir yapısı vardır Amerika’nın ve Amerika’da yaşayan insanlar kendilerini bir “ulus” olarak tanımlamadıkları gibi, Amerikan devleti de böyle bir “ulus” iddiası ileri sürmez.

Hadi diyelim ki, muhabirimiz, “ulus”u, orada yaşayan insanlar, halk topluluğu anlamında kullanmış olsun, böyle olsa bile ortada yine büyük bir yanlışlık vardır. Çünkü, on yıldır “kaynaşmış bir ulus” olarak topluca intikam peşinde koşan ve muradına ereceği günü sabırsızlıkla bekleyen bir halktan söz edilemez. Amerikalıların, egemen devletlerinin ve medyalarının derin şartlandırması altında olduğu doğrudur ama Amerika’da çok farklı eğilimlerde insanlar da yaşamaktadır; çok zeki, çok duyarlı, Amerikan propagandasını yutmayan önemli kesimlerin varlığı su götürmez. Anti-küresel hareketin başlangıcını oluşturan “Seattle battle”  Amerika’da cereyan etmiştir. Paul Avrich, Rus kökenli, Amerikalı bir tarihçi, Chomsky, Amerikalı bir düşünürdür. Savaş aleyhtarı küçümsenmeyecek bir hareket vardır Amerika’da ve güçlü bir anarşist gelenek keza. Vietnam savaşına karşı 1968 gösterileri de Amerika’da büyük ses getirmiştir. Irkçılığa karşı mücadelenin büyük liderleri Martin Luther King ve Malcolm X de Amerika’dan çıkmıştır. Bugün de, Amerikalı “star”lar çoğunluğu içinden, “göze göz mantığı dünyayı kör etmez mi” diyen bir Katy Perry parlayabiliyor.

Dolayısıyla böyle heterojen bir topluluğu, aptallardan oluşan bir ulus olarak tanımlamak, sadece ve sadece Taraf muhabirinin zekâ düzeyi konusunda bir fikir verebilir bize.

11. sayfa daha da acıklıdır. Beyaz Saray’daki “Kriz odası”nda yer alan “Amerikan ailesi”nin operasyonu izlerken çekilmiş fotoğrafından söz ediyorum. Elbette böyle bir fotoğrafı yayımladığı için Taraf”a kızmak aklımdan geçmez. Tersine, böyle ibretlik bir fotoğrafı yayımladığı için teşekkür etmek isterim.

Fotoğraf gerçekten ibretliktir ama töre cinayetlerini kınayan aklımız, “ailece” kararlaştırılmış ve “ailece” toplu bir şekilde seyredilen bir cinayeti kınamaktan nedense uzak durur. “Aile”nin tombul generali, “gebertme” oyunu oynayan çocukların ivecenliğiyle bilgisayarından “vur” emrini veriyor. “Aile”nin diğer fertleri bir Amerikan futbol maçını ya da boks gösterisini izleyen insanların heyecanlı yüz ifadesiyle seyrediyorlar cinayeti. Hillary Clinton, arka taraflardaki sırtlan suratlı (not: sırtlanlardan özür dileyerek) genç kadına göre biraz daha insana benziyor. Hiç değilse insanlığını hatırlatan bir şekilde dehşetle elini ağzına götürmüş. Ama bilemiyoruz tabii, öldürülen bir insanı görmenin verdiği bir tepki mi bu, yoksa “kahraman” komandolarının hayatlarına ilişkin bir endişe mi? Obama, gözlerini ekrana çivilemiş adeta. Eh, ne de olsa “aile” cinayetinin, akan kanlarla süslenmiş zafer çelengi sonunda onun boynuna asılacak. Bu yüzden, diğerlerine göre iki misli daha gergin. Obama’ya demokrasi ve insanlık adına hayranlık duyan eski arkadaşlarımı hatırlayıp (bkz: Bu sitede yer alan “Den Haag’da Bakışsız Bir Kedi Kara” başlıklı yazım) acaba şimdi nasıllar diye düşünmekten kendimi alamadım. Ailevi siyasi cinayetlere de onay vermezler herhalde artık, umarım.

11. Sayfada, Ahmet Altan’ın pek “ufuk açıcı” bir yazısı da yer alıyor. Ahmet Altan, cinayetin beyninde çaktığı kıvılcımlarla oturup bir “yeni dönem” yazısı yazmış. Yazısının, anlamakta güçlük çektiğim karmaşık yapısını sizlere aktarmaya çalışmayacağım elbette. Genelde üşengeç bir insan değilimdir ama manipülatif ve ideolojik çarpıtmalarla malül yazılarla karşılaştığımda nedense üstüme bir üşengeçlik gelir. Bırakın bu tür “karmaşık”lıkları aktarmayı, kendim bile anlayamam. Okuldayken de böyleydim. Beynim, kendisini aşan ya da ulaşamayan akıl yürütmelere karşı eskiden beri otomatik olarak kapatır kendini.

Yine de çaba göstererek ve beynimi zorlayarak yazının son paragraflarını anlayabildim. Anladığım şu: Müslüman ülkelerin halk hareketleriyle demokratlaşması, piyasa ekonomisinin kurallarına uyması, bütün dünyayı tek bir ekonomik anlayış içinde bütünleştirecek ve Müslümanlarla Hıristiyanları ortak bir çıkar etrafında toplayacakmış. Türkiye de bu yoldaymış ve seçimlerle birlikte, diniyle barışmış yeni bir devlet kurulacakmış.

Burada, şu klasik, üç yanlış bir doğruyu götürür kuralını da uygulamak mümkün değil, çünkü söylenenlerin hepsi yanlış.

Birincisi, Müslüman ülkelerin halk hareketleri, piyasa ekonomisinin kurallarına uyulması için ortaya çıkmış değildir. Tam tersine, halk hareketleri, bu ülkelerde piyasa ekonomisinin kuralları en acımasız bir şekilde uygulandığı için ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bütün dünyanın tek bir ekonomik anlayışta, yani kapitalizmde buluşması mümkün değil.  Böyle bir anlayış ortaklığı belki kapitalizmin dünya çapında yıkıldığı koşullarda mümkün olabilir.

İkincisi, Müslümanlarla Hıristiyanlar gibi (Amerikalılar için yapılan, yukarda değindiğim anlayışın aynısı) homojen kütleler yok dünyada. Örneğin, Bin Laden’in katledilmesini onaylayan Cumhurbaşkanı Gül türü Müslümanlar olduğu gibi, Bin Laden’in intikamını almaktan söz eden Taliban Müslümanları da var. Tahrir Müslümanlarından söz etmeye bile gerek yok.

Bunların tek bir “Müslüman” sözcüğüyle kaynaştırılması mümkün mü? Öte yandan Hıristiyanlar da “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kütle” değildir. Her Hıristiyanın dahil olduğu farklı bir sınıf vardır, farklı ve zıt eğilim ve çıkarlar Hıristiyan diye tanımlanan kültürel iklimde de çatışma halindedir. Sonuçta, kapitalist bir Müslümanla kapitalist bir Hıristiyan aynı safta, anti-kapitalist bir Müslümanla anti-kapitalist bir Hristiyan, Yahudi, Budist vb. aynı saftadır.

Ahmet Altan seçimlere çok bel bağlamış görünüyor ama seçimlerle hiçbir şey değişmeyecek. AKP biraz daha oy kaybetmiş olarak iktidarını sürdürecek. Devletin yapısında da önemli bir değişiklik olmayacak.

Ayrıca, devletin “diniyle” savaş halinde olduğu tam bir uydurmacadır. Devlet, bu ülkede gayrimüslimleri, Alevileri, Yezidileri, hatta Müslümanları “diniyle” ezmektedir.

Ahmet Altan’ın bu yazısını ancak üç yanlış bir doğru eder gibi bir kural kurtarabilir.

Gün Zileli

4 Mayıs 2011

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI