“Savcılar, Troçkist-Buharinist Terörist Ergenekon örgütü Hakkında Kesin Delillere Sahip”!!!

Stalin’in büyük temizliklerinin ünlü savcısı Vişinski’yi bu konularla ilgilenen herkes bilir. Temizlikleri 1934-36 yıllarında sürdüren, sonra da Stalin tarafından öldürtülen GPU şefi Yagoda; onun yerine geçip temizliklere 1936-38 yılına kadar sürdüren ve sonra da Stalin tarafından öldürtülen Yezhov; onun yerine geçip temizliklerin devamını getiren ve sonra da Kruşçev tarafından, Stalin’in ölümünden kısa süre sonra öldürtülen Beria da Vişinski kadar, hatta ondan da fazla ünlüdürler.

Sovyetler Birliği’nde “Troçkizme” karşı mücadele ilk başlarda, yani 1920’li yılların ikinci yarısında bir ideolojik mücadele gibi görünüyordu. Rejim baskıcıydı ama muhaliflere, baskı altında da olsa kısıtlı bir hayat hakkı vardı. En azından sadece “parti hattından sapma” ile suçlanıyorlardı. 1930’lara doğru muhalefete karşı mücadele iyice sertleşti ve gerçek Troçkist muhalifler tutuklanmaya başladı. Ardından “Buharinistler”in sapmayla suçlanması geldi ama onlar henüz tutuklanmamışlardı. Sıkı polis takibi altındaydılar ama henüz “sapma”nın ötesinde bir suçlama yöneltilmemişti onlara karşı.

1934 yılının 1 Aralık’ında, Leningrad parti şefi Kirov öldürüldü. Eugenia Ginzburg’un  Anafora Doğru(Pencere Yayınları, çev: Gün Zileli, 1996) adlı otobiyografisi şu cümleyle başlar: “1937 yılı, aslında 1934’ün 1 Aralık’ında başlamıştı.” 1937 yılı, 1930’lu yıllardaki Büyük Temizliklerin zirvesini temsil eder. Ginzburg da diğer birçok partili gibi bu tarihte tutuklanmıştır.

Büyük temizlik dalgası Kirov’un ölümüyle başlatıldı. Bugüne kadar ispatlanamamakla birlikte bu cinayetin Stalin’in GPU’su tarafından düzenlendiğine ilişkin çok güçlü emareler vardır, ancak cinayetin görünürdeki failleri, bu cinayet soruşturmasını yürüten GPU timlerinin elemanları ve en sonunda Yagoda bir iki yıl içinde ortadan kaldırıldığından konu üzerine konuşacak hiç kimse kalmamıştır.

Kirov’un öldürülmesiyle birlikte GPU bir örgüt imal etti: “Troçkist Terörist örgüt”. Stalin terörü birkaç yıl içinde Buharin ve taraftarlarını, hatta giderek önemli bir Stalin taraftarı kesimi de kapsayınca örgütün adı genişletildi: “Troçkist-Buharinist Terörist örgüt”.

Daha önce tutuklanmış gerçek Troçkist muhalifler Gulaglarda tutuldukları kamplardan yeniden Moskova’ya getirilerek bu örgütün varlığını ve örgüte üye olduklarını “itiraf” etmeleri için işkenceye tabi tutuldular. “İtiraf”ta bulunanların bir kısmı gösteri mahkemelerine çıkarılarak ölüme mahkûm edildi. “İtirafı” kabul etmeyenlerin çoğu ise GPU bodrumlarında kurşuna dizildi.

GPU şeflerinin ve Vişinski’nin imal ettiği örgütün “üye kayıt” işlemleri bizzat GPU sorgucuları tarafından yapılıyordu. Suçlananlar, sorgulananlar böyle bir örgütün “varlığından” ve bu örgütün “üyesi olduklarından” sorgulama sırasında haberdar oluyorlardı.

Yöntem aslında çok karmaşık değildi. Bir suç örgütü imal edersiniz, ondan sonra da parça parça birilerini o örgüte eklemlersiniz. Örgütün çekirdeğine, kimsenin Troçkist olduğuna itiraz edemeyeceği ve kendileri de zaten Troçkist olduklarını açıkça söyleyen insanları yerleştirirsiniz. Sonra bu örgütün bir takım terörist suçlar işlediği yönünde bir suç imalinde bulunursunuz veya gerçekten işlenmiş bir takım suçları (örneğin Kirov’un ölümünü) bu örgüte mal edersiniz. Bazı “örgüt üyelerinden” şantaj veya işkence yoluyla itiraflar alırsınız. Bazı ajanlarınıza örgüt üyesiymiş gibi “itiraflar” yaptırır, sonra onları da ortadan kaldırırsınız ya da ortadan yok edersiniz. Artık kendileri yoktur ortada ama suçlayıcı ifadeleri vardır. İnsanlar şöyle düşünür: “Evet bunlar Troçkist, zaten kendileri de Troçkist olduklarını kabul ediyorlar.” (bu arada partinin ve örneğinPravda’nın yoğun propagandası sonucu “Troçkizm” diye bir suç olduğuna inanmışlardır.) “Demek bu Troçkistler teröre de bulaşmışlar.” (İtirafların zorla alındığını ya da birilerine yaptırıldığını önceleri akıllarına bile getirmezler.) Birinci aşamada böyle bir suç örgütünün varlığı kabul ettirildikten sonra işler iyice kolaylaşır. Artık doğrudan Troçkist olmayan ama belli kuşkuları olan birilerini bu örgüte yamamak işten bile değildir. Onlar da tutuklanır ve sorgulanır, örgüt üyesi oldukları “kanıtlanır”. Tutuklanan bu kuşkucuları tanıyan insanlar şaşırır. “Yahu, tamam da bu insanların Troçkistlikle ne ilgisi var” diye düşünürler. İşte böyle düşündükleri an kendileri de doğrudan kuşkulular listesine girerler. Zaten onlarla görüşmüşlerdir, işyerinde arkadaşlık etmişlerdir. Acaba bu “Troçkistlere” karşı yeterince uyanık davranmışlar mıdır? Onların “Troçkist” olduklarını bildikleri halde ihbar etmemeleri bir hayli kuşku çekici değil midir? Ya ailece görüşmeleri ne anlama gelmektedir? Böylece onlar da içeri alınır ve buharlaşırlar. Partiye bağlı, hatta Stalin’i en büyük önder olarak gören Stalinistlerdedir bu sefer şaşırma sırası. “Olacak şey değil” diye düşünürler, “bu insanları tanırım, ne ilgisi var ki onların Troçkistlikle falan.” İşte bu sefer bu kuşkucu Stalinistler mercek altına alınır ve bu böylece zincirleme gider.

Bu noktada E. Ginzburg’dan uzunca birkaç alıntı yapmama izin verin. E. Ginzburg’un Kazan Üniversitesi’nde birlikte çalıştığı “kızıl saçlı profesör” diye bilinen profesör Elvov, Kirov’un ölümünden sonraki, tutuklama dalgasının bütün hızıyla sürdüğü günlerde telaşla E.Ginzburg’u görmeye, evine gelir:

“O gün Elvov’un gözlerindeki anlamı, daha sonraları sık sık gördüm. Acının, endişenin ve bir av hayvanının bitkinliğinin o tanımlanamayan karışımı vardı içlerinde ve derinlerde bir yerlerde  yarı deli bir umut ışığı. Sonraki yıllarda ben de böyle görünüyor olmalıydım, fakat o yıllarda aynada bir kez bile olsun yüzümü göremediğim için bir türlü emin olamıyorum.

‘Sorun nedir, Nikolay Naumovich?’

‘Başım belada… hepsi bu… Sana bir dakka için uğradım, hakkımda yanlış düşünme… Hepsi bir yığın yalan. Yemin ederim, Parti’ye karşı hiçbir zaman hiçbir şey yapmadım ben.’

Onu rahatlatmak için kullandığım basmakalıp sözlerden şimdi utanıyorum. Kesinlikle hiçbir şey o sözler kadar kötü olamazdı. Şu anın genel manzarası içinde olabilecek en kötü şey, gecikmiş olsa da bir kınama cezası almasıydı. Ve böylece…

Sözlerimi bitirince çok tuhaf bir şey söyledi.

‘Benimle işbirliği yapmaktan dolayı acı çekmen olasılığı yüzünden ne kadar üzgün olduğumu anlatamam. Böyle şeylerin olmasını dünyada istemezdim.’

Anlamamaktan gelen bir şaşkınlıkla baktım ona. Aklını mı kaçırmıştı? Onunla işbirliği yapmaktan dolayı acı çekmek! Ne işbirliğinden söz ediyordu? Ne saçma!

Ona, ne zamandan beri bir Sovyet üniversitesinde ve bir parti gazetesinde birlikte çalışmanın acı çekmeye yol açan işbirliği olduğunu sordum.

‘Ne olup bittiğini anlamıyorsun. Bu senin işini güçleştireceik, hoşça kal.’

Ertesi gün ders vermek için enstitüye gittiğimde, beni öğrencilik günlerimden beri tanıyan yaşlı kapıcı holde aceleyle bana doğru geldi:

‘Biliyor musunuz bizim profesör… Kızıl saçlı… Onu gece götürdüler… Tutuklandı.’”(s.15-16)

Şu satırlar da E. Ginzburg’un tutuklandıktan sonraki sorgusundan:

“Basit, hemen hemen rutin sorularına verdiğim yanıtları tutanağa ağır ağır geçiren bu sakin memur, terbiyeli bir insan olmalıydı: Şu şu yıllar arasında nerede çalışmıştım, şu ya da bu kişiyle nerede ve ne zaman karşılaşmıştım? İlk sayfa dolmuştu ve bu sayfayı imzalamam için bana uzattı. Ne demek oluyordu bu? Bana Elvov’u ne zaman tanıdığımı sormuştu, ben de ‘1932’den beri’ diye yanıtlamıştım. Fakat tutanakta soru ve yanıt şu şekilde yazılmıştı: ‘Troçkist Elvov’u ne zamandır tanıyorsunuz?’- ‘Troçkist Elvov’u 1932’den beri tanıyorum.’

‘Ben böyle bir şey söylemedim.’

Şaşkınlıkla baktı bana, neredeyse bakışları bütünüyle soru işareti biçimini almıştı.

‘Fakat o bir Troçkist!’

‘Olabilir ama ben bilmiyorum.’

‘Fakat biz biliyoruz. Saptandı. Sorgucular kesin delillere sahip.’” (s.57-58)

Savcı Zekeriya Öz’ün sanıklara sorularını ve Taraf gazetesinin Kütahyalı türü köşe yazarlarını okuyunca Vişinskileri, Yezhovları, Pravda’nın yayınlarını hatırladım.

7 Mart 2011

Gün Zileli

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI