Devrimleri Bitirmenin Yolları…

Dünya yüzünde, bugüne kadar bilinen üç karşıdevrimci odak vardır: Birincisi, emperyalist-kapitalist bloktur; ikincisi, yerel oligarşiler ve iktidarlardır; üçüncüsü, devrim adına devrime el koyan ve bastıran bürokrasilerdir.

Devrimler, ya yerel oligarşi ve iktidarların polis ve ordu güçleriyle; ya emperyalist-kapitalist güçlerin ambargo ve fiili müdahaleleriyle; ya da devrimi içerden ele geçiren bürokrasilerin tek parti yönetimleriyle sona erdirilir. Bu üç karşıdevrimci güç zaman zaman kendi aralarında da çatışmakla birlikte, son tahlilde, devrimi bastırmakta işbirliği halindedirler.

Fransız Büyük Devrimi’ni fiilen bitiren, devrim adına savaştığını iddia eden Jakoben diktatörlüğü olmuştur. Bu karşıdevrimci güç, giderek Bonapartizme evrilmiş ve Rusya’ya kadar uzanan karşıdevrimci bir işgal ordusuyla kendi milliyetçi ideolojisini yaymaya girişmiştir.

1848 devrimlerini bitiren ve ezen, ülke burjuvazilerinin hizmetindeki karşıdevrimci ordular olmuştur.

Paris Komünü, işgalci Prusya ordusuyla Versailles’deki Fransız karşıdevrimci iktidarının işbirliğiyle bastırılmıştır.

Sovyet devriminin bastırılması daha da karmaşıktır. Sovyet devrimi, önce batılı emperyalist-kapitalist güçlerle Çarlık kalıntısı Beyaz güçlerin işbirliği, ambargo ve iç savaş yoluyla boğulmaya çalışılmış, ancak başarısız olmuştur. Fakat iç savaş süreci, devrim yapan Rus işçi, köylü ve asker kitlelerini yormuş, bürokrasi bundan da yararlanarak tüm inisiyatifi ele geçirmiş ve devrimi içerden boğmuştur. Kronstadt’ın top gümbürtüleri ve Mahno’nun köylü gerillalarının naraları, bir anlamda, hem dış hem de iç karşıdevrimci güçlerin elbirliğiyle boğulan Büyük Sovyet Devriminin imdat sireni olarak da duyulabilir.

İspanya’da devrim, yukarda sözünü ettiğimiz üç karşıdevrimci odağın işbirliğiyle bastırılması açısından çok ilginç bir deneyim olarak incelenmelidir. Devrim öylesine güçlü (bence Rusya’dan da güçlü) bir kitle potansiyeli ortaya koymuştur ki, bastırılabilmesi ve yenilmesi için üç karşıdevrimci odağın da devreye girmesi gerekmiştir. Bir tarafta, hem yerel karşıdevrimi, hem de dış müdahaleyi (Fas’tan devşirilmiş sömürge ordusu) temsil eden Franko güçleri vardır; devrim onunla göğüs göğüse bir savaşa girmiştir. Öte yandan, Nazi Almanya’sı ve faşist İtalya, dış müdahaleci emperyalizm olarak Franko’nun yardımına fiilen koşmuştur. Bu da yetmemiştir. Kapitalist “batı demokrasileri” “müdahalesizlik” kararı alarak dolaylı bir şekilde Franko’ya yardımcı olmuşlardır. Dahası, Cumhuriyetçi saflardaki sağ sosyal demokrat Negrin hükümeti ve bu hükümete sızmış Stalinistler, devrimi içerden çökertmek için ellerinden geleni yaptılar. Devrimciler, anarşistler, Franko’nun eline düşmeden önce Stalinistler tarafından işkence ediliyor (POUM lideri Andreas Nin) ya da katlediyorlardı (İtalyan anarşisti Berneri). Anarşistlerin kurulmasına önayak oldukları kolektifler, daha Franko birlikleri oralara ulaşmadan Stalinistler tarafından yıkılmışlardı.

Sovyetler Birliği’ndeki karşıdevrimci bürokratik güç, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir bürokratik iktidarlar bloğunun kurulduğu koşullarda, sadece devrimi içerden bastıran bir güç olmakla kalmadı, aynı zamanda, aynı emperyalist müdahaleciler gibi dış müdahaleci bir güce de dönüştü. Artık Sovyet Kızıl Ordusu’nun yeni görevi, aynı emperyalist ordular gibi, ülke devrimlerini bastırmaktı. 1956 Macaristan ve 1968 Çekoslovakya devrimleri, Sovyetler Birliği ve müttefiki ülkelerin ordularıyla, dış müdahale yoluyla bastırıldı.

Bu yazının yazılmasına esin kaynağı olan Libya’daki son duruma gelecek olursak, devrede, birbiriyle çatışma halinde olan iki karşıdevrimci odağın olduğunu söyleyebiliriz: 1. Kaddafi’nin temsil ettiği yerel karşıdevrimci odak; 2. Batılı kapitalist-emperyalist blok.

Birleşmiş Milletler’in kararı, batılı emperyalist bloğun (sonuçta devrimi bastırmak için) harekete geçtiğini gösteriyor. Bu durumda devrimin Kaddafi’den önce batılı emperyalistlerce sona erdirildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü bu müdahale, Kaddafi’ye karşı devrimin haklılığını fiilen ortadan kaldırmış bulunuyor. Devrimci güçlerin kaçınılmaz olarak emperyalist müdahalenin himayesine girmesi, devrimin yozlaştığının, hatta sona erdiğinin açık işareti olacaktır.

Devrim sadece ruhla yaşar. O ruhu öldürdüğünüz zaman geriye sadece bir et ve kemik yığını kalır. Kaddafi’ye karşı ayağa kalkan bu ruh, daha düne kadar Kaddafi’yle ittifak halinde olan emperyalist-kapitalistlerin müdahalesiyle ve ondan medet umarak ölmüştür artık.

Yazık oldu!

Gün Zileli

18 Mart 2011

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI