Testi ve Kubur!

Şu hayatta insanın başına her şey gelebilirmiş meğer. Hayatımda tek bir yazısını bile okumaya değer bulmadığım Hıncal Uluç gibi yazarlık altı bir şahsın ortaya saçtığı beynindeki pislikler hakkında bir yazı yazacağıma rüyamda görsem inanmazdım. Hem de, üzerimizdeki ölü toprağını silkeleyip atmamıza neden olan şu Kuzey Afrika ve Ortadoğu devrimi günlerinde işi gücü bırakıp böyle bir yazı yazmaya girişmek… Olacak şey değil. Ama oldu işte.

Hıncal Uluç, “yardımcısı” Fatoş aracılığıyla haberdar olmuş Defne Joy Foster’in ölümünden (yeni zenginler, ayıplarını örtmek için “hizmetçi” yerine bu sözcüğü kullanıyorlar artık) ve sabah sabah Sabahgazetesindeki o meşum yazıyı yazmış bunun üzerine. Keşke “yardımcı” Fatoş, Hıncal Uluç’a böyle bir “yardım”da bulunmasaydı. O zaman, bir umut bu ya, belki de o ucube yazıyı yazmamış olurdu.

Hıncal Uluç, Sabah adlı varakpârenin 4 Şubat günlü nüshasında, şu anda ona cevap verme ve kendisini savunma olanağına sahip olmayan bir insana, iki gün önce ölen Defne Joy Foster’e “ahlaki” bir saldırıya geçerken aslında kendi düşük ahlak ölçülerini de ortaya koymuş. Bu yazı Defne’nin onuruna halel getirmez. Ama onursuz gazeteciliğin ve köşe yazarlığının ne demek olduğunu çok güzel anlatır.

Bir zamanlar (belki şimdi de) Playboy’larda boy gösteren Hıncal Uluç adlı magazin yazarı, hayatı talihsiz bir şekilde son bulmuş, savunmasız bir genç kadın karşısında kılıcına davranmış, aslan kesilmiş ve mahallelinin önüne düşüp “zina yapılan” eve baskına giden mahalle imamı havasında, ağzından köpükler saçarak ahlak dersi vermeye kalkışmış.

Efendim, Defne gibi evli, bebek sahibi bir kadının, sabaha karşı bekâr bir erkeğin evinde ne işi varmış? Üstelik de kanında tonla alkolle. Bunu uygun bulmamış Hıncal Uluç. Dolayısıyla Defne’nin kocasının yerinde olmayı hiç mi hiç istemezmiş. Hani Defne’nin boşanma kararı olsaymış bir şey demeyecekmiş ya da boşanmak için mahkemeye başvurmuş olsaymış veya evini ayırsaymış. Bunun adı “ihanet”miş (bu hain kelimeyi, kendisi de biraz insafsız bulmuş olacak ki, tırnak içine almış).

Bir kere, sen o “bekârın evinde” neler olduğunu nereden biliyorsun? Haydi “tecrübe konuşuyor” diyelim ve bunu geçelim. Evli bir genç kadın, “bekâr” erkeğin evine gitti ve onunla birlikte oldu diyelim. Bundan sana ne? Seni ne ilgilendiriyor? O kadının nasıl bir duygusal dünyası olduğunu nereden biliyorsun, o anda nasıl bir ruh halinde olduğunu nereden bilebilirsin? Kocasıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu, onunla neler yaşadığını bilmen mümkün mü? Ayrıca, Türkiye’yi bilmiyorum ama batıda çok sayıda (evli ya da değil) “açık ilişki” (open relationship) vardır. Yani çiftlerin uzun vadeli bir ilişki yaşamaları, aynı evde oturmaları, hatta resmen evli olmaları, çocuk sahibi olmaları, cinsel hayatlarını birbirleriyle kısıtlamaları anlamına gelmez. Eğer isterlerse, bir kereliğine ya da daha uzun süre başkalarıyla ilişkileri olabilir. İki taraf da karşılıklı olarak bunu bilir ve bu durum onların uzun vadeli “partner” olmalarına, hayatı paylaşmalarına engel değildir. Böyle bir ilişkide “aldatma” ya da “ihanet” söz konusu olmaz. Bunu “ihanet” olarak görmek sadece bizim modern ya da ataerkil ilkel kültürümüzün kurbanı olan erkek ya da kadınların zihniyet dünyasına özgü bir durumdur.

Kaldı ki, böyle bir sözleşme olmadığı durumlarda da çiftlerin birbirlerine haber vermeden, geçici olarak bu tür ilişkilere girmeleri “ihanet” olarak nitelendirilemez. Bu tür şeyler insani, olağan ve daha önemlisi sadece çiftlerin özel hayatlarına ilişkin, onları ilgilendiren durumlardır. Ne arkadaşlarını, ne yakınlarını, ne çocuklarını, hele hele ne de kamuya seslenen gazete köşe yazarlarını, magazincileri, televolecileri ilgilendirir. Ancak bireysel özgürlük ve sorumluluk ilişkisi çerçevesinde ele alınacak, kişisel hikâyeleri ortaya getirmeden, soyut ve felsefi planda tartışılacak bir sorundur bu.

Hıncal Uluç, İngilizce bildiğini göstermek için İngilizce örnekler de vermiş ama doğru karşılıklarıyla değil. Bir kere “falling in love” değil, “fall in love” olacak. Bu, Türkçedeki “aşık olma”nın karşılığıdır. Öte yandan, “make love” “aşk yapmak” değil, “sevişmek” anlamına gelir. Sevişmek ise, her haliyle son derece insani bir edimdir ve ne olursa olsun “ihanet” sözcüğüyle bir arada kullanılmaması gerekir.

Hıncal Uluç, Defne’yle ilgili meşum yazısını, “su testisi su yolunda kırılır” türü, ahlakçı olduğu kadar gayriahlaki ve hayatı anlamayanların işin içinden çıkamadıkları zaman kullandıkları “atadan kalma” bir deyişle bitirmiş.

Testi su taşır.

Ya kubur? Sadece pislik akar içinden.

Gün Zileli

4 Şubat 2011

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI