Devrime iki farklı bakış (Doğan Tarkan)

Doğan Tarkan

Büyük toplumsal hareketlere iki açıdan bakabilirsiniz. Birinci yöntemde aşağıdan harekete, onun dinamiklerine, taleplerine, örgütlenme, deney biriktirme ve öğrenme gücüne bakarsınız. Olayları buradan anlamaya ve çözmeye çalışırsınız. İkinci yöntemde yukarıya, egemen sınıfın iktidardaki ya da muhalefetteki yöneticilerine, örgütlenmelerine, emperyalist güçlere bakarsınız. Çözümü buradan yapmak istersiniz. Bu iki birbirinden çok farklı bakış toplumsal hareketi, ayaklanmayı, devrimi çok farklı kavramanıza yol açar.

Tunus ve Mısır’daki gelişmelere bu iki farklı açıdan bakılıyor. Bir tarafta hareketi ABD’nin oyunu olarak göstermeye çalışanlar var. Hareketin önderi olarak El Baradei’yi gören ve bu nedenle harekete karşı mesafeli duranlar var.

Mübarek’in gücünü abartanlar var. Mübarek ile ABD arasında doğrudan bir bağ kurup her şeyi bu ikilinin planladığını söyleyenler bile var. Bazıları ise araya İsrail’i de sokuyor.

Harekete yukardan bakanlar devrimi, devrimin dinamiklerini göremiyorlar. Onlar Mısır sokaklarına bakınca, Tahrir Meydanı hakkında yorum yapınca kaos, kargaşa görüyor. Sokaktaki hareketin büyüklüğünü, kararlılığını görünce Mübarek’in işinin bittiğini görüyorlar ama gene de düzen, alıştıkları kapitalist düzeni istiyorlar. Arabalar benzin bulamıyor diye rapor ediyorlar. Bankaların ATM’leri yağmalanıyor diye kaygılanıyorlar.

Batılı emperyalist güçler de benzer kaygılara sahip. Onlar da bir taraftan açıkça ya da üstü örtülü bir biçimde “hadi Mübarek gitme zamanı geldi” derken diğer taraftan da düzenli, kargaşalığa meydan vermeyen bir geiş istediklerini bağıra çağıra söylüyorlar.

Yukarıdan bakanlar iste egemen sınıfın doğrudan temsilcileri olsun, ister tekellerin kontrolündeki büyük medya olsun, bunların hepsi esas olarak devrimden korkuyor, devrimin ortamından korkuyor ve engellemeye çalışıyor.

Yeni Başkan Yardımcısı Ömer Süleyman’ın bazı muhaliflerle yaptığı görüşmeyi Mısır Devrimi’nin sonu olarak tanımlayanlar da var. Daha çok solda olanlar böyle tespitler yapıyor. Çünkü sokakta gösteri yapan büyük yığınların liderliği sanıyorlar Süleyman ile görüşenleri. Yukarıdan bakınca durum böyle oluyor.

Bir de bazı solcular var. Devrimi büyük yığınların eylemi olarak değil de bir siyasi partinin, onun askeri örgütlenmesinin mücadelesi ve iktidara el koyması olarak görüyorlar. Adeta bir darbe olarak düşünüyorlar devrimi. Düzenli, disiplinli bir hareket. Kuralları olan, yöneticileri olan bir hareket.

Devrime devrim demek için

Bir toplumsal harekete bakıp bu unsurları göremeyince gözlerinin önünde yaşananı devrim olarak tanımlayamıyorlar. Sonra da oturup devrim dememenin mazeretlerini bulmaya çalışıyorlar.

Doğrusu buluyorlar da. Bir devrimin henüz tamamlanmamış yanı sosyal bir değişime ulaşamamış olması böyle düşünenlere çok sayıda malzeme veriyor.

Hani, üretim araçları el değiştirmedi, hani eski rejimin artıkları hala ortada. Bakın ordu gene orada duruyor. Daha sayısız benzer olgu bulunabilir.

Örneğin Tunus’ta eski rejimin yöneticileri yeni hükümeti kurmaya çalışıyor. Ordunun yöneticileri gene aynı, falan filan.

Mısır’a bakanlar ise burada bir devrimci sosyalist örgüt göremiyorlar. Olan çok küçük çevreleri ise bu devasa hareket içinde görmek elbette ki mümkün değil. Devrimci örgüt yerine El Baradei gibi unsurlar var öne çıkarılan. Ama El Baradei gibileri öne çıkaran sokaklardaki göstericiler değil, basın, batılı büyük medya. Onlar El Baradei’i “muhalefetin lideri” olarak tanıtıyorlar. Tabii adamın biraz da taraftarı var.

Bir de harekete aşağıdan, halk yığınlarının arasından bakıyoruz. Diğerlerinden tamamen farklı şeyler görüyoruz bu nedenle heyecanlanıyoruz, coşku doluyuz. Aynen Tunus, Mısır meydanlarını, sokaklarını dolduran büyük halk yığınları gibi.

Mısır’da direnişin kalbi olan Tahrir (Kurtuluş) Meydanı’na bakınca biz kaos, kargaşalık değil, festival havası görüyoruz. Bir tarafta şiir okunuyor, diğer tarafta TV seyrediliyor. Bir tarafta politik konuşmalar var, diğer tarafta şarkı söyleniyor. Harekete katılanlar neşeli ve coşkulu. Heyecanlı. Kazanmakta olduklarını biliyorlar, güçlerinin farkındalar. En önemlisi bu sonuncusu, kendilerine güveniyorlar, kazanmakta olduklarının farkındalar ve güçlerine güveniyorlar.

Çatıştılar ve polisi yendiler. Gerilettiler. Tahrir Meydanı’nı sokağa çıkma yasağına rağmen ele geçirdiler.

Sokaklarda savunma komiteleri kuruyorlar. Tunus’ta da aynı şey yaşanmıştı. Batılı büyük medya ve Türk medyası yağmayı kötülüyor, çirkin göstermeye çalışıyor. Oysa Mısır’da, Kahire’de halkın kendisi müzeleri korudu, çevirdi ve içeri giriş çıkışları engelledi. Halk için müzeler, müzelerin içindekiler önemli. Onlar kendi malları.

Her devrimin kazanabilmesi için yığınları kapsayan bir örgütlenmeye ihtiyacı var. Bu örgüt önceden hazırlanamaz, önceden tasarlanamaz. Aynen büyük ama gerçekten büyük yığın hareketlerinin önceden tasarlanamayacağı gibi.

Hareketin kendisi bu örgütleri oluşturmaya başlar. Hareket, 1905’de 1917 Şubat ayında Rusya’da, 1956’da Macaristan’da, 1919’da Almanya’da olduğu gibi esas olarak bir işçi sınıfı hareketi ise mücadelenin temelini genel grev oluşturur. İşçiler grev yapmadan, yani işlerini topluca bırakmadan gösteriye çıkamazlar, devrim yapamazlar.

Tunus’ta Bin Ali diktatörlüğüne son büyük darbeyi vuran, İçişleri Bakanlığı önündeki gösteriyi önceden devletin kuyruğunda olan sendika çağırdı. Bu da devrimci süreçlerin ne denli değiştirici, öğretici olduğunu gösteriyor. Şimdi Tunus işçi sendikaları önemli rollere sahip. Toplumun örgütlenmesinde öncü bir rol oynuyorlar.

Mısır’da Salı günü milyonlarca insanın katıldığı gösterilerde işçilerin önemli bir rolü oldu. Birçok gösteriyi işçiler yönlendirdi, bir çok fabrika bölgesinde grev var, birçok fabrikada işçiler patronları kovdular.

İşçilerin önderliği ile süren devrimci atılımlarda işçiler grev komiteleri kurmakta ve grev komiteleri birleşerek daha üst örgütlenmeleri oluşturmakta. Rus Devrimi’nde bu grev komitelerine “Sovyet” denmekteydi ve iktidarı egemen sınıflardan bu Sovyet örgütlenmesi yani grev komiteleri aldı. Birçok ülkede Sovyetlere komisyon deniyor, İran’da ise şura denmekteydi.

İşçi sınıfının en baştan belirleyici role sahip olmadığı devrimci atılımlarda durum biraz daha farklı. Mısırda olduğu gibi.

Mısır’da bir yandan işçi sınıfı daha büyük yığınlar halinde harekete katılıyor diğer yandan da savunma komiteleri kuruluyor. Yakında halkın başka örgütlenmelerinin de ortaya çıkması mümkün. İşte devrimin ihtiyacı bu.

Eğer Tunus ve Mısır’daki gelişmelere sokaktaki halkın arasından bakarsanız El Baradei ve benzerlerini görmezsiniz, onların yerine barikatları örgütleyen işçileri, emekçileri, gençleri ve kadınları görürsünüz.

El Baradei’ye bakıp umutsuzluğa düşenler harekete sokaktaki emekçinin yanından bakandan tamamen farklı bir gözleme sahiptirler.

Devrim ile darbenin farkı

Devrimler bir süreçtir. Bir anda başlayıp, bir anda bitmez. Öyle olanlar darbedir. Darbeciler ellerindeki üstün silah gücüyle var olan devletin kurumlarını ele geçirirler ve iktidarı devralırlar. Devrimler ise bir süreçtir.

Önce bir yığın hareketi başlar, sonra bu hareket kazanımlar elde eder, kendisine güveni artar, bu öz güvenle daha ileri doğru hareket eder. Basit, kolay anlaşılır taleplere sahiptir. Devrim ve sosyalizm değil, ekmek ve barış ister ya da Mısır’da sosyalizm değil, Mübarek rejiminin yıkılmasını ister. Büyük çoğunluğu kazanmaya çalışır. Bilir ki üretici sınıfların büyük çoğunluğu değişimden, devrimden yana tutum almadıkça kazanmak mümkün değildir. Bunun için devrimler sabırlıdır. Aceleci değildir. Kazanacakları aynı yığınlar bilir.

Tunus’ta ve Mısır’da devrim yaşanıyor. Bunu ancak sokaklarda özgürlük isteyen büyük yığınlara güvendiğiniz takdirde söyleyebilirsiniz. Tunus ve Mısır devrimlerinin yanı sıra Ortadoğu çapında da büyük bir değişimin eşiğindeyiz. Hemen hemen bütün Ortadoğu ülkelerinde emekçiler, halk yığınları dikkatle Tunus ve Mısır’ı izliyor ve onların açtığı yoldan yürümeye çalışıyor. Ya sokağa çıkıyorlar ya da çıkmaya hazırlanıyorlar. Ama büyük yığınlar halinde. Yüz binler, milyonlar olarak baskıcı diktatörlüklerin karşısına çıkarlarsa, ancak bu takdirde yenebileceklerini biliyorlar.

Her yerde hazırlık var. Her yerde değişime hazırlanılıyor. Her yerde egemen sınıflarda hazırlık içinde. Kimi yerlerde diktatörler, krallar hükümetlerini değiştirerek ayaklanmaya engelleyebileceklerini düşünüyorlar, Subayların, memurların maaşlarına zam yapılıyor. Yeni alternatifler öne sürülüyor. Kırk yıllık diktatörlük dayanamaz yıkılırsa yerine daha “demokrat” görünümlü bir alternatifin geçmesi sağlanmaya çalışılıyor. Egemen sınıflar taviz veriyor. Demek ki aşağıda olanlar korkutuyor onları. Demek ki devrimlerin kazanma olanağı çok yüksek. Mısır’da ve Tunus’ta olduğu gibi halk, işçi ve emekçiler bu defa kolay kolay durmayacaklar.

Ortadoğu’da devrim yükseliyor. Bu devrim dalgası kolaylıkla Ortadoğu’nun dışına da taşabilir.

Diktatörleri yıkmak mümkün. Bunu gördük. Dünyayı değiştirmek de mümkün. Bunu kaçınılmaz olarak göreceğiz.

16 Şubat 2011

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI