Troçkizmin Liberal Bir Versiyonu: DSİP

Sanırım, referandum sürecinde ve sonrasında olup bitenlerden ve halen devam eden yazılıp çizilenlerden, ortalıkta dolaşan TV tartışmalarından ve Doğan Tarkan’ın Zaman gazetesine verdiği röportajdan sonra, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) adlı, kendilerinin ifadesiyle “1000 kişilik” grup hakkında bir şeyler yazmanın zamanı geldi.

DSİP, SWP adlı İngiltere kökenli partinin Türkiye şubesidir. SWP, Socialist Workers Party’nin (Sosyalist İşçi Partisi) kısaltılmış adıdır. Adeta yeni bir “Enternasyonal” gibi çalışan bu örgütün Yunanistan’da, Almanya’da ve daha başka yerlerde de şubeleri vardır. Hepsinin adında yer alan “Sosyalist işçi” ve SWP’nin “sıkılmış yumruk” sembolü bu enternasyonal örgütün ortak şifresi gibidir.

SWP, Troçkist kökenli bir partidir, ancak Ortodoks Troçkistler tarafından “Troçkizmden bir sapma” olarak görülür. Bu partiyi 1950’lerin başlarında kuran ve şu anda artık hayatta olmayan Tony Cliff’in, Troçki’nin tezleriyle çatışan ve dolayısıyla klasik Troçkizmden farklı bir parti oluşturmasına neden olan teorisi, Troçki’nin, tüm Ortodoks Troçkistlerce sadık bir şekilde izlenen, Sovyetler Birliği’ni “yozlaşmış işçi devleti” olarak gören teorisini reddedip Sovyetler Birliği’nin 1930’lardan itibaren “Bürokratik kapitalist” bir ülke haline geldiğini ileri sürer. SWP’ye varlık kazandıran, bu özel teoridir.

SWP, elbette Labour Party’i “sol” saymayacağımız için, İngiltere’nin en büyük solcu partisidir. Genç öğretmen ve öğrenciler siyasete gözlerini açtıklarında bu partiye akın ederler, birkaç yıl kadar partinin yayın organı, haftalık Socialist Worker’ı okullarında, sokaklarda, gösterilerde sadakatle satar, partinin semt gruplarının haftalık toplantılarına katılır, ayrıca her yıl mutlaka yapılan ve üç gün süren “Marksizm bilmemkaç” (hangi yılda yaşıyorsak o yıl yazılır) toplantılarına katılır, sonra da bu partiyi terk edip ya normal hayatlarına döner ya başka Troçkist veya sol komünist gruplara ya da anarşizme yönelirler. Ne var ki, bu yönelişe rağmen, parti gücünü kaybetmez ya da üyesi azalmaz, çünkü bu arada yeni gençler doluşmuştur partiye. Duraklarda inip binenlerle her zamanki kalabalığını koruyan belediye otobüsü gibi. Ya da istasyon benzetmesi de uygun olabilir. Ama partiyi hiç terk etmeyen üyeler (ya da yolcular) de vardır. Bu üye ya da yolcular biraz hantalca duruşlarından, çevrelerine hafif meczupça bakışlarından, ilerlemiş yaşlarından belli olurlar.

Öte yandan, partiyi hiçbir zaman terk etmeyen ve (diyelim ki bu yıl olsun)  Marksizm 2010 toplantılarına gelip kendi uzman oldukları alanlarda (özellikle Sovyetler Birliği’nin şu ya da bu dönemi hakkında) konferanslar veren kalabalık bir akademisyenler grubu da vardır. Ayrıca Alex Collinicos ve Chris Harman gibi kalburüstü entelektüeller de partinin teorik yol göstericisi ya da yöneticisi konumundadır. Partinin değişmez başkanı, 1917 doğumlu olup 2000 yılında ölen Tony Cliff’ti.

İngiltere’nin ancak iki partiye (şimdi artık üç diyebiliriz) izin veren dar bölge sistemi dolayısıyla SWP seçimlere giremez ya da bağımsız aday gösteremez. Her şeyi paraya bağlamış bir ülkenin seçim sisteminde, bir partiden ya da bağımsız aday olmak yüksek meblağda bir para ödemeyi gerektirmektedir. Ne var ki SWP, sosyalist parti olarak seçimlerde bir şeyler söylemek, bir tutum almak gereğini de duyar ve diğer Troçkist ve komünist partiler gibi o da muhafazakâr Tory’lere karşı ister istemez Labour Party’i destekler. Labour Party’nin kaybettiği son seçimlerde SWP nasıl tutum aldı, ne yaptı bilmiyorum ama Labour lideri Tony Blair, yanılmıyorsam 1995 yılında seçimleri ilk kez kazanıp Başbakan olduğu zaman SWP bunu “işçi sınıfının zaferi” ilan etti. Aradan bir ay geçtikten sonra haftalık dergilerinde “biz bunun için oy vermedik” diye ağlamaya başladılar ama iş işten geçmişti. Gerçi bunu bile söylemeye gerek yok. Çünkü bir dahaki seçimde yine Labour’u desteklediler.

Buradan, Doğan Tarkan’ın ve DSİP’in serüvenine geçebiliriz. Doğan’ı 1960’lardan beri tanırım. Türkiye İşçi Partili (TİP) idi. MDD-SD bölünmesi sırasında sosyalist devrimci saflarda kaldı.Yarılma’da da anlatmıştım, bir mitinge “bağımsız Türkiye” sloganıyla akın ettiğimiz sırada yolun kenarında yumruğunu sallayarak, bize karşı İspanyol anarşistlerinin “toprak köylünün, fabrika işçinin” sloganını atarken gördüğümde, ben de diğer MDD’cilerin muhtemelen düşündüğü şeyi düşünmüştüm: “Fabrika işçinin diyerek milli burjuvaziyi ürkütüyor.” Kuşkusuz Doğan Tarkan, o zaman bu sloganı atarken biz MDD’cilerden çok daha devrimci bir tutum içindeydi.

12 Mart döneminde Doğan ne yaptı bilmiyorum. Fakat 1970’li yıllarda THKP-C kökenli bir grup olan Kurtuluş grubunun saflarında yer aldığını biliyorum. 1980’li yıllarda İngiltere’de siyasi mülteci olan Doğan, burada Troçkist fikirleri benimsemiş ve SWP üyesi olmuş. 1990 yılında İngiltere’ye iltica ettiğimde beni ilk ziyaret eden kişi oldu. Elbette SWP ya da onun bünyesinde yer alan Türkiyelilerin oluşturduğu “Sosyalist İşçi” (Sİ) adlı küçük grup adına yapılmış bir ziyaretti bu.

Doğan Tarkan’ın 1990’lı yılların ortalarında Türkiye’ye dönüş yapmasıyla birlikte “Sosyalist İşçi” grubu da Türkiye’ye taşınmış, dolayısıyla SWP Türkiye’de de bir şubeye sahip olmuş oldu.

Sİ, aynı SWP gibi, dünyadaki ve soldaki gelişmeler konusunda uyanık bir gruptu. 2000’li yılların başında küreselleşme karşıtı hareketin büyük bir yükseliş göstermesi ve anarşizmin yaygınlık kazanması üzerine SWP ve Sİ, küreselleşme karşıtı hareketin, örneğin “anti-kapitalist” mücadele gibi sloganlarını benimsemekle kalmadı, aynı zamanda anarşistlerin “wild black cat (vahşi kara kedi) gibi sembollerini de benimsedi, hatta Beyoğlu’nda bu adla bir kültür merkezi bile açtı. Duyduğumu göre, ”anti-kapitalist mücadele” sloganını içtenlikle benimseyen bir grup, Sİ’den ayrılmış. Ayrılanların içinde, İngiltere’den tanıdığım eski Sİ militanları da var.

Genova’da zirvesine ulaşan küresel karşıtı hareket, ikiz kulelerin vurulmasından sonra ABD-Britanya ittifakının yeni bir atağa başlamasıyla hızla inişe geçti. Bu inişe geçişe paralel olarak Sİ’nin “radikalleşmesi” de tedrici bir biçimde sona erdi ve grup hızla liberalizme doğru yöneldi. Bu süreç, son üç yılda iyice hızlandı ve artık resmen bir parti olarak kurulup DSİP adını alan grup, Tarafgazetesiyle aynı safta yer aldı. Muhafazakâr AKP’nin yedek gücü konumundaki liberalizmin, burjuvazinin ideolojik hegemonyasının önemli bir unsuru olarak, solda, Troçkistler, hatta anarşistler içinde bile dayanaklar bulmasında pek şaşılacak bir şey yoktu. Yeni liberal çizgisini “askeri vesayet rejimine karşı mücadele” gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışan bu küçük grup, son zamanlarda basında ve medyada etiyle buduyla mütenasip olmayan bir ilgi odağı olmaya başlamıştır. Önce Halil Berktay gibi eski solcu entelektüeller kuşağının takdirlerini kazanan ve Taraf gazetesine, örneğin Oya Baydar’ın bu gazeteden istifasına en azından solculuk adına omuz vermekten politik hesapları nedeniyle kaçınan köşe yazarları yerleştiren DSİP, bir anda AKP’nin sol içindeki şubesi gibi bir görüntü vermeye başladı. Referandum öncesindeki ”yetmez ama evet” kampanyasında, Doğan Tarkan’ın ifadesiyle 350 bin bildiriyi, (Doğan belirtmese de) Büyük Şehir Belediyesi’nin yardımlarıyla ve taşıma araçlarıyla oradan oraya kolayca naklederek dağıtmış; Beyoğlu’nda yaptıkları yürüyüşe, Doğan, NTV’deki tartışmada her ne kadar “isteyen katılır” diye izah etmeye çalışmışsa da, aynı tartışmaya Vakit gazetesinden birinin çektiği mesajda belirttiği, “siz çağırdınız da geldik” ifadesinden anlaşılacağı üzre, yürüyüşlerine Vakit gazetesi mensuplarını bile çağıracak kadar “geniş cepheci” bir yönelim içine girmişlerdir. Doğan Tarkan’ın Zaman gazetesindeki röportajda, Tayyip Erdoğan’ın, partisinin ismini anması karşısında boynu eğik bir şekilde “sağ olsunlar, incelik göstermişler” demesi içimi acıttı. Kırk yıl önce yumruğunu sıkarak “toprak köylünün, fabrika işçinin” diye slogan atan o genç nerede? Şimdi de bir yumruk var ortada ama zeki bir karikatüristin çizdiği karikatürdeki gibi var: AKP’nin ampulüne dönüşmüş bir yumruk.

Gün Zileli

31 Ekim 2010

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI