Bugünün Anarşizmi ve Şiddet

Nasıl “hatasız kul olmaz“sa, hatasız bir düşünce akımı ve felsefe de olmaz. Hele hele belli bir düşünce akımını pratiğe uygulamak isteyen insanları hatasız varlıklar olarak düşünmek iyice saçma olur. Bu saptamalardan hareket edecek olursak, kısaca mutlak özgürlükçülük olarak tanımlayacağımız anarşist düşüncenin de, diğer düşünce akımları gibi birçok kusur ve hatası vardır; öte yandan, diğer insanlar gibi birçok insani zaafla malûl anarşistler de hem anarşizmin hatalarından hem de kendi insanî, toplumsal ve kültürel zaaflarından kaynaklanan çok sayıda hata ve zaaf barındırmaktadırlar, doğal olarak.

Modern çağın diğer radikal akımı Marksizmle kıyaslayacak olursak, Marksizmin iktidarcılık sendromundan kaynaklanan çok temel zaaf ve kusurlarına göre, anarşizmin çok daha iyi bir noktada olduğunu ve yüz elli yıl boyunca iktidar yozlaşmalarından ve sisteme entegre olan reformculaşma eğilimlerinden oldukça uzak kalma yetisini gösterdiğinden söz edebiliriz.

Anarşizm belki de Marksizm gibi doktrinleşmediğinden, bir sarkaç gibi zıt uçlara çekilme ve zıt uçlarda sallanma eğilimi gösterebilmektedir. Doktrinleşmemek bir avantajdır, iyi bir şeydir ama onun da böyle sakıncaları vardır.

Örnek verecek olursam, anarşizm şiddet konusunda iki zıt uçta salınıp durabilmektedir: Mutlak pasifizm ve bireysel şiddet.

Veya; komünizm ya da komünalizm diye ifade edilebilecek aşırı toplumsalcılık (Kropotkin’in aşırı toplumsal dayanışmacılığı arı ya da karınca topluluklarını örnek almaya kadar varmıştı) ile aşırı bireycilik (Stirner’in egoizmi) arasında bir salınma.

Veya; toplumu bir fabrika örgütlenmesi biçiminde ele alan sendikalizm

ile sanayi ve teknolojiyi bütünüyle reddeden ilkelcilik arasında gidip gelen bir sarkaç.

Veya; özel mülkiyeti tamamen reddeden mutlak ortaklaşmacı anarşist görüşlerle özgürlüğü bireysel mülkiyetle özdeşleştiren kapitalist-anarşist savrulma arasında gidip gelmeler. vb. vb

Bu yazıda, yukarıda çok özetle  bahsettiğim bu sarkaç salınımlarının hepsini ele almak ve tahlil etmek mümkün değil elbette. Ancak bu yazıda , bugün yaşanmakta olan gelişmelerden ve pratikten hareketle anarşist sarkacın bir tezahürünü ele alacağım: Anarşizmle şiddet yanlılığının ve buna bağlı olarak anarşizmin dar gizli örgütlenmelerle ilişkisi.

Anarşizm, ilk gençlik çağında (yani 19. Yüzyılın sonlarında ve 20. Yüzyılın başında) „terörizm“le flört eden bir akım olarak parladı ve kitleler nezdinde daha çok bu yönüyle şöhret yaptı.

Ne var ki, anarşizmin, daha doğrusu o zaman şiddetle iştigal eden anarşistlerin „terörizm“inin bugünkü bilinen, örgütlü „terörizm“le neredeyse hiçbir benzerliği yoktu. O zamanki bireysel şiddet eylemleri, anarşist fikirleri benimseyen genç insanların tamamen bireysel bir öfkeyle, kendi silahlarını bile kendi olanaklarıyla temin ederek ortaya koydukları şiddet eylemleriydi. Bu gençler, o zamanki Rusya’da icrai-faaliyette bulunan bulunan Narodnikler kadar bile bir gizli örgütlenme içinde değillerdi. Bu eylemleri, kendi zamanlarındaki ve daha sonraki, gizli örgütlenmelerle gerçekleştirilen örgütlü şiddet eylemleriyle karıştırmamak gerekir. Anarşizmin hiçbir otorite tanımayan mutlak özgürlükçülüğüyle konspiratif gizli örgütlenmelerin mutlak ve sorgulamasız itaat ve disiplin talep eden yapısı tam bir kan uyuşmazlığı içindedir.  Sorgulamasız itaat ve disiplin derken, illâ görünmeyen ya da bilinmeyen bir „Merkez Komitesi“nden emir almayı kastetmiyorum. Kararların ortak iradeyle alındığı, kendi içinde çok „demokratik“ bir yapıda da en azından eylem aşamasında mutlak itaat ve disiplin zorunludur. Örneğin bu aşamada grubun bir üyesinin herhangi bir nedenle eylemden cayması ve itiraz etmesi halinde o üyeyi bekleyen şey arkadaşları tarafından infaz edilmektir. Çok uzağa gitmeye gerek yok. İttihat Terakki içinde böyle infazlar yapıldığı romanlara bile yansımıştır.

Örneğin bu öfkeli gençlerden biri olan Michele Angiolillo, İspanya halkına zulmettiğini özellikle anarşist yayın organlarından öğrendiği İspanyol Başbakanı Canovas del Castillo’yu öldürmeyi kafaya koyuyor, kendi olanakları ve ilişkileriyle bir tabanca temin ediyor, o dönem devletler bu tür bireysel terör eylemlerine karşı pek fazla tedbirli olmadıklarından Başbakan’ın Santa Agueda’daki yazlığının kapısını çalıyor, kapıya çıkan eşine Başbakan’ı görmek istediğini söylüyor, içeri giriyor ve Canovas’a silahını ateşliyordu.

Elbette öfkeli anarşist gençlerin bu tür bireysel suikast eylemleri aynı dönemlerde başka başka amaçlarla ve motivasyonlarla hareket eden farklı suikastçı grupların, örneğin Rus Narodniklerinin ve Nihilistlerinin ya da Sırp milliyetçilerinin veya Ermeni komitacılarının silahlı eylemleriyle birbirine karışabilmiştir, en azından genel halk yargısı açısından böyle bir durum doğmuş, burjuva basını bu yargıyı pekiştirmiş, zaman içinde silahlı eylemcilik ya da suikastçılıkla anarşizm insanların zihninde birbiriyle örtüşen kavramlar haline gelmiştir.

Böylece öfkeli anarşist gençlerin eylemleri, anarşizmin, örneğin Tolstoy’la, Gandi’yle ya da Avrupa ve Amerika’daki pek çok pasifistle temsil edilen pasifist damarının en azından kitleler tarafından görülebilmesini engellemiştir. Örnek verecek olursak, Tolstoy ünlü bir romancı olarak Türkiye’de tanınır ve okunur; Gandi ünlü bir direnişçi olarak yıllardır bilinir ama bu iki düşünürün aynı zamanda pasifist anarşistler olduğu ancak son zamanlarda idrak edilebilmiştir. Hatta bu idrak bile sadece dar çevreler için söz konusudur.

George Woodcock’un belirttiği gibi, İspanya devriminin yenilgisi, en kitlesel pratiğini bu ülkede, özellikle 1930’lu yıllarda ortaya koyan anarşizm için bir nevi, bir bitkisel hayat dünemini başlatmıştır. Anarşizm, vazettiği özgürlükçü fikirler bağlamında hiçbir zaman yok olmamıştır; tam tersine, Sovyet sosyalizminin Stalinizmle tam bir devlet despotizmine dönüştüğü koşullarda parlak bir şekilde doğrulanmıştır ama anarşizmin fiili varlığı bir anlamda buharlaşmış gibidir 1938-1968 arasında.

1968 canlanışı ve devrimi anarşizme yeniden bir hayat öpücüğü etkisi yapmış ve anarşizm yeniden somut olarak vücut bulup yaşayan bir varlık olarak kendini ortaya koymuştur.

Ne var ki, bu dönemde „yaşayan anarşizm“in başına bir talihsizlik daha gelmiştir. Anarşizmin yeniden hayat bulduğu dönemle 1968 devriminin yenilgi, geri çekilme ve kitleselliğin bitip küçük silahlı grupların ileri atılma (ileri kaçma) dönemi aynı zamana rastgelmiş ve İtalya’daki Kızıl Tugaylar veya Almanya’daki Baader-Meinhof  gibi örgütlü şiddete başvuran grupların eylemleri, anarşizmin eski meşum şöhretiyle bağlantılandırılarak anarşizm olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Elbette bunda, bir taşla iki kuş vurmakta pek mahir olan burjuva basınının ve burjuva devlet-polis aygıtlarının da belirleyici rolü olmuştur.

Bu nitelendirme öylesine yerleştirilmiştir ki, 1968 yenilgisinin ardından 1970’li yıllarda yeniden yükselen devrim dalgasıyla ortaya çıkan örgütler ve mücadeleler anarşist düşünceyle doğrudan hiçbir ilgileri olmadığı (hatta anarşizme tamamen karşı oldukları) halde hakim sistem tarafından anarşizm ya da anarşistlik olarak nitelenmiş, egemenlerin laneti anarşizmin üzerinden bugüne kadar eksik olmamıştır.
2000’li yılları anarşizmin dördüncü canlanış dönemi olarak görebiliriz (1. dönem: 20. Yüzyılın başındaki bireyci şiddetlerle ünlendiği dönem; 2. dönem: İspanya’da 1930’larda kitleselleştiği dönem; 3. dönem: 1968 devrimiyle canlandığı, bu devrimin yenilgisiyle birlikte bireysel şiddet uygulayan gruplarla karıştırıldığı dönem). Bu yeniden canlanış döneminin tipik özelliği, anarşizmin anti-global hareket içinde yeniden kitleselleşme eğilimi olmuştur. Bu dönemde anarşizmin yolu bir kere daha ama bu sefer İslami radikalizmin şiddet eylemiyle kesilmiştir. İslam radikalizminin ikiz kuleleri vurmasının ardından başlayan kapitalist karşı saldırı, Cenova’da zirvesine ulaşmış anti-global hareketi duraklatmış, hatta geriye sürmüştür.

Ne var ki ağır kapitalist sömürü, dünya çapında sosyal çelişkileri derinleştirmeye devam etmektedir. Anarişmin bugünkü sorunu, her yerde yükselen toplumsal tepkileri devrime kanalize edebilmektir. Anarşizmin özgürlük ve özörgütlenme vizyonu ne kadar parlaksa, kitlesel bir özyönetimsel örgütlenmeyi hayata geçirme pratiği o kadar başarısız ve sönüktür. Anarşizmin bu iç çelişkisini çözmesi ve özgürlükçü vizyonu özgürlükçü bir kitlesel örgütlenmeye dönüştürmesi gerekiyor.

Böyle bir örgütlenme asla dar ve gizli bir örgütlenme olamaz. Özgürlükçü bir kitlesel örgütlenme her türlü ideolojik sınırlamadan uzak, çoğulcu, serbest  ve alabildiğine açık olmalıdır. Artık dar yuvarlardan çıkmanın zamanıdır. Kitlelerin anarşistler hakkındaki önyargılarının yenilebilmesi için öncelikle anarşistlerin kitleler hakkındaki önyargılarını yenmeleri gerekiyor. Tabii daha da önemlisi, anarşistler hakkındaki büyük önyargının kırılması, kitlelerle aramıza yüz yıldır çekilmiş barajın yıkılması açısından çok önemlidir. Burjuvazinin „terörist“ suçlamasından korkmayız; sadece sosyal çelişkilerin harekete geçirdiği ezilen kitlelere ulaşmamızı engelleyecek demagojileri bertaraf edememekten korkarız. Bugün böylesi demagojilere güç verecek her türlü eylem, ne kadar iyi niyetlerle yapılırsa yapılsın sadece ve sadece bizi devrimcileşen kitlelerden kopartmak isteyen burjuvazinin, onun provakatör polisinin işine yarayacaktır. Bu bağlamda, teknolojiye karşı mücadele adına Avrupa’nın kimi ülkelerinde yapıldığı ya da yapılmaya teşebbüs edildiği iddia edilen bombalı şiddet eylemlerinin anarşizmle hiçbir ilişkisinin olamayacağı belirtilmelidir. Bu tür eylemleri gerçekleştirmek için zorunlu olan gizli konspiratif örgüt yapısının anarşizmin doğasına yabancı olması bir yana, bu tür eylemlerin, örneğin bombalı paketi taşıyan posta işçisine ya da paketi alıp açmakla görevli insana zarar verme ihtimali bile, felsefesinin temeline insanı ve canlıyı koyan ve özsavunma dışında her türlü şiddeti reddeden (pasifist anarşistler o kadarını bile reddederler) anarşizme taban tabana zıttır.

Liberalizme ve reformizme karşı direnmek bugün devrim için nasıl bir zorunluluksa, bireysel ya da örgütlü şiddete karşı çıkmak da bir o kadar devrimci görevdir.

Ve dünya çapında yeni bir anti-kapitalist kitlesel devrimci yükseliş çok uzak değil.

Gün Zileli

25 Nisan 2011

İlgili Olabilecek Yazı Bulunamadı.


YAZI DETAYLARI