1900 (NOVOCENTO) – Bernardo Bertolucci (Arif Arslan)

1900 (Novocento) 20. yüzyılın başından II. Dünya Savaşı’nın sonuna uzanan bir İtalya panoraması. Yönetmen Bertolucci’nin kendi deyimiyle, yaşamının “en büyük projesi”.  Politik söylemiyle, oyuncularıyla, bireylerin dünyasına açılımıyla estetik bütünlüğüyle tam bir sinema başyapıtı diyebiliriz 1976 yapımı bu filme.

İtalya’da bir köyde, 25 Nisan 1945 “Kurtuluş Günü” yani savaşın bitiminde, ormanda gezen bir çoban, kaçan bir faşist asker tarafından vurulur. Çalışmakta olan köylü kadınlar, “Sloganımız: Ya özgürlük ya ölüm” türküsünü söyleyerek kaçmakta olan bir adam ve kadına, ellerindeki dirgenlerle vurmaktadırlar… ve sahne yüzyılın başına, 1901’e döner; ünlü besteci Verdi ölmüştür. Berlingieri çiftliğinde biri ırgat biri de efendi olacak iki erkek çocuk doğar. Irgat Leo, torununa Olmo; efendi Berlingieri ise torununa kendi adı olan Alfredo’yu koyar. Irgat D’alco ailesinin nüfusuna bir boğazın eklenmesinden dolayı Leo düşünceliyken, efendi Berlingieri soyunu devam ettireceği için çok mutludur. Berlingieri eski kuşak çiftlik sahiplerindendir; köylülerle samimi bir şekilde yaşar, sevincini onlara şarap ikram ederek paylaşır. Hatta yaşıtı ırgat Leo’ya “Efendiler, köylüler… Saçmalık! Doğumda hepimiz aynıyız.” der. Visconti’nin “Leopar”ı Tancredi’yi andırmaktadır. Visconti de 1963’te Leopar filminde İtalya’da aristokrasinin çözülüşünü ele almıştı.

Efendi Berlingieri’ye göre, bu iki çocuğun “birlikte doğmasının bir anlamı olmalı”dır. Film boyunca görürüz ki Olmo ve Alfredo doğumda eşit ama yaşamda eşitsiz iki sınıfın simgesidir aslında; Olmo ezilen işçi-köylü sınıfını, Alfredo ise sinik ve çürüyen burjuvaziyi temsil etmektedir. 1900 (Novocento) filmine genel olarak bakıldığında karşıt nitelikleri olan bazı karakterlerin belli düzeyde “tip”leştiği söylenebilir.

Alfredo Berlingeri (dede) Çalışanlarıyla dostane ilişkilerde bulunan babacan toprak sahibi ve siyasal bilinci gelişmemiş, yaşamı boyunca sömürülen köylü tipi
Leo D’alco
Giovanni Berlingeri Baskıcı, fırsatçı, sömürücü ve faşizmi destekleyen toprak sahibiyle, kendi dünyasında, gününü gün ederek yaşayan yüksek sanatla meşgul, salonlar dünyasının burjuvası
Ottavio Berlingeri
Alfredo Berlingeri İçinde bulunduğu koşulların sürüklediği, amaçsız, yılgın burjuvazi ve sömürülmüş, bulunduğu sınıfı tanıyan ancak devrimci olamayan köylü
Olmo D’alco
Ada Burjuvaziyle birlikte yaşayan ama onların dünyasında mutlu olamayan, bunalımlı entelektüel tip ve siyasal olarak bilinçlenmiş, etkin devrimci entelektüel tip. Her ikisinin de kadın oluşu ayrı bir temsil durumudur.
Anita

İtalya’da feodal süreç çözüldükçe sosyal muhalefet de gelişmekte, en başta sol kesimler Birlik adları altında siyasal olarak örgütlemektedir. Teknik araçların gelişimi işgücü olarak kullanılan ortaklaşacı köylülere ihtiyacı azaltmaktadır. Çiftlik sahipleri ırgatların ücretlerini düşürmekte ya da onları topraklarından sürmektedir. Yasalar ve silahlı güç olarak ordu da çiftlik sahiplerinden yanadır; köylüleri tahliye etmek için süvari birlikleri çiftlikleri dolaşmakta ve köylülere baskı yapmaktadır. Babasının intiharı üzerine çiftliğin idaresini ele alan oğul Giovanni, yaşam ve düşünüş olarak köylülere mesafelidir ve daha gaddardır. Fırtınadan dolayı zarar ettiği zaman ücretleri yarıya düşürmek ister; ancak köylüler bu tezat durumu “İyi ama hasılat arttığı zaman ücretleri iki kat ücret almıyoruz” biçiminde tepkiyle karşılarlar.

Yaşam koşullarının her geçen gün zorlaşması, ücretlerin düşürülmesi üzerine işçi örgütünün aldığı karar doğrultusunda köylüler greve giderler. Grev, köylülerin yeni tanıdığı bir durumdur. Devrimcilerin “Toprağı kim ekip biçerse sahibi odur! Efendi köle diye bir ayrım olmamalıdır! Yaşasın devrim ve genel grev!” sözleri köylüler arasında yankı bulur ve grevle birlikte sosyalizm kavramını tanır köylüler. Grev sırasında kendi yiyeceklerini sağlamak için efendiler çalışmak zorunda kalır ya da grev kırıcılar işe çağrılır. “Grev kırıcıların kim olduğu”nu soran torununa ırgatbaşı Leo: “Onlar en fakir ve en cahil kalmış olanlarımız!” diye yanıt verir realitedeki durumu açıklamak için. Grev sırasında Leo ağacın altında dinlenirken: “Sosyalizm bu mu? Zenginler terliyor ve fakirler hiçbir şey yapmadan bir ağacın altında oturuyor. Böyle devam ederse çok güzel” der Olmo’ya; çünkü “efendilerin çalıştığını” görmek 73 yılını almıştır onun: Köylünün gözü açılmıştır artık. Ancak araya savaş girer ve sağcı hükümet köylüleri Yunanistan, Afrika, Arnavutluk gibi yerlere asker olarak göndererek eritir.

Olmo ve Alfredo arasındaki eşitsizlik savaş zamanında da devam eder; Olmo askere alınır, Alfredo’yu askerden kaçırmak içinse, babası bir hayli rüşvet vermek zorunda kalır. Olmo askerden döndüğü zaman Alfredo teğmen üniformasıyla çiftlikte dolaşmaktadır, Olmo Alfredo ile şakalaşırken çocukluk arkadaşının rütbelerini sökerek eşitsizliği simgesel olarak ortadan kaldırır: “Artık kimse bana emir veremeyecek” der. Fırsatçı Giovanni savaş sırasında ücretleri yarı yarıya düşürmüştür; bahane olarak da makineler almak ve işçiler kiralamak zorunda kaldığını öne sürer. Olmo bu duruma isyan ettiğindeyse hizmetindeki köylüleri, savaşa gidip ölmekle suçlar.

Siyasal birliğini önceki yüzyılın sonuna doğru tamamlamış İtalya yeni yüzyılda bir hayli çalkantılı bir toplumdur. Çalışma koşullarının ağırlığı, sömürünün artmış olması Garibaldi’nin öncülüğünde gelişen sola ilgiyi arttırır işçiler ve köylüler arasında. Köylülerin “isyancı” tavrı karşısında toprak sahipleri de kara gömlekli faşistleri destekleme kararı alırlar. Novacento’da faşizmi Giovanni’nin çiftliğe kahya olarak aldığı Attila simgeler. Attila da savaşa gidip gelmiş alt sınıftan bir gençtir; ancak kendini “efendilerin bekçi köpeği” olarak görür ve “Aşağılanmalar beni güçlendiriyor” der. Faşist şiddet, “sevimli bir kedi” görünümündeki komünizme bir ders vermek için devrimci öğretmen Anita’nın işçilere ders verdiği Komün Evi’ni içinde bulunan ihtiyar işçilerle birlikte yakar. Derslerde: “Komünizm, dünyanın gençliğidir” diyen bu dört yaşlı öğrencilerin cenazesinde Olmo ve Anita: “…yedi yaşından beri işçi. Efendiler tarafından sömürülmüş, faşistler tarafından öldürülmüştür” diye slogan atarlar. Kara gömleklilerin şiddetinden nasibini yalnız komünistler almaz; Attila, zengin çocuğu Patrizio’yu da vahşice öldürür ve Olmo’yu cinayetle suçlar; etrafta bulunan zenginler de Olmo’ya nefretle bakar “Elinden gelse hepimizi öldürürsün! Seni komünist” derler.

Toplumsal olayların gelişiminin dinamiği üretim biçiminin değişmesinde yatar. Kahya Attila, çiftliğe traktörü getirdiği zaman bir taraftan da faşist iktidarı kutsar: “Faşist mucizesi bu” Modern araçların gelişimi geleneksel kimi ilişkileri değiştirir; traktör geldiyse atlar ve atlara bakan köylüler satılacaktır. Attila, alay ederek atlarla birlikte Olmo’yu satar. Olmo etrafındaki köylülere sınıfsal sömürünün insanlıkdışı yanlarını açıklayan: “Ben hayvan değilim ama onlar gibi satılıyorum. Bu böyle olmamalı” sözlerini sarf eder. Bunun üzerine etraftaki çocuklar ve köylüler ve Olmo, Attila’ya bok fırlatarak saldırır. “Bugün her şey değişecek” diyerek partizanlara katılmak üzere çiftlikten kaçar Olmo. Misilleme olarak Attila yandaşlarıyla birlikte döner ve birçok köylüye işkence veya öldürür.  Olmo’nun kaçtığını öğrenen Alfredo, Attila’yı kovar; ancak Ada, Olmo’nun kaçtığını öğrendikten sonra Alfredo’yu terk etmiştir.

25 Nisan 1945 “Kurtuluş Günü” faşistler yenilgiye uğratılmıştır.  “Bütün kara haydutları öldürmeliyiz” diye Halk Cephesi köylülere silah dağıtır; köylüler ellerinde orak çekiçli kızıl bayraklarla “tavşan gibi kaçışan kara haydutları” kovalar, çiftlikleri yağmalarlar, özel mülklerin etrafındaki çitler bizzat “traktör”le yıkarlar; kendilerine çok eziyet çektiren Attila ve karısı Reggina’yı esir alıp geçmiş günlerin hesabını sorarlar. Olmo, partizan kahramanlardan biri olarak döner. Leonard adında bir çocuk partizanlardan aldığı bir silahla efendi Alfredo’yu esir alır. Alfredo köylülerin kurduğu mahkemede “halk düşmanı” olarak yargılanır. Davayı açan Olmo’dur. Olmo: “Faşistler bir gecede mantar gibi bitmediler. Efendiler faşistleri ektiler. Onları kendi istedi, onlara para verdi. Faşistlerin yardımıyla daha fazla kazandılar. Paralarını nereye koyacaklarını bilemediler. Sonra savaşı keşfettiler! Bizleri Afrika’ya, Yunanistan’a, Arnavutluk’a, İspanya’ya yolladılar. Bedel ödeyen hep biz emekçiler, proleterler, halk çocukları oldu. Sevinin yoldaşlar, efendi öldü! Artık efendiler yok!” diyerek tarihi süreci özetler. Köylü kadınlar Olmo’ya: “Ağzın laf yapmayı öğrenmiş, ben bir şey anlamadım, olsun yine de!” diyerek Olmo’ya sarılırlar. Yargılama sonunda Alfredo mahkum edilir; ancak “Efendinin öldüğünün canlı kanıtı olarak” yaşamasına izin verilir. “Efendi öldü! Alfredo Berlingieri yaşıyor” diye yargılamayı noktalar Olmo. Toprak sahibi efendinin öldürülmesini köylü Olmo önlemiş olur.

Köylü kadınlar “Kurtuluş Günü” için yıldan yıla ekleme yaparak “emekçilerin bayrağını” dikmiş ve bir çuval içinde toprağa gömmüştür. Bu zafer gününde dev “kızıl bayrak” topraktan çıkarılır. Köylüler silahlarıyla bayrağın altında eğlenir, birbirlerine sarılırlar. Liberaller, Hıristiyan Demokratlar, Sosyalistler, Komünistlerden oluşan Ulusal Liberal Birlik Komitesi, asayişi sağlamak için halktan “silahların teslimini” talep eder. Köylüler silahları teslim etmek istemezler; çünkü yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmişlerdir. Olmo, “efendilerin tekrar efendi olamayacaklarını” söyleyerek silahını teslim eder ve halkı da silah bırakmaya ikna etmiş olur. Silahların toplanması kırda köklü dönüşüm umudunun bitişini simgeler. Köylüler silahlarla faşistleri ve efendileri yenmiş; ancak örgütlerinin emriyle silahlarını teslim etmiş ve eski düzene dönmüşlerdir. Silahlar gittikten sonra köylülerin elinde kuru bir “emekçilerin bayrağı” kalır. Köylüler sevinç içinde, kızıl bayraklarla neşe içinde kıra doğru koşarlar. Farklı görüşlü örgütlerin bir araya gelmesinden oluşan Liberal Komite’nin bu talebi anlaşılırdır da, partizanların bu karara katılımı şaşırtıcıdır. Bu durumu da tarihsel gerçeklikte Batı ile SSCB arasında 1945’te Yalta’da alınan paylaşım kararlarına bağlamak gerekir.

Görüldüğü gibi 1900 (Novocento), siyasal söylemi ve referansları güçlü bir filmdir. Bunun yanında bu süreçte gelişen fütürizm ve burjuva sanatına; faşist şiddete karşı Kilisenin ikiyüzlü tutumuna; yapacak işi olmayan burjuvaların bunalımlara sürüklenişi, içki ve uyuşturucuya yönelme; cinselliğin bireylerin dünyasındaki önemine değinen onlarca vurgu söz konusudur. Çağın çalkantısını içsel olarak asıl yaşayan ise burjuva dünyasına ait olmadığı halde, onların arasına giren ama asıl olarak köylülerin arasında mutlu olacağını geç anlayan entelektüel kadın Ada’dır. Ada kentteki bunalmışlığını taşraya gelerek aşmak ister; ancak kenti istila eden kara gömleklilerin taşraya da bulaşmış oluşu onu ürkütür. Yeni Efendi’nin karısıdır; ancak kocası onun “kara gömleklileri evden uzaklaştırma isteği”ni yerine getiremez, Ada’yı yalnız bırakır. Ada mutluluğu Olmo’nun küçük kızı Anita’da bulur, onu sever, ona okuma yazma öğretir; ancak bu yakınlaşmaya Olmo izin vermez. “Çocuk” çiftleri birbirine ve biraz da hayata bağlayacak bir unsur olarak sunulur. Meyhanede karşılaştıkları Zambak’ın kocası, çocukları olmadığı için onu terk etmiştir, Ada en depresif anında kocasına “Çocuk istiyorum” diye yakınlaşır. Ancak ardı arkası kesilmeyen şiddet ortamı, bunu engellemiş, Ada kocasını terk etmiştir. Simgesel düzeyde entelektüeller, burjuvalarla aşk yaşasa da mutlu bir evlilik sürdürememiştir. Alfredo: “Sanki bütün olanların içindeymişim gibi. Ada beni terk etti” der.

Arif ARSLAN

20.12.2010

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI