Sonunda oldu, seni aldattım, senin de yüreğin yanacak! (Merdi Kıpti)

Aşkın Nur Yengi, yıllar önce kaydettiği şarkısında işte böyle diyordu. “Beni aylarca onunla bununla nasıl da aldattın” diye başlayan şarkının akılda kalan nakaratı “sonunda oldu!” diye başlıyordu. Türkçe sözlü pop müzikle aram iyi olmadığından şarkının diğer sözlerine biraz evvel internetten baktım aslında. Aklımda net bir şekilde kalan “sonunda oldu!” nakaratı ise, bugüne değin “olmaz” denilen şeylerin olduğu anlarda ve yerlerde dudaklarımdan dökülegeldi.

En son, “sonunda oldu!” kelimeleri ise Murat Belge’nin 7 Aralık 2010 tarihli yazısını okuduktan sonra döküldü dudaklarımdan. “Vay be!” dedim, “sonunda oldu!”; “bugünleri de mi görecektik oğul” diyen yaslı ihtiyar edasıyla.

Evet, Murat Hocamın önlenemez düşüşü beni depresyona sokacak denli hızla devam ediyor. Murat Hocam, 07.12.2010 tarihinde yazdığı yazı itibariyle yazısını okuyan şu kulunuzun midesine adeta bir tekme atmış, içinde dehşetengiz bir burukluk doğmasına neden olmuş durumdadır. Belge’nin, açıkça önündeki gerçekleri görmezden gelerek özgürlüklerin kısıtlanması konusunda AKP’yi temize çıkarma çabasından daha önce dem vurmuştum. Belki de o yazılar bugünkü ifrazatın bir habercisiydi ama yine de, yine de bu kadarını beklemiyordum, kimse bekleyemezdi herhalde.

Belge, hafta sonu yaşanan korkunç polis şiddetini konu alan yazısında uzun bir girizgâh yaparak “polisin bu tavrı AKP’den kaynaklanmıyor, polis zaten hep böyleydi” diyerek önce hafif bir şaşkınlık yaratıyor okurda. “E daha önceki generaller de darbeciydi, şimdiki generaller de bırakalım yapsınlar darbesini” dese bir ulusalcı ne cevap verecek merak ediyorum. Ayrı mesele.

Liberterler polisin ne olduğunu zaten çok iyi bilir. Belge’nin söylediklerinde şimdilik yanlış bir yan da yok. Ama yeni nesil liberallerin alıntı yapmayı çok sevdiği Roland Barthes’ı, herhalde okumuş bir edebiyat profesörü olarak, bu gerçeği, tam da böyle bir olayın, üstelik uzun süredir benzeri yaşanmamış bir polis şiddetinin ardından dile getirmesinin olayı aklama ve normalleştirme çabası olduğunu da biliyor olmalı.

Yazının sonuna doğru ise dikkate değer bir virajla bu çözümleme doğrulanıyor zaten. Sol kimlikli Murat Belge, ciddi ciddi, hiç çekinmeden bu olayla ilgili olarak AKP’yi aklamaya çalışması bir yana okuyanın saçını başını yolduracak şu cümleleri karalamaktan hiç çekinmemiş:

“Öte yandan, bütün bu yıllar içinde genel olarak polis örgütlenmesine baktığımda, bu dediklerine tamamen karşıt yönde birçok gelişme veya eğilimi de görüyorum. Çeşitli vesilelerle, çeşitli rütbelerden Emniyet mensuplarıyla tanışıyorum, konuşuyorum. Çoğu son derece medeni insanlar. Eğitimleri eski muadilleriyle kıyaslanır gibi değil.”

Bak sen! Murat Hocam, polislerle ahbaplığa da başlamış. Belge artık nasıl vesilelerle tanışıyorsa, polislerin ne kadar entelektüel, ne kadar şahane insanlar olduklarını, eski polislere benzemediklerini dile getiriyor.

Burada duralım artık. Daha önce, yıllardır benim küçük kafamın pek basmadığı konularda “herhalde” aklı başında bir şeyler söylüyordur diye dinlediğim Murat Belge, bir kez daha benim (üstelik sıradan vatandaşlara kıyasla biraz daha) iyi bildiğim bir konuya bodosloma dalmış bulunuyor. Ve tanıştığı “gelişme eğilimindeki” polisleri överken bir hayli tanıdık bir dil kullanıyor: 28 Şubat sürecinde sabah akşam askeri öven, TSK’nın nasıl güvenilir, nasıl planlı, nasıl aydın bir kurum, generallerin nasıl herkesten daha öngörülü, vizyon sahibi, şaşırtıcı derecede entelektüel olduğunu sıralayan embedded gazetecilerin darbeci dilini.

İnsanın kurduğu kişisel ilişkiler farklı, kurumlar farklıdır. Şüphesiz ki entelektüel düzeyi yüksek generaller de, savcılar ve hâkimler de, polisler de vardır. Bu kişilerin mesleki pratikleri ise kendi kişiliklerinden hayli bağımsızdır. Yahudi bir piyanistle müzik konuşmak isteyen ama onu bir süre sonra ölüme gönderecek bir Nazi subayı da ferahlatıyor olmalı Belge’nin gönlünü. Çünkü polis teşkilatı, kişilerden bağımsız, bütün bir kurumdur. Hiç kimse, ama hiç kimse; yıllanmış “birkaç çürük yumurta” “birkaç kendini bilmezin yaptıkları bütün bir kuruma mal edilemez” teranelerini okumasın.

Türk polisi, bugün İstanbul’un göbeğinde, Taksim meydanında illegal taksi durağı işletiyor. Belli bir saatten sonra Sıraselviler’den müşteri almak isteyen diğer taksiciler polis tarafından darp ediliyor, Taksim’e çıkmak isteyen diğer taksiciler eğer boşlarsa, polis tarafından zorla Kazancı Yokuşuna girerek Kabataş’a inmeye zorlanıyor ve meydan çıkışında polislerin taksi durağının şoförleri müşteri bekliyor. Bunu bütün taksiciler, Beyoğlu sakinleri biliyor da, İstanbul Emniyet Müdürü veya polis teşkilatındaki herhangi bir amir bilmiyor olabilir mi?

Bu yazdığım, çok basit görünen ancak korkunç bir gerçeğin iyiden iyiye açığa çıkan yüzüdür. Küçük, küçücük şeylerden bahsediyorum. Çünkü bu kadar küçük görünen bu olay, zaten küçük göründüğü için önemli, küçük göründüğü için çok daha büyük çeteleşmelerin ve faaliyetlerin göstergesidir. Evet, küçücük, hatta önemsiz bir şey. E önemlilerini de siz düşünün artık.

Rüşvet ya da irtikâp almayan polis, polis teşkilatı içerisinde ne kadar barınabilir zannediyorsunuz? İdealist olduğu söylenen genç polislerin şüpheli intiharlarını kaç kere okuduk gazetelerde? Ben kendi payıma, uyuşturucu bağımlısı arkadaşlarımdan elli kere, kendileri uyuşturucuyla yakalandıktan sonra onlara uyuşturucu satan şahısların polis merkezinde çay kahveyle ağırlandığına şahit olduklarını dinledim. Ve evet, Belge’nin çeşitli vesilelerle tanıştığı entelektüel polislere değil, uyuşturucu bağımlısı arkadaşlarıma daha çok güveniyorum.

Defalarca nezarete düşmüş, ahlak masasından siyasi şubeye kadar polisin her biriminde yüzlerce polisle tanışmış birisi olarak Belge’ye bir yönden katılıyorum. Aralarında medeni gibi görünenler de var. Ancak unutmamak lazım ki, dünya medeni gibi görünen ve hatta gerçekten medeni olan katillerle doludur.

Belge’ye çeşitli vesilelerle karşısına çıkan polislerle dostluğu için mutluluklar dilerim. Ancak onlarla el sıkışırken unutmamalı ki o sıktığı ellerin bir kısmı benim suratımda tokat olarak patladı, başka bir arkadaşımın testislerini burdu, başka bir arkadaşımın tırnaklarını çekti. Bizzat kendisi yapmasa bile, böyle şeyler yaşandığını bildiği halde o eller sahibinin gözlerini kapattı.

Belki şanslı bir tesadüf eseri bu sayfanın üzerinde okuyabilirsiniz: “Kan ter içinde bir emekçinin, doğal düşmanı polisle çatıştığını gördüğümde, hangi tarafı tuttuğumu söylememe gerek yok” demiş George Orwell. Bilmukabele. O yüzden Murat Hocam kusura bakmasın, ola ki günün birinde “bir vesileyle” karşılaşırsak, daha önce bana tokat atanlarla sıkıştığı ellerini sıkamayacağım, boşuna uzatmasın.

PS: Ben de Murat Belge gibi (çoğu pek hoş olmayan) çeşitli vesilelerle bir çok polis memuruyla tanışma fırsatı yakaladım. Laf dönüp dolaşıp kendi teşkilatlarına geldiğinde polis memurları bile Belge gibi övmediler kendi teşkilatlarını, bilakis etrafta kimse yokken sayıp sövmeyenini görmedim.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI