Gün Zileli’nin düşündürdükleri (Emre Canpolat)

05 Aralık 2010

Gün Zileli’nin düşündürdükleri

Yayına başladıktan birkaç ay sonra gözüme çarpan “aşk ve devrim” sitesinin düzenli takipçilerinden sayılırım. Bu demek oluyor ki, bir yıldan fazladır kendisinin anarşist fikirlerini tartışıyorum. Beni zihnen meşgul eden her konuya olduğu gibi bu konuya da değinmeden edemedim. En başta söylemeliyim ki, bu yazının sonucu önceden belirlenmiş değil, daha doğrusu bu yazının henüz belirli bir sonucu yok. Bu demek oluyor ki, Gün Zileli, benim zihnimde sonuçlanmış bir insan değil. Bu durum, tartışmanın devam ettiğini gösterir. Tartışmanın önemi ise eleştirel bir sürece işaret etmesinden kaynaklanır ve de bu nedenle tartışma, insan denen varlığın hayatında en merkezi yerde olmalıdır.

En nihayetinde “eleştiri bittiğinde çürüme başlar” ve bu gerçekten önemli bir uyarıdır.
Yazıya bunları anlatarak neden başladım? Çünkü Gün Zileli’nin bendeki anlamı tartışmadır. Hayatta neler olup bittiğine ilişkin, hem ailemin hem de diğer çevremin etkisiyle bir şeyler öğrenmeye başladığımdan beridir fikirlerim üç aşağı beş yukarı çok değişmedi. Değişmediği gibi, ilk gençlik yıllarında kazandığım politik izlek, ciddi bir eleştiriyle karşılaşmadı. Eleştirildi, doğrudan ya da dolaylı olarak, fakat bu eleştiriler bende asla ciddi bir sorgulamaya yol açmadı.
Şimdi ben Gün Zileli’yi bu sorgulayıcı yere oturtuyorum. Abartıyor muyum? Şimdi durup baktığımda hiç de abarttığımı düşünmüyorum. İlerde olabilir mi? Şüphesiz böyle bir ihtimal benim için her zaman var artık. Tartışmaya dönük atılan korkak adımları daha cesaretli olanlar takip eder. İlerde de böyle olacağını düşünüyorum.
Kişileri ne yapıp ettiklerinden bağımsız ele alıyorum. Böyle diyerek Gün Zileli hakkında bir şey ima etmiyorum fakat adını duyurduğu Aydınlık hareketinin onun hakkındaki fikirleri, dürüst olmak gerekirse, uzun zaman onu ciddiye almamı engellemiştir. Her ne olursa olsun, farklı türde bir “dönek”, sosyalizmin büyük dalgası geri çekilirken ardında bıraktığı “çer çöp” olarak, mühim bir insan değildi. Şüphesiz bu “döneklik” diğerleri gibi değildi, fakat yine de geçmişi ve eski hareketini de aşan, tüm sol geleneği reddeden bir yeri tanımlıyordu. Bu nedenle bir nevi “dönekliğin teorisi”ni veya kenarda kalmanın psikolojik enkazını neden ciddiye almalıydım ki?

Bana kalırsa çürümenin başladığı yer aşağı yukarı burasıdır. Yani, söz konusu mutlak gerçeğin dışında kalanı bir çırpıda silmek. Bunun kaygısına kapılmak çok mu liberal? Adına ne denirse densin, tescilli hakikatin reddi, öğretilmiş doğrunun aşılması manasına geliyor bu. Yani eleştirinin başlaması.
Eleştirinin başladığı yer, çoğu kez, yenilginin veya çözülmenin başlangıcı, yani bir nevi sonun başlangıcı olarak kabul edilir, artık neyi dokunulmaz kılıyorsan onun. Dokunulmazı kimse sana dikte etmiyorsa bile böyledir. Söz konusu olan şey, tartışılmazın tartışılmasıysa sonun başlangıcından bahsedilebilir. Fakat durduğumuz yeri, doğruya ulaşmamıza ve dünyada ne olup bittiğini daha kolay kavramamıza yardımcı olan mecra olarak tanımlarsak, tartışma bu mecranın asli unsuru olur.
Benim emin olduğum şeylerden biri budur artık.
Gün Zileli, sol tarafımıza sokulan bir çuvaldız, doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü, hakkıyla eleştirilmeli, dikkate alınmalı ve de değerlendirilmelidir. 20. yy.’ın sosyalizmini değerlendirirken üzerinde durulması gereken bir uğrak, Türkiye ölçeğinde, dünyada olan ama memlekette çok ses getirmeyen bir izleğin temsilcisi.
Belki daha somut tartışmalar üzerinden yazılabilirdi böyle bir yazı. Kendi sitesinde yazdıkları ve yorumlarla beraber dönen tartışma, AKP çizgisinden anarşi cephesine geniş bir skalada devam ederken bizi bekleyen şey, durduğumuz yeri sorgulayan bir takım fikirlerle yüzleşmek olacaktır. Kimi zaman güldürse de böyle…
Yazan: Emre Canpolat

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI