Demokratik Özerklik Programı

DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ BİLEŞENLERİNCE HAZIRLANMIŞ OLAN, DEMOKRATİK  ÖZERK KÜRDİSTAN MODELİNİN

TASLAK SUNUMU

DEMOKRATİK  ÖZERK KÜRDİSTAN MODELİ TASLAĞI

1-Kısa Tarihçe:

Bilindiği  üzere; insanlık tarihinin şafağı olan Neolitik tarım devriminin gerçekleştiği Mezopotamya’nın en eski halklarından biri olan Kürtler, bugün inkar ve imha politikaları sonucu soykırım tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Ulus devletçi anlayışlar Kürdistan’ı kendi uluslaşmalarının yayılma alanı olarak görmekte ve bunun için görülmedik baskı, istismar ve asimilasyon yöntemleri uygulamaktadırlar. Kürtlerin bu insanlık dışı amaca karşı kutsal direnişleri olmasa, insanlığın kök hücresi gibi olan bu halk gerçekliği yok olmakla yüz yüze kalacaktır.

İlk devletçi uygarlık ve imparatorluklar aşağı Mezopotamya’da ortaya çıkınca gözünü diktikleri yer Kürdistan olmuştur. Bu nedenle Kürtler tarihte özgürlük mücadelesi veren halkların başında gelmektedir. Devlet ve imparatorlukların Kürdistan üzerinde sürekli baskı kurması, Kürt halkını bir taraftan aşiret konfederasyonları biçiminde savunma yapmaya yöneltirken, diğer taraftan da bu temelde güçlenen yapılarıyla komşu halklarla birbirini tanıma ve birlikte yaşama kültürünü geliştirmişlerdir. Devletsel yapılar içinde de belli düzeylerde özerkliklerini koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Kapitalist modernitenin ulus devlet zihniyeti ve bunun ideolojisi olan milliyetçilik, Ortadoğu’ya girdikten sonra başta Kürtler olmak üzere halklar açısından ağır ulusal, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlar baş göstermiştir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi milliyetçilik patolojisine bulaşan halklar diğer halkların düşmanı haline getirildiği gibi, ulus devletler de diğer halkların kültürlerini yok etmek için sistematik bir inkâr, imha ve asimilasyon saldırısı başlatmışlardır. Bunun sonucu Kürtler kapitalist modernite öncesi var olan özerkliklerini kaybetmeyle karşı karşıya kaldıkları gibi, ulusal varlıklarına yönelik saldırılar da artmıştır.

20. yüzyılın başlarına gelindiğinde ulus devletçi zihniyette olan ve milliyetçilik zehriyle şekillenen Türk, Arap ve Fars egemen elitleri, etkilerindeki toplumları da kullanarak sistematik olarak Kürtlere karşı kültürel ve fiziki soykırım politikaları izlemişlerdir. Bunun sonucu Kürtler; Türk, Arap ve Fars ulus-devletleri altında

görülmedik ağır baskılarlarla karşılaşmışlar, 20. Yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde ulusal varlıklarını tümden kaybetme durumuyla karşı karşıya gelmişlerdir. Özellikle Türkiye’nin inkârcı politikaları sonucu Kürtler, Kuzey Kürdistan’da 1970’li yılların başına gelindiğinde yok olmanın eşiğine getirilmiştir.

20. yüzyılın başından itibaren İttihat ve Terakki’nin diğer halkları yok etme temelinde Osmanlı imparatorluğundan geriye kalan topraklar üzerinde Türk uluslaşmasına dayalı ulus devlet yaratma politikası, diğer halklara büyük acılar yaşattığı gibi, Kürt-Türk ilişkilerinde de Kürtleri yok oluş sürecine götüren bir dönemin başlamasının ideolojik ve siyasi temeli olmuştur. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda tümden dağılması ve Türk ulusal varlığının tehlikeye girmesi karşısında Mustafa Kemal tarihteki geleneğe uygun olarak özellikle Kürtlerle ilişki ve ittifak içinde olmayı çok önemli görmüştür. Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı bu temelde kazanmış; Türkiye Cumhuriyeti bu ilişkiye dayanarak kurulmuştur. Böylelikle Kürtlerle ilişkinin kardeş Türk halkı için büyük değeri bir daha anlaşılmıştır. Mustafa Kemal’in o yıllarda Kürdistan için özerklik düşünmesi ve Birinci Meclisin 1922 Şubat’ında bu yönlü karar alması, yeni Türkiye’nin kuruluşunda Kürt-Türk ilişkilerinin öneminin bir kez daha anlaşılmasının sonucudur. Kürtler de Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemdeki politikalarından önemli zararlar görmelerine ve ciddi sıkıntılar yaşamalarına rağmen, Araplar ve diğer halklar gibi ayrılmayı değil, aynı dinden olan ve geçmişten beri özerkliklerini koruyarak aynı devlet içinde yer aldıkları Türklerle, yine özerkliklerini belirli oranda koruyarak birlikte yaşamayı tercih etmişlerdir.

2. Güncel Durumun Zorunlulukları ve Demokratik Özerkliğin Genel Esasları

Günümüzde bütün olumsuzluklara ve ortaya çıkacak engellere rağmen uluslararası ve bölgesel siyasal durum da Kürt sorununun çözümü açısından elverişli hale gelmiş bulunmaktadır. Türkiye toplumunda ortaya çıkan Kürt sorununun çözümü konusundaki eğilim de, çözüm konusunda gerekli imkân ve fırsatları sunmaktadır. Artık Türk devleti eski politikayı sürdüremez hale geldiği gibi, Kürt halkı da eski statü altında yaşamak istememektedir.

Demokratik özerklik, daha önce Türkiye’nin demokratikleşerek demokratik cumhuriyet haline gelmesi temelinde önerdiğimiz çözüm projesi somutlaşmış ifadesi olmaktadır. Bizler bir yandan Demokratik özerkliği devletle diyalog temelinde

gerçekleştirmek isterken, diğer yandan halkımızın demokratik örgütlenmesi ve buna dayalı  mücadelesi temelinde kurumlaştırmak istiyoruz.

Bu model, ulus devletin bırakalım farklı toplulukları bir arada tutmasını sürekli çatışma ve istikrarsızlık yaratan karakteri nedeniyle toplumları birbirinden uzaklaştıran anlayışına karşı ulusal sorunlarda en doğru çözüm modeli olmaktadır. Nitekim günümüzde, farklı toplulukların yaşadığı ulus devletler dönüşüme uğrayarak özerklikler temelinde farklı etnik ve dinsel toplulukların bir arada yaşadığı göreceli demokratik siyasal sistemler haline gelmektedirler. Çünkü farklılıkların özgünlüğünü ve özerkliğini kabul etme temelinde çoğulcu bir toplum olmak, çağımızın temel demokratik eğilimidir.

Demokratik özerklik, yalnız Türkiye ile Kürtler arasındaki ilişkileri ve Kürt sorununu çözmeyecek, bunun yanında Türkiye’nin toplumsal sorunlarının çözümü açısından da köklü bir demokratik siyasal yapılanmayı ortaya çıkaracaktır. Ahlaki ve politik toplum olarak ifade ettiğimiz özgürlükçü-komünal değerleri taşıyan örgütlü demokratik topluma dayandığından dolayı, ekonomik sorunlar dahil tüm sorunları çözmeyi hedeflemektedir.

Türkiye içinde ve dışında birçok çevre, Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi gerektiğini dile getirmektedir. Ancak ülkemizdeki politik parti oligarşisi Türkiye için değil, kendi çıkarları için politika ürettiğinden çözümünü dayatan Kürt sorununu çözmeye yanaşmamaktadırlar. Bırakalım Kürt sorununu çözmeyi yürüttükleri politikalarla Türkiye’de çürümeyi derinleştirdikleri gibi Kürt halkına da acılar yaşatmaktadırlar.

Bu durumda Kürt halkının kendi demokratik özgürlükçü yaşamını meşru bir şekilde

kurma dışında bir seçeneği kalmamıştır. Demokratik özerklik, Kürt halkının artık mevcut durumda varlığını tehdit eden bu yönetim altında statüsüz bir halk olarak yaşamak istemediğinin ifadesi olmaktadır. Dünyada, Kürtler gibi 40 milyonu aşkın nüfusa sahip olan, ama hakları bu denli yok sayılan ve ulusal varlığı yok edilmeye çalışılan başka bir halk yoktur. Demokratik özerklik, Türk devletinin Kürtler üzerinde inkâr ve imha politikası temelinde kurduğu siyasi statüyü reddederek kendi özgürlük ve demokrasisini yaşadığı yeni bir statüye kavuşmayı ifade etmektedir.

Demokratik özerklik; Kürdistan toplumunu Siyasal, Hukuki, Öz Savunma, Sosyal, Ekonomik, Kültürel, Ekoloji ve Diplomasi şeklindeki sekiz boyutta örgütleyerek siyasi irade yapıp, Demokratik Özerk Kürdistan inşasını hedeflemektedir.

Demokratik özerklik olmaksızın; Kürtler kendini demokratik bir toplum olarak, demokratik siyasi bir iradeye kavuşturamayacaklardır. Dolayısıyla, ne toplumumuzun gücü ve siyasi iradesini ortaya çıkabilecek, ne de ekonomik, sosyal, kültürel ihtiyaçları karşılanabilecektir. Nitekim demokratik özerklik, DTK ve BDP tarafından Kürt sorununun demokratik çözümünde bir model olarak sunulunca, halkımız tarafından büyük bir coşku ve heyecanla sahiplenilmiştir.

Demokratik özerklik; Türkiye halklarının hiçbir ihtiyacını karşılamayan, Türkiye toplumuna da yük haline gelen ulus-devletin var olan katı zihniyetini değiştirme ve halkların siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmesi önünde engel olmaktan çıkarma temelinde cumhuriyetin demokratikleşmesini hedeflemektedir. Dolayısıyla demokratik özerklik, demokratik cumhuriyetin Kürdistan’daki izdüşümü olarak görülmelidir.

Kürdistan toplumu daha bugünden sadece Türkiye’nin değil, tüm bölge ülkelerinin en büyük demokratikleşme gücü haline gelmiştir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, Kürdistan toplumunda gerçekleştirdiği demokratik, sosyal ve kültürel devrimle başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’nun demokratikleşmesi açısından büyük bir güç ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla Demokratik özerkliğin inşa süreci, bölgenin demokratikleşmesini de beraberinde getirecektir.

Bu süreç, aynı zamanda Türkiye toplumunun demokratikleşme ve Kürt sorununu çözme isteğinin, bölgesel ve uluslararası durumun dayattığı  demokratikleşme gerçeğinin ve zorunluluğunun, Türkiye devletinin önüne konulmasıdır. Şimdiye kadar Türkiye’deki anayasa-yasalar ve Kürdistan’daki tüm uygulamalar Kürt halkı açısından meşruiyeti olmayan inkârcı hukuk karakterinde olmuştur. Bu nedenle, günümüze kadar uygulanan politikalar ve Kürdistan’daki tüm siyasi, idari ve hukuk alanı Kürtler açısından değiştirilmesi gereken anti demokratik hukuk karakterindedir.

Demokratik özerklik; sınırların değişmesini değil, sınırlar içinde halkların kardeşliğinin ve birliğinin pekişmesini sağlayacak, böylece Türkiye’de oluşan karşıtlaşmayı durdurup Kürt halkıyla Türkiye’nin yeni bir sözleşme ile Türk-Kürt ilişkilerinde yeni bir dönem başlatacaktır. Modelimiz, Türkiye’nin tüm diğer bölgelerinde de uygulanabilecek bir demokratikleşme modelidir. Zaten dünyada da devletler, katı merkezi karakterlerini bırakarak adem-i merkeziyetçi siyasal sistemlere yönelmektedir. Çünkü yerinden yönetime dayanan sistemler sorunları daha kolay çözdüğü gibi, her alanda gelişmenin daha da hızlandığı siyasal modeller haline gelmişlerdir. Bu yönüyle demokratik özerklik, yetkilerin yerellere devredilerek

devletlerin bu tür sorunları  çözüp, demokratikleşmeye yöneldiği eğilimlere de uygun düşmektedir.

Tarihteki Türk-Kürt ilişkileri ve yeni Türkiye’nin kuruluşundaki ilişkiler, Türkiye’nin Kurucu Meclisi ve bu kuruluşun önder kişisi Mustafa Kemal’in o günkü yaklaşımları böyle bir yeni ilişkiye tarihsel temel oluşturacak etkenlerdir. Çağımızda halklar arası ilişkilerin de farklı ulusal toplulukların varlıklarını ve kendilerini yönetmelerini kabul etme temelinde yeniden kurulduğu da dikkate alınırsa modelimiz, yeni Kürt-Türk ilişkilerinin çağdaş biçimde kurulmasının da en çözümleyici modeli olmaktadır.

Demokratik özerklik; bir devlet kurumlaşması olmadığı için iktidar ve devlet odaklı savaşlar içinde olmaz. Bu açıdan tüm topluluklar, halklar ve siyasi birimlerle karşılıklı çıkar içinde en sağlıklı ilişkileri kuracak karaktere ve kapasiteye sahiptir.

Demokratik özerklik; toplumdaki tüm çoklukların birbirlerini tamamlama ve güçlendirme biçiminde demokratik konfederal birliğini sağlama yeteneğini gösterirken, Kürdistan ülkesinin diğer parçalarındaki Kürt siyasi sistemleri ve bölge halklarıyla da demokratik ve özgür ilişkiler geliştirecektir.

Demokratik özerklik yönetimi; Kuzey Kürdistan’daki halkın öz iradesi olurken, diğer parçalardaki öz iradeler olan demokratik konfederal örgütlenmelerle, içinde yaşadıkları devletlerin sınırlarına dokunmadan birbirini güçlendirme ve tamamlama biçiminde ilişkiler kuracaktır. Ulus devletçi ve iktidarcı zihniyette olmadıklarından bu ilişkilerde kendini bir diğerinden üstün tutma eğilimi de olmayacaktır. Bu açıdan Kürtler arası sağlıklı ilişki kurulmasında demokratik özerklik zihniyeti ve yapılanması önemli ve yapıcı bir rol oynayacaktır. Kürdistan parçaları arasındaki demokratik konfederalizm bu temelde daha işlevsel hale gelecektir.

Demokratik özerklik; bir devlet kurma ya da devlet yıkma projesi olmadığından, bölge devletlerinin bu temelde Kürt sorununu çözmesine yol gösterecek ve yardımcı olacaktır. Bu karakteriyle aynı zamanda ulus devletlerle ilkeli uzlaşma temelinde devlet +demokrasi formülü çerçevesinde birlikte yaşamın ortaya çıkmasını da sağlayacaktır.

Bu model; faşist karakterde olmayan her siyasi güç tarafından ilkeli uzlaşmalar temelinde kabul edilecek bir ulusal sorun çözme modelidir. Demokratik özerkliğin bu karakteri, bölge ülkeleriyle de sağlıklı bir ilişki kurulmasını ve demokratik özerkliğin tanınmasını sağlayacaktır. Devlet ve iktidar çatışmasına girilmediğinden faşist karakterde olmayan tüm siyasi güçlerle siyasi, sosyal, ekonomik her türlü ilişki kurması da mümkün olacaktır.

Demokratik özerklik; bu karakteriyle Türkiye’den başlayarak îran, Suriye ve Irak başta olmak üzere Kürtlerin devletlerle ilişkisinde yeni bir dönem başlatacaktır. Bu büyük sorun demokratik özerklik anlayışıyla çözüldüğünde bölgedeki tüm sorunlar bir bir çözüme kavuşacaktır. Kürt sorunu bölgede bir gerilim ve çatışma etkeni olarak kaldığından dolayı bölgenin de siyasal, ekonomik ve sosyal istikrarsızlık içinde kalmasında önemli bir etken olmaktadır. Bölgede istikrar sağlanması açısından da bu sorunun çözümü önem kazanmaktadır. Demokratik özerklik projesi bu karakteriyle sadece Kürt sorununun çözümünü değil, tüm bölgesel sorunların çözümünü sağlama özelliğiyle evrensel nitelikte bir çözüm modeli olduğunu ortaya koyacaktır.

3-Demokratik Özerklik Modeli’nin Boyutları

Demokratik Özerk Kürdistan Statüsü, kendisini sekiz ana boyut altında örgütleyecektir.

1- SİYASİ BOYUT:

Demokratik Özerk Kürdistan’m siyasi iradesi, gücünü demokratik örgütlenmiş  toplumdan, toplum da özgür yurttaşın bireysel haklarıyla kolektif-grup haklarının birlikte kullanmasından alacaktır. Bu gücü, toplum yararına demokratik siyasetle yerine getirir. Bunun için ulus-devletin katı merkeziyetçi, bürokratik yönetim ve idare anlayışına karşılık demokratik örgütlenmeyi esas alır. Demokratik siyasetle toplumun tüm kesimleri siyasal sürece katılır, işlevli olur. Böylelikle açık, şeffaf yüz yüze politik topluluklar değişimin ve demokratikleşmenin gücü olur.

Demokratik özerklikte siyasi yönetim; tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte Toplum Kongresinde temsiliyetini bulur. Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti parlamentosuna kendi temsilcilerini göndererek ortak vatan politikalarına dahil olur. Demokratik Özerk Kürdistan, kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahiptir. Ayrıca demokratik özerklik alanında farklı kimlikler de kendi sembollerini kullanır.

Bu anlamda Demokratik özerklik, Kürt halkının demokratik Türkiye içinde yaşama iradesidir.Yani Kürt halkının siyasi statüsünü ifade eder.

o

Demokratik özerklik; bir coğrafyaya, etnik ve dinsel topluluğa değil, farklılıkların birlikte yaşama kültürüne, demokrasiye dayanır. Demokrasi kriteri olan etnik, dinsel, sosyal ve kültürel hakları ifade eder. Bu model sadece Kürdistan için değil, Türkiye’nin diğer bölgeleri için de geçerlidir.

Demokratik özerklikte asıl karar yetkisi köy, mahalle, şehir meclisi ve delegelerinindir. Her topluluk söz, tartışma ve karar yetkisini halk meclisleriyle yerine getirir. Katılımcı, çoğulcu, doğrudan halk demokrasisini esas alır.

Demokratik özerklik, sadece devletin yetkilerini ve gücünü sınırlamakla kalmaz, bu rolü oynamakla birlikte devlet + demokrasi anlayışıyla toplumun demokratik yaşamını kurarak, katılımcı ve doğrudan demokrasiyi devletin yanı başında var eder. Örgütlenme çokluğu ve zenginliği demokrasinin derinleşmesi, bireyin, toplulukların güç ve irade kazanması olarak görür.

Kültürel, etnik, cins, inanç farklılıklarının özgün ve özerk örgütlenme hakları olmalıdır. Bu halkların (Asurî-Süryani-Keldani, Arap, Ermeni, Azeri) ve Ezidi-Alevi gibi inanç topluluklarının Demokratik Özerklik içinde kendilerini temsil etmelerine önem verilmelidir. Bu ahlaki ve politik toplumun gereğidir.

Toplumsallıktan kopan ve toplum aleyhine gelişen bireycilik kabul edilmeyeceği gibi bireyi iradesizleştiren, silikleştiren toplumsallığa ters düşen geleneği de kabul edemeyiz. Özgür birey-özgür toplum, özgür toplum-özgür birey ilişkisini birbirini var eden toplumsal bütünlük olarak benimsemekteyiz. Kadınların özgürlük düzeyini demokratik toplumun temel kıstası olarak görmekteyiz.

Demokratik Özerk Kürdistan’da, toplumun siyasi, sosyal, ekonomik, kültür, sanat, spor, eğitim, hukuk, kamusal amaçlı ulaşım, ticari, mali ve sınai vb tüm alanlarda özgün örgütlenmelerin yaratılması toplumsal bir ihtiyaçtır. Demokrasinin vazgeçilmez araçları olan siyasi partiler ideolojik hegemonyayı, siyasi egemenliği amaçlamadan, ahlaki ve politik topluma ters düşmeden yeniden yapılandırılmalıdır.

Köylerden başlamak üzere en tabanda komünler ve şehirlerde meclisler, demokratik özerk sistemin demokratik kurumlarıdır. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm kesimlerin tabanda meclisler oluşturarak politikaya doğrudan katılımları, demokratik sistemin demokratik işleyişi, ahlaki politik toplumun gereğidir. Köylerdeki muhtarlık ve ihtiyar heyetleri devletin aracı olmaktan çıkıp demokratik araçlar olarak örgütlendirilmesi gerekir. Şehirlerarası belediye birlikleri bölgesel çaplı olarak anlamlıdır.

2- HUKUKİ BOYUT:

Uluslar arası ve bölgesel devletler ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından hukuk dışı bırakılan, varlığı ve hakları inkar edilen Kürt halkının, evrensel hukuka dayalı yürüttüğü özgürlük mücadelesi bugün, demokratik özerklik statüsünü, belirleyecek durumdadır. Kürt halkına yönelik gayri hukuki, gayri insani yaklaşımın, inkar siyasetinin ve imha savaşının son bulması, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde barışçıl temelde özgür demokratik birliğin sağlanması için gerekli anayasal, yasal düzenlemeler demokratik özerklik statüsü öngörülerek yapılmalıdır. Türkiye ve Kürdistan’ı ortak vatan olarak görmekteyiz. Demokratik özerklik hukuku, yeni Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve AB hukukunca tanınarak karşılıklı referanslarla hukukilik ve yasallığı sağlanmalıdır.

Kürt halkı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde halk olarak temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını demokratik özerklik statüsüyle sağlayabilir. Bu statü, Kürt halkının rızasına dayalı özgür-eşit-gönüllü birliktelik iradesinin ifadesi olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarınca güvence altına alınmalıdır. Demokratik özerklik, Kürtlerin anayurdu Kürdistan’da uygulandığı gibi, doğrudan demokrasinin yetkin uygulanması amacıyla tüm Türkiye geneli için de uygulanabilir bir modeldir.

Mevcut sınırlar ve devlet yapıları içinde demokratik özerklik, Kürtlerin özgürlüğünü  temsil eder. Kürdistan ile Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle ilişkilerini demokratik özerklik statüsü temelinde düzenler.

Demokratik Özerk Kürdistan’da ve tüm Türkiye’de; sınıf, ulus, din, cinsiyet, etnik grup ve ırk ayrımı yapılmadan, herkesin doğuştan sahip olduğu özgürlükleri ifade eden insan haklarının; düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü, örgütlenme, toplantı, gösteri ve anadilde eğitim gibi temel bireysel hakları ifade eden birinci kuşak hakların; ekonomik ve sosyal hakları ifade eden ikinci kuşak hakların; halkların kültürel varlıklarını özgürce geliştirme, yaşama ve kendini yönetmeyi ifade eden üçüncü kuşak hakların uygulanması esas alınır. Bu haklar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasınca ve Demokratik Özerk Kürdistan hukukunca güvence altına alınmalıdır.

Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan’ın cinsiyet özgürlükçü-demokratik-ekolojik paradigması, insanlık tarihinin baskın özerklik geleneği, günümüzde İrlanda, İskoçya, Bask, Katalan vb. gibi ulusal sorunların özerklik statüsüyle çözümleri ve 1921 Türkiye Anayasası, 1922 10 Şubat BMM oturumunda onaylanan Kürtlere Özerklik Yasası, M.

Kemal’in 1924 İzmit konuşmaları  ve BM’nin ilgili sözleşmeleri, temel dayanaklar olarak kabul edilir.

Demokratik Özerk Kürdistan hukuku; ya ahlak ya hukuk ikilemine düşmeden yalnızca hukukla toplumun yönetilmesini doğru ve olanaklı bulmadığmdan dolayı, ahlakın ve politikanın bir aradalığıyla toplumsallığın korunmasını, yönetilmesini benimser. Vicdanını yitirmiş bir toplumun bitmiş bir toplum olduğuna inanarak, hukukun yanında ahlakı, toplumun kendini yürütüş vicdanı, yüreği olarak görür. Toplumsal adalet sistemi; cinsiyet özgürlükçü-demokratik-ekolojik toplum paradigması esas alınarak oluşturulabilir.

3- ÖZ SAVUNMA BOYUTU:

Doğada kendisini savunmayan hiçbir canlı yoktur. Her canlı varlığını  korumak için gösterdiği refleksle birlikte kendine özgü savunma tedbirlerine de sahiptir. Canlılar içinde öz savunmasını en bilinçli geliştiren varlık ise insandır. İnsanlık tarihinin bir yönü de öz savunmasını geliştirme tarihidir. Nitekim tarih boyunca klandan kabile ve aşiretlere, kavim ve uluslardan dinsel cemaatlere, köyden kentlere kadar her toplum biriminin daima bir öz savunma ihtiyacı doğmuştur. Öz savunma, hem varlığına dıştan gelecek saldırıları, hem de ahlaki ve politik toplum gerçekliğine karşı içten gelişecek tehlikeleri etkisiz kılmak için hava ve su kadar yaşamsal önemdedir.

Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Öz savunma boyutu, toplumlar için sadece bir askeri savunma olgusu değildir. Kimliklerini koruma, politikleşmelerini sağlama ve demokratikleşmelerini gerçekleştirme olgusuyla iç içedir. Öz savunma örgütlü topluma dayanır. Örgütlü toplum öz savunmasını en iyi yapan toplumdur. Tüm toplumlarda öz savunma varlığını korumanın olmazsa olmazıdır.

Kürdistan halkı tarih boyunca dıştan gelen saldırılara karşı sürekli kendini koruma mücadelesi vermiştir. Kürtler ilk işgalci ve istilacı  güçlerin saldırısından günümüze kadar her türlü işgal ve saldırılara karşı varlığını korumak için öz savunma içinde olmuştur. Yakın tarihte 19. ve 20. yüzyıl isyanları da bütün imkânsızlıklara ve örgütsüzlüğe rağmen bir öz savunma olarak gerçekleşmiştir. Demokratik özerklik statüsünün kabul edildiği koşullarda Öz savunma askeri tekel olarak değil, toplumun iç ve dış güvenlik ihtiyaçlarına göre demokratik organların denetimi altında oluşturulabilir. Şehir, kasaba, mahalle ve köyde yaşayan tüm halklar faşist, gerici ve soykırımcı saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olur, öz savunma esasında bu yönelimler karşısında toplumsal direnişi ifade eder. Öz savunma Uluslar arası sözleşmeler ve BM tarafından da tanımlanan bir haktır.

4- KÜLTÜREL BOYUT:

Ulus devlet politikası aynı zamanda, ulus-devlet sınırları içindeki tüm dil ve kültürlere karşı bir soykırım politikası uygulamıştır. Bu politikanın en katı biçiminin uygulandığı dil ve kültürlerin başında Kürt dili ve kültürü gelmektedir.- Kürt dilinin günlük yaşamda konuşulması yasaklandığı gibi devletin eğitim-öğrenim kurumlarında da anadil eğitimi anayasa ve yasalarca yasaklanmıştır. Anadiline, kültürüne yabancılaştırılmış, zihni ve ruhu asimilasyona uğramış bir toplumun yaratılması hedeflenmiştir. Öyle bir duruma gelinmiştir ki, Kürdistan’da artık oto-asimilasyon süreci başlamıştır.

Oysa BM sözleşmeleri ve Avrupa Birliği’nin demokratik normları, bir halkın anadilini ve kültürünü yasaklamayı, özgürce kullanmasına izin vermemeyi, bir insanlık suçu olarak kabul etmekte ve “kültürel soykırım” olarak tanımlamaktadır. Ancak bu insanlık suçu tüm dünyanın gözleri önünde işlenmeye devam etmektedir.

Kürt halkı, demokratik bir ortamda özgürce yaşama ve gelişme hakkına sahip olmadığından milliyetçi, yasaklayıcı, tekçi ve asimilasyoncu politikaların Kürt toplumunda yarattığı ağır tahribatlar tümden giderilememiştir. Bir bakıma birey ve toplumda adeta beyin ölümü yaşanmıştır. Bu nedenle, sağlıklı bir birey ve toplum gelişememektedir. Yeterince Kürt aydınlarının ortaya çıkmamasında ana dilde eğitimin yapılamaması yatmaktadır. Kürt toplumunun ruhsal, düşünsel olarak özgürleşip sağlıklı bir bireye kavuşması için dil-kültür alanında köklü çalışmalar gereklidir.

Her türlü  emperyalist kültürel yayılmaya, sömürgeciliğe ve dejenerasyona karşı toplumu ve bireyi savunan, tarihi, ülkesi, kültürü ve diliyle buluşturan sanat; gerçek rolünü oynamalıdır. En küçük yerleşim yerlerini kapsayan tabana dayalı bir kültür sanat hareketini geliştirmek esastır. Kültür ve sanatın basit bir meta derekesine düşürülerek alım satım konusu yapılmaması için önlem alınmalıdır.

‘Bir halk için en büyük felaket, tarihinin başkaları tarafından yazılmasıdır’ sözü Kürtler için geçerliliğini koruyan çarpıcı bir doğrudur. Kürdistan tarihi de çoğunlukla başkaları tarafından ve iktidar aygıtlarına hizmet etmek amaçlı yazılmış ve yanlış tarih bilinci oluşmuştur. Bu halkımızın kimliği, varlığı ve geleceği için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.

Kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engellerin kaldırılarak anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanmalıdır. Türkiye metropollerine ve yurtdışına göçertilmiş Kürtlerin de, ana dilde eğitim yapma

imkanlarına kavuşması  ve kültürel erimenin önüne geçilmesi için yasal ve anayasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Demokratik Özerk Kürdistan’da resmi dil Kürtçe ve Türkçe olmasının yanı sıra coğrafyamızda konuşulan tüm diller(Asurî-Süryani, Arapça, Ermenice vd.) ve lehçelerin kullanımı, eğitimi, geliştirilmesi de Anayasa ve yasalarca teminat altına alınmalıdır. Hizmet dili Kürtçe olmalı, yerleşim yerlerinin orijinal isimleri iade edilmelidir.

5- SOSYAL BOYUT:

Kürt toplumu Asimilasyonla toplumsal değerlerine, tarihine, kültürüne yabancılaşması, zorla göçertilerek, işsiz ve yoksul bırakılarak Kürdistan’m boşaltılması  hedeflendiği gibi toplumsal dokusu, demografik yapısının değişime uğraması hedeflenmiş ve fıziki-kültürel soykırım uygulanarak varlığı ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bunun yanı sıra özel savaş politikası olarak kadın ve gençlik kesimleri spor, sanat, sosyal etkinlikler adı altında toplumsal mücadeleden uzaklaştırılmak ve fuhuş, uyuşturucu yaygınlaştırılıp ahlaki çöküşe sürüklenmesi amaçlanmıştır. Kürt halkını, iradesiz, örgütsüz, mücadelesiz bir pozisyonda tutmak için her sosyal kesime yönelik ayrı bir siyaset izlenmektedir.

Kürt kadınları  devlet terörünün yanı sıra, toplumsal cinsiyetçiliğin egemenlikli zihniyetinin cenderesinde kalmıştır. Aile, cinsiyetçi toplumda erkeğin küçük devleti olarak inşa edilmiştir. Kadının derin köleliğe mahkum kılınmasında ailenin bu konumu etkili olmuştur. Sosyal politikamız gereği, mevcut toplumsal realitede aile aşılacak bir toplumsal kurum değildir, ancak dönüştürülmesi mümkündür. Bunun için hiyerarşiden kaynaklı kadın ve çocuklar üzerindeki mülkiyet anlayışı ve bunu koruyan yasaların değiştirilmesi gereklidir. Bu yönüyle kadının bilinçlenme, örgütlenme düzeyi ailenin ve toplumun eşit, özgür ve demokratik birlikteliklerin alanı haline dönüştürülmesinde kilit role sahiptir. Demokratik toplum kadın özgürlükçü zihniyeti ve özgür iradeyi gerektiren toplum olarak Demokratik Özerk Özgür Kürdistan’da yaşam bulacaktır.

Gençlik üzerindeki bağımlılaştırma politikaları ilk hiyerarşik yapıdan günümüze kadar derinleşerek devam etmektedir. İdeolojik propagandalarla, ezber, katı dogmalara boğmak, cinsel güdüye bağlamak, serkeşliğe çekmek gençlik enerjisinin sisteme yönelmesini engellemek ve düzeni sağlamakla bağlantılıdır. Buna karşı gençliği özgürlük ilkelerinde örgütlü kılmak demokratik toplumun kurulmasında temel bir role sahiptir. Özgürlüğe yürüyen bir gençliği tutmak zordur. Çünkü gençlik verili iktidar sistemlerinin başına en başta bela olan kesim olduğu gibi toplumun yeniden inşasında ve savunmasında da öncü konumdadır.

Hiçbir sınıflı toplumda özel veya kolektif mülk sahiplerinin özgür emekçileri olmaz. Bu nedenle işçi, köylü, memur, esnaf gibi emekçi kesimlerin örgütlenmesi ve toplumsal yaşama aktif katılımının sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu kesimlerin sosyal ve kültürel gelişimleri için projeler oluşturulması ve hayata geçirilmesi demokratik toplumun temel görevlerindendir.

Kapitalist moderaite ve ulus-devletçiliğe karşı özüne uygun olarak dinin kültürel canlanışı, başkaldırı yaşadıkça demokratik muhteva taşır. Ayrıca güçlü ahlaki damarları da temsil ettiği göz ardı edilemez. Demokratik-ulus kapsamında dini kültürün demokratik muhtevasını da demokratik-ulus içinde eşit, özgür ve demokratik bir unsur olarak değerlendirmek ve çözümde yer vermek oldukça önemlidir.

Tüm aşındırılma, çürütülme ve yok edilme çabalarına rağmen tarihsel toplumun ana eksenini ve toplumun esas çoğunluğunu ezilen, sömürülen tüm uluslar, halklar, etnisiteler, kadınlar, gençler, köy-tarım toplumları, işsizler, göçebeler, birçok dini cemaat, mezhepler, küçük gruplar ve emeği ile geçinen topluluklar oluşturmaktadır. Tüm bu toplumsal kesimlerin ifadesini bulduğu sosyal boyut, bu nedenle toplumsal yaşamın özgür ve demokratik temelde sürdürülmesini sağlama özelliğini taşımaktadır. Ahlaki ve politik toplumun çağdaş modernite hali olan demokratik toplum, gerçek anlamda farklılıkları en geniş yaşayan toplumdur. Her toplumsal grup tek tip kültüre ve vatandaşlığa mahkûm kılınmadan, kendi öz kültürü, kimliği ve örgütlülüğü etrafında oluşacak farklılıklar içinde yaşamalıdır.

Bu temelde Demokratik Özerk Kürdistan’da toplumun yeniden kuruluşu, her yerleşim alanında başta kadın ve gençliğin öncülüğünde olmak üzere, emek, eğitim, sağlık, yardımlaşma ve benzeri birimlerin kendini özgür örgütleme ve ifade etmesi ile gerçekleşecektir. Demokratik Özerk Kürdistan’ın sosyal boyutu, diğer boyutların kendini gerçekleştirmenin zemini olarak tartışma, kararlaştırma, yeniden yapılandırma ve eyleme geçme potansiyeline sahiptir.

Demokratik Özerk Kürdistan’da demokratik konfederal örgütlenme biçiminin öncü  gücü kadın ve gençliktir. Bu temelde tüm örgütlenme alanlarında, toplumsal yaşamda kadın öncülüğü esastır. Toplumsal cinsiyetçilikle mücadele edilerek, eşit- özgür- demokratik bir yaşamın ilkelerine göre aile, toplum ve bireyler arasındaki ilişkiler oluşturulmalıdır. Gençlik; demokratikleşmede dinamizmi, enerjisi ve toplumsal değişimdeki öncülüğü ile toplumun yeniden kurulmasında ve savunulmasında temel rol oynayacaktır. Çocukların zihinsel ve fiziksel eğitimini gözeten, gelişmelerine hizmet edecek koşullarda yetiştirilme, yaşama ve eğitilme imkânları oluşturulmalıdır. Çocuk

emeğinin sömürülmesi ve cinsel istismarı suç saymak ve Evrensel çocuk hakları  çerçevesinde buna karşı mücadele etmek gerekir.

6- EKONOMİK BOYUT:

İlk toplumsallığın, neolitik tarım köy devriminin gerçekleştiği Kürdistan, bugün açlık ve yoksulluktan dünyanın dört bir tarafına savrulan insanların coğrafyası haline getirilmiştir. İnsanı ilk doyuran, kutsal kitaplarda her türlü bolluğun bulunduğu cennet vatan olarak tanımlanan Kürdistan bu hale dış güçlerin askeri işgali, siyasi ve ekonomik sömürgecilik politikalarının sonucu gelmiştir.

Kürtler üzerinde siyasi egemenlik kuranlar, Kürtlerin ekonomik yaşamını  ekonomik sömürgecilikten öte soykırım düzeyinde yok etmişlerdir. Bunun sonucu aç ve işsiz kalan toplum, muhtaç hale getirilerek kimi kırıntılarla kendilerine bağlı kılınmaktadır. Böylece iradesi kırılmış insanlar üzerinde egemenliklerini kolayca sürdürmektedirler. Karnını doyurmak için başkalarına muhtaç hale getirilen insanlar gerçek bir özgür ve demokratik yaşam mücadelecisi ve kurucusu olamazlar.

Ekonomik toplum yaratmak, ahlaki-politik toplum olmada en önemli boyut olduğundan demokratik özerklik inşasının ilk canlandıracağı alan da topluluklar ekonomisinin yaratılması temelinde işsizliğin ve yoksulluğun ortadan kaldırılacağı ekonomik alan olacaktır.

Hiçbir toplum ya da siyasal ve sosyal sistem kendi ekonomik modelini gerçekleştirmeden kendini var edemez. Demokratik özerklik de kendi ekonomik modelini yaratarak Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam sistemini kalıcı bir biçimde kurumsallaştırmalıdır. Demokratik özerklik demokratik ulusun bedeni olacaksa, ilk önce de ekonomik sistemini yaratmak durumundadır.

Ekonomik sorunlar, toplumun toplum olmaktan çıkarılmasıyla ortaya çıkmıştır. En ağır ekonomik krizlerin toplum için kanserli durumu ifade eden kapitalizmden kaynaklanması bu gerçekliğin kanıtıdır. Kürt Halk Önderi “kapitalizm ekonomi değil, ekonomi karşıtıdır” diyerek bu gerçekliği ifade etmektedir. Ekonomik faaliyetin dayandığı toplumsallığın ve örgütselliğin dağıtılması ve üretim yapmadan paradan para kazanmanın önemli bir sektör haline getirildiği bugünkü kapitalist sistem gerçeği bu değerlendirmenin en önemli kanıtı olmaktadır.

Sosyal ve ekonomik sorunlar, tarihte ilk defa kurnaz erkeğin kadın üzerinde egemenlik kurmasıyla başlamıştır. Böylece sınıflaşma, kentleşme ve devletleşme ile birlikte toplum sosyal ve ekonomik sorunlara yabancılaşarak ağır sorunlarla karşı karşıya gelmiştir. Ekonomi, toplumsallığı ve demokrasiyi gerektirir. Toplumun

ihtiyaçlarını karşılayan ekonomi ancak demokratik toplumla mümkündür. Bu yönüyle demokratik toplum aynı zamanda ekonomik toplumdur. Görüldüğü gibi ekonomi teknik bir altyapı sorunu değildir; toplumların temel varoluş yapısı olarak toplumun tümünün görüş, tartışma, karar ve örgütsel eylemiyle, çalışmasıyla gerçekleştirilen bir faaliyettir. İnsanın ekonomiden kopartılması bütün yabancılaştırımaların temelidir. Bunun önlenmesi şart olduğu gibi, yegâne yolu da ekonomiyi tüm topluluklara mal etmekten geçer.

Ekonomik ve sosyal olarak en gelişmiş toplum gerçeğine ulaşması gerekirken, büyük ekonomik çöküntü ve ekonomik soykırımla karşı karşıya olması, Kürdistan toplumunun demokratik özerklik temelinde özgür ve demokratik yaşamını gerçekleştirerek ekonomik toplum haline gelmesinin ne kadar yaşamsal olduğunu da ortaya koymaktadır. Anti-tekelci topluluklar ekonomisi temelinde, yeniden ekonomik toplum gerçeği ortaya çıkarılırsa, Kürdistan’daki zenginlikler yalnız Kürt halkına değil, tüm bölge halklarına da ekonomik değer sağlayacak bir üretim bolluğunu sağlayacaktır.

Herkesin kendi işinin ve işyerinin emekçisi olduğu, kadın istihdamına öncelik veren, azami kârı hedeflemeyen kullanım değerini esas alan, anti tekelci, eşitlikçi, dayanışmacı bir ekonomik sistemi oluşturmak gerekmektedir. Ekonomik kaynakların kullanım ve tüketim hakkı Demokratik Özerk Kürdistan’a ait olmalıdır.

7- EKOLOJİK BOYUT:

Toplumsal sistem kriz ile birlikte, gittikçe derinleşen ekolojik krizin kökenlerini uygarlığın başlangıcında aramak en gerçekçi yoldur. Hiyerarşik ve devlet güçlerinin toplumu var eden komünal bağı inkâr etmesi ve yerine bir sapma olarak gelişen zihniyet durumu doğayla yaşam arasındaki bağın unutulmasına, önemsiz kılınmasına sebep olmuştur. Uygarlığın dayandığı bu zemin üzerindeki her yükseliş, daha fazla doğadan kopma, çevreyi tahrip ve yaşanılamaz bir dünyaya doğru gidişe neden olmuştur.

Günümüzde toplumsal kriz ile ekolojik boyutta yaşanan kriz birleşmiştir. İçinde yaşadığımız gezegenimizin ne kadar kent, insan, fabrika, ulaşım aracı, sentetik madde, kirli hava ve su kaldıracağı hesaplanmadan, azami kârın peşinde gözü kara bir gidiş vardır. Kanser gibi büyüyen kentler, kirlenen hava, delinen ozon tabakası, hayvan ve bitki türlerinde ivmeli azalış, orman tahribi, akarsu kirliliği, her tarafta çöp dağları, kirli atıklarla bulanmamış suyun kalmaması, anormal nüfus artışı doğada, geri dönüşü mümkün olmayan felaketlere neden olmaktadır.

Doğayla bütünleşmeyen hiçbir toplum sisteminin ahlakiliği ve demokratlığı  savunulamaz. Kapitalist toplum sisteminin yaşadığı kaosla, çevre felaketi arasındaki ilişki diyalektiktir. Azami kâra dayalı ve ekoloji karşıtı endüstriyalizm başta olmak üzere kâr ve sermaye sisteminin bilânçosu sadece toplumun her yönden çözülüşü (ahlaksızlık, politikasızlık, işsizlik, enflasyon, fuhuş vb.) değil, çevrenin de tüm canlıların yaşamıyla birlikte tehlike altına girmesi olmuştur. Tekelciliğin toplum karşıtlığı bu gerçeklerle daha çarpıcı olarak kendini göstermektedir. Diğer yandan ekolojik bir toplum, ahlaki dönüşüm de gerektirir. Kapitalizmin anti-ahlakiliği ancak ekolojik yaklaşımla aşılabilir. Bu ise yetkin bir ekolojik donanımla anlam bulduğunda değer taşır. Yalnız başına çevrecilik hareketleriyle çözümleyici olunamayacağı sorunun bu karakterinden ileri gelmektedir. Bu nedenle sorunu ancak paradigmasal düzeyde ele almak doğru bir yaklaşımı ortaya çıkaracaktır.

Ekolojik yaşamın pratik sorunları, tüm dünyada ve içinde yaşadığımız coğrafya da oldukça günceldir. Özellikle Kürdistan coğrafyası  üzerinde askeri, siyasi ve ekonomik nedenlerle yürütülen ekolojik yıkım Kürdistan coğrafyasına ve toplumsal yapısına çok ciddi zararlar vermiştir. Birçok köy, orman yakılmış, yerleşim yeri tahrip edilmiş, tarihi-kültürel eserler ve verimli araziler imar planları ve baraj projeleriyle sular altında bırakılmıştır. Birçok verimli arazi susuz bırakılarak çölleştirilmiştir. Ayrıca on binlerce dönüm tarım arazisi mayınlanarak insansızlaştırılarak üretim dışı bırakılmıştır. Benzer bir uygulama olarak yayla yasaklarıyla hayvancılık adeta öldürülmüştür. Yine zehirli atıklar Kürdistan’da depolanmaktadır. Bütün bu uygulamalar Kürdistan coğrafyasının bitki örtüsünü ve iklimini de değiştirmiş, dengesizliklere neden olmuştur. Kürdistan coğrafyasının karşı karşıya kaldığı bu saldırılara ancak ekolojik bir devrimle cevap verilebilir. Yaşanan ekolojik yıkım sadece o coğrafyayla sınırlı kalmamakta tüm dünyayı etkileyen bir durumdadır. Yakılan, çölleştirilen, zehirlenen Kürdistan coğrafyası yakılan, çölleştirilen, zehirlenen dünya olmaktadır.

Ekolojik bilinç yurt sevgisi ve dünya sevgisini iç içe taşıyan bir olgudur. Bu nedenle sağlıklı bir çevre ve toplum yaşamı için, toplumda bilinçlenmenin sağlanması ve acil tedbirlerin geliştirilerek ekolojik boyutta da aktif bir mücadelenin verilmesi temel bir görevdir. Eko-dengeyi bozan kentleşmelere karşı çıkmak,bitki örtüsünü değiştiren ve tarihi yerleri sular altında bırakarak Kürt toplumunu adeta belleksizleştiren baraj inşaatlarına karşı çıkmak gerekmektedir.

8- DİPLOMASİ BOYUTU:

Diplomasi genel olarak halkların, toplulukların, değişik grup ve devletlerin çıkar ilişkilerine dayalı geliştirdikleri bir faaliyettir. Modernite ve ulus devlet zihniyetine dayalı geliştirilen diplomasi tamamen güç olma temelindedir. Ulus-devlet diplomasisi, dış tekeller olan diğer ulus-devletlerle koordinasyonu, dünya ulus-devletler sisteminin işlerini takip için oluşturulur. Eğer dışta ulus-devletlerin tanıması olmazsa, tek bir ulus- devleti yirmi dört saat ayakta tutmak mümkün değildir. Bunun nedeni dünya kapitalist sisteminin mantığında gizlidir. Halkların rızası olmadan, hiçbir ulus-devletin varlığı kalıcı olamaz.

Demokratik modernite paradigmasına göre ise Demokratik Özerk Özgür Kürdistan’ın diplomasi boyutu; halklar, değişik grup ve topluluklar arasındaki karşılıklı dayanışmaya ve çıkarlara dayalı geliştirilir.

Kürdistan sorununun tarihsel ve toplumsal özellikleriyle dört parçaya bölünmüşlüğü göz önünde bulundurulduğunda, geliştirilecek olan diplomasinin komşu ülkeler, topluluklar ve diğer parçalar üzerindeki etkisinin ne kadar önemli sonuçlara yol açacağı görülecektir.

Demokratik Özerk Kürdistan diplomasisi, bölgemiz için barış ve kardeşliğin gelişmesi, ekonomik kalkınmanın sağlanması ve refah düzeyinin yükseltilmesini amaçlamalı ve bu yönlü rolünü oynamalıdır. Diplomasi devletsiz halklar, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren halklar, gruplar ve topluluklarla karşılıklı dayanışma ve güven esaslarına göre yürütülür. Diplomasi Kürt halkının ulusal çıkarlarını, diaspora ve metropollerde yaşayan halkımızın haklarını gözetmelidir.

Değerli Katılımcılar, Saygıdeğer Konuklar, Sevgili Arkadaşlar;

Demokratik Özerklik modeli ile neyi kastettiğimizi, ana başlıklar halinde genel prensipleri ve görünürdeki ufku ile siz değerli katılımcılarla paylaştık.

Yeni sivil ve demokratik bir Türkiye Anayasası çalışmalarında, Demokratik Özerk Kürdistan Statüsü’nü de birlikte tartışmak gerektiğine inanıyoruz.

Sizlerle paylaştığımız bu taslak metin; üzerinde çok tartışılarak daha da olgunlaştırılması gereken bir metindir. Fakat, Kürt halkının asgari ihtiyaçları da, Kürdistan bölgesinin tüm farklılıklarıyla özgür bir şekilde ortak vatan Türkiye’de varolabilmesinin koşullarının da açık bir şekilde belirtildiğini düşünüyoruz.

Tartışmalarınıza katkıda bulunmasını diliyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI