Yukarıyı Zayıflat, Aşağıyı Güçlendir! (Gün Zileli ile Röportaj – Dicle Haber Ajansı, 04.01.2011)

Röportaj Başlığı: Gün Zileli

 

* DTK’nın Özerklik Çalıştayının ardından ortaya çıkan Demokratik Özerklik Projesinin kendisini ve ilkelerini nasıl buldunuz. Hangi noktaları eksik veya hangi noktaları desteklenmeli ve geliştirilmelidir?

Demokratik Özerklik Projesini esasen çok olumlu buldum. Elbette geliştirilecek yanları vardır. Bence bu, sadece Kürdistan’a değil, Türkiye’nin bütün bölgelerine uygulanacak, örnek alınacak bir projedir. Bugüne kadar Türkiye’nin toplumsal projelerinde Kürtler hep ortaya konanların takipçisi olmuştur. Bugün görüyoruz ki, Kürtler bu projeyle bir anlamda öncülüğü ele almışlardır ve bu da çok olumlu bir gelişmedir. “Geri” denen “ileri” deneni geride bırakmıştır eşit olmayan gelişmeye uygun olarak. Türkiye’nin batısı hâlâ üniter devlet modelinden kopabilmiş değildir, sol da buna dahildir.

* Sitenizde de Demokratik Özerklik projesinin taslak metnini yayınlamışsınız. Bu taslakta yer alan siyasi boyut ve ekonomik boyutun nasıl şekillenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Evet, Aşk ve Devrim (www.gunzileli.com) sitesinde projeyi yayımladık. Orada başka projeler de yer alıyor ve bundan sonra da yer alacak. Türkiye’de sol, toplumsal proje ortaya koyma yeteneğini yitirmiş durumda. Aşağıdan başka bir dalga geliyor. Bunların çoğu bireysel çalışmalar ama çok önemli. Hepsinin enine boyuna tartışılması gerekiyor. 1990 yılından itibaren sol son hayatiyet belirtilerini de kaybetti. 1980’den beri yeni bir akım ortaya çıktı. Bu akım, içinde yeşilleri, anarşistleri, feministleri, eşcinsel hareketlerini, savaş ve silahlanma karşıtlarını, vicdani redcileri vb. barındıran yeni ve dinamik bir akımdır.

Ekonomik boyut hakkında bir şey söyleyecek birikime sahip değilim ama şunu söyleyebilirim: Her toplumsal gelişme kendini öncelikle kültürel boyutta ortaya koyar. Bugün de olan budur. Dünya çapında yeni bir devrimci kültür doğuyor ve gelişiyor. Kürt arkadaşların bu boyutu iyi kavramaları gerekir. Bu, bireye hak ettiği yeri veren ve her türlü merkeziyetçiliği reddeden, öte yandan anti-modernist bir kültürdür. Bu kültürün kimi öğeleri Kürt halkının doğal eğilimleriyle uyum halinde. Ne var ki, uyum halinde olmayan yanları da var. Örneğin lider kültünün ve muhafazakâr aileci-dinci etkilerin kırılması çok önemli. Kürtlerin kültürel alanda çok esaslı bir cephe açmaları gerekiyor. Yoksa her türlü toplumsal proje kâğıt üzerinde kalır.

* Özerklik modeli ile yerinden yönetim öngörülüyor. Bu model çerçevesinde merkezi yapıyla kurulan bir denge ilişkisi var. Bunun sizin gözlemlediğiniz dünya örnekleri bulunmakta mıdır?

Yerinden yönetim iyi bir şey elbette. Ama perspektif , yerel yönetimlerin hegemonyasını da süreç içinde yıkıp tam bir özyönetim oluşturmak olmalıdır. Bu olmadığı zaman ortaya yerel küçük ağalıklar çıkacaktır. Ayrıca ben merkez diye bir şey olmaması gerektiği kanısındayım. Her şey yerinden yönetilmeli ve özerk komünler birbirleriyle paralel ilişkiler içinde olmalıdır. Bana soracak olursanız, ülke sınırı diye de bir şey olmamalı, örneğin İran’daki bir özerk komünle buradaki de özgürce ilişkilerini düzenleyebilmelidir. Elbette anarşist bir perspektif bu ama dünya bu yönde evrilecektir.

* Özerkliğin öngördüğü kent meclisleri, kent konseyleri , halk meclisleri, nasıl yaşam bulabilir işlerlik kazanabilir?

Elbette tabandaki insanların aktif katılımıyla. Her bireyin kendi iradesini içinde bulduğu bir özyönetim uygulamasıyla. Esas belirleyici, köy ve mahalle konseyleri ya da komünleri olmalıdır. Buralarda da seçilen temsilciler dönüşümlü olarak görev yapmalıdırlar. Bir anlamda herkes yönetici olmalıdır ki, yönetici denen uzmanlık ortadan kalksın. Güç, yukarda değil, aşağıda olmalıdır. Bu anlamda, kent ve bölge konseyleri ve komünleri temel birimlerin iradesinin uygulayıcısı ve koordinatörü olmanın ötesinde bir iktidar ve güç edinmemelidirler. Gerçek bir devrimci demokrasi ancak bu şekilde uygulanabilir. Bu temel birimlerin dışardan bir parti ya da örgüt tarafından manüple edilmemesi tayin edici önemdedir. Aksi takdirde kendimizi Sovyetler Birliği’ndeki gibi despotik bir rejim içinde bulmamız kaçınılmaz olacaktır. Sovyetler Birliği’nin 1938 Anayasası görünürde dünyanın en demokratik anayasasıydı ama fiiliyatta korkunç bir polis rejimi ve tek kişi diktatörlüğü hüküm sürüyordu.

*Anarşizmin otonom önermesi ile demokratik özerklik projesi arasından ne gibi bağlar ve benzerlikler bulunmaktadır?

Sanırım bunu yukarda bir ölçüde yanıtladım.

Söz hakkı tanıdığınız için teşekkür ederim.

Gün Zileli

4 Ocak 2011

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI