Cezaevi Müzesi!

Ulucanlar Cezaevi müze olmuş…

Eski adı Ankara Merkez Cezaevi’dir. Merkez Cezaevinde kısa periyodlarla üç kez yattım. 1966, 1969 ve 1975 yıllarında. İlkinde lise son sınıf öğrencisiydim. 12 Kasım 1966 yılında, Cemal Gürsel (Kurtuluş) Meydanında, Nato işyerlerindeki grevlerle ilgili yapılan anti-emperyalist gösteriden dolayı, diğer beş arkadaşla birlikte tutuklanmıştım. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk toplu öğrenci tutuklamasıdır, bildiğim kadarıyla. Bir ay kaldım orada. Yarılma’da, 226-236. sayfaları cezaevinde olup bitenlere ayırmış, birlikte yattığımız Kenan Ölmez, Mehmet Güneş, Atila Elçi gibi arkadaşların, ayrıca Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’ın,Yaşar Başaran, Rıfkı Erten gibi arkadaşlarının ve “Kürtçülükten” yatan, bir ara TİP Başkanlığı da yapan Mehmet Ali Arslan’ın adlarını anmıştım.

İkinci girişim, 1969 üniversite işgallerinden sonra olmuştu. O zaman da yaklaşık bir ay yatmıştım (Yarılma, s.383-385). Azer Yaran, Kamil Erdem, Atilla Sarp vb. ile birlikteydik içerde.

Üçüncü girişim, 1974 Temmuz affıyla dışarı çıktıktan bir süre sonra, Aydınlık dergisinin bürolarına yapılan baskınlar sonucunda olmuştu. Üç ayı Merkez Cezaevinde olmak üzere dört ay kalmıştım içeride. (Havariler, s. 130-146). Tabii, özellikle 12 Eylül’den sonraki dönemde 10 yıl, 20 yıl yatan ve halen de yatmakta olan arkadaşları gördükçe bizim bu yatmalarımızın sözünü etmeye bile utanıyor insan aslında. Her neyse, orada da Yılmaz Güney, Ali Kar, Mustafa Gürkan, Ömer Faruk Ciravoğlu, Bülent Kumral, Orhan Bursalı vb. arkadaşlarla birlikteydik.

Altındağ Belediyesi önayak olmuş, 2006 yılında kapanan Ulucanlar Cezaevinin müze haline getirilmesine. Proje Genel Koordinatörü Deniz Yavuz’un açıkladığına göre, “ortamı görmek isteyenler, cüzi bir ücret ödeyerek 15 dakika ya da 1 saat” kalabilecekmiş ceza hücrelerinde. Kelepçelenip gardiyan eşliğinde hücreye konulacaklarmış. Süre dolmadan çıkarılmayacaklarmış. Böylece tutsaklıkla özgürlük arasındaki farkı anlayacaklarmış.

Altındağ Belediyesinin “özgürlüğü” hatırlatan tutumunu saygıyla karşılamak mümkün ama bu hücrelerde kalmak isteyeceklere benim tavsiyem şu olacak: Eğer müzeye katkı olsun diye vereceklerse o başka ama aslında böyle bir para ödemelerine gerek yok. Yürüyüşdergisinin bürosuna giderlerse, hem de helikopterli, anlı şanlı bir baskının sonucunda bundan daha da berbat hücrelere atılabilirler, üstelik görecekleri işkence ve yiyecekleri dayak da ikramiyesi. Ya da DİSK’in masum bir yürüyüşüne katılsınlar. Orada yiyecekleri polis copu dışında, kendilerini esaslı ceza hücrelerinin beklediğini garanti edebilirim.

Neyse, şaka bir yana da, benim aklım bu müze işine yine de pek basmadı. Nazilerin, işgal ettikleri Polonya’da, Krakow şehri yakınlarında kurdukları, gaz odalarıyla ünlü Auschwitz kampı bugün müzedir ama bu, hiç de komik kaçmamaktadır, çünkü, bugün, Rusya hariç, batı ve doğu Avrupa’da toplama kampı kalmamıştır. Öyle olduğu içindir ki, insanlar müze yapılan bu meşum kampı rahatlıkla dolaşmakta, yakın tarihteki korkunç uygulamaları hatırlamaktadırlar. Evet ama bu Türkiye’de mümkün müdür? Yani Ulucanlar Müzesini gezen bir insanın, demir kapılara bakıp, işkence seslerini dinleyip, “vah vah, yakın zamana kadar neler oluyormuş bu ülkede” demesi hepimizi güldürmez mi? Güldürür, çünkü bugün Türkiye’nin bütün karakollarının ve emniyet müdürlüklerinin mahzenlerinde işkence gayriresmi bir şekilde tam istim devam etmektedir. Türkiye’nin cezaevlerinde Ulucanları hiç de aratmayacak baskı ve dayak eksik değildir.

Altındağ Belediyesi, sağ olsun gösterdiği gayretten dolayı ama acaba böyle bir müze yaparken, bu uygulamaların Türkiye’de tarihte kaldığı ya da maziye gömülüp müzelik olduğunu düşünmüş olabilirler mi gerçekten, sayın encümen azaları?

Diyelim ki, 1940 yılında Hitler, örneğin Ravensbrück Toplama Kampı’nı müze yapıp, oradaki uygulamaları sergileseydi ya da Stalin, yine aynı yıl, Kazakistan’daki Karaganda Toplama Kampı’nı müze yapsaydı, ancak Ulucanlar Müzesi kadar komik bir şey yapmış olurlardı.

Aaaa evet: Ulucanlar Mizah Müzesi. Hücrelerden yükselen kahkaha seslerini duyar gibiyim.

Gün Zileli

29 Aralık 2010

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI