Eski Filmin Kötü Bir Kopyası (Ersen Olgaç)

Türkiye’de 1960’ların ortalarında başlayan siyasi polemik dilinin düzeyini hatırlamak gereği duyduk. TKP’nin uzun bir dönem en başta radyosu aracılığıyla  muhaliflerine karşı sürekli olarak kullandığı ‘ajan’, ‘provakatör’, ‘satılık’, ‘dönek’, ‘kalpazan’ gibi yaftaların yerini, 60’ların ortalarından itibaren siyasi içerikli polemiklerin alması olumlu bir gelişmeydi. Önceleri TİP-MDD, daha sonraları MDD-THKP-Kıvılcımlı polemikleri siyasi içerikleri zengin ve bugün bile izlenmeye değer tartışmalar içermekteydi. Bugünün neo-faşist İşçi Partisi’ne dönüşen o yılların Beyaz Aydınlık’ı bile oyunu, bu polemik dilinin kuralları içinde oynamak zorundaydı.   Şimdi  TKP taraftarı  Haber Sol adlı bir sitede, eski TKP’nin galiz dilini anımsatan biriyle karşılaştık. Olayın kendisi çok yalındır:

Türkiye solunun bir dizi siyasi eğilim ve örgütleriyle aramızda derin bir siyasi ayrılık olduğunu gizleyecek değiliz. Biz bu ayrılıkları ne ilkesiz uzlaşmalarla ve ne de anlamsız çekişmelerle çözme yolunu tercih ettik. En başta bugünün temel stratejik hedefi olarak Üçüncü Cephe tespitini yaptık ve bunun gereklerini yerine getirme arayışına girdik. Türkiye’de milyonlarca ezilen yoksul insanı sermayenin AKP-CHP eksenli ayrışmasının dışında bir emek ve özgürlük cephesinde birleştirmek için Üçüncü kutbu gündeme getirdik. Bu yaklaşımımızda yanlız değiliz. En başta Kürt Kurtuluş Hareketi olmak üzere bir dizi devrimci örgüt de aynı ihtiyacın sözcüleri durumundalar. Sermayenin Türkiye toplumunda yarattığı  tarihinde görülmemiş bir ayrışma, toplumun bütün katmanlarını kucaklayacak bir kutuplaşmayı da beraberinde getirerek, neredeyse iki ‘ulus’ yarattı. Çeyrek yüzyıldır Kürt halkının sürdürdüğü silahlı mücadelenin ürünlerini de eklediğimizde üçüncü ulusun ise, tarih yazdığına tanığız.

Bu ayrışma sadece ekonomik ve toplumsal çelişkiler düzeyinde değil, aynı zamanda kültürel düzeyde, dünya görüşü düzeyinde, yaşam tarzı düzeyinde, ruhsal şekillenme düzeyinde süren pasif bir iç savaşa dönüşmüştür. Bu tespitin sonucu olarak bu kutuplaşmanın dışına taşınacak ezilenlerin ve yoksulların Üçüncü Cephe’sini gündeme taşıdık. Bu devrimci tutuma milliyetçi bir söylemle karşı çıkan ve “Üçüncü Cepheye Hayır” şiarını atan Merdan Yanardağ’da en açık ifadesini bulan sol milliyetçiliği eleştirdik. “Cumhuriyet’in kazanımları”nı savunmaya kendini adayan bu kişi, tahrifat, saldırı, küfür ve hakaretlerin arkasına saklanarak, galiz bir dille miliyetçi militanlık gösterisine soyundu. Kendisiyle teorik bir tartışma ve siyasi polemik yapma olanağının olmadığı ortaya çıktı.

Yarım yüzyıla yakın bir süredir Türkiye ve dünyadaki sol polemiklerin yakın bir izleyicisi ve bir ölçüde katılımcısı olarak, bu galiz ve saldırgan dilin sahibinin siyasi grafiği davranışının nedenleri konusunda yeterli ipuçlarını veriyor. 1990’ların başlarında desteklediğimiz ve izlediğimiz Kürt kurtuluş hareketinin o yıllardaki legal gazetesi Özgür Gündem’in yazı işleri müdürünün, bugün “Cumhuriyetin kazanımları”nı savunmaya soyunan Türk milliyetçiliğinin şampiyonun Merdan Yanardağ olduğu gözümüzden kaçmış. Aynı kişinin 2000’li yılların ortalarında Türk şövenisti Kanal Türk’ün sahibi ve bugün Ergenekon davasının  showmenlerinden Tuncay Özkan’ın yanında durması ve aynı davadan gözaltına  alınması nefesleri kesen bir thrilleri hatırlatıyor. Emin Çöleşan ve Yalçın Küçük’le Kanaltürk’de yapılan TV showlarının arkasından TKP sahillerine doğru yelken açışla, eskiden izlediğimiz bir başka filmin kötü bir kopyası olarak  karşımıza çıktı.  Filmin bu yeni kopyasının  aktörü bütün çabalamalarına rağmen üçüncü rolden yukarı çıkamamıştır. Eski filmin ilk büyük aktörü  Beka vadisinde  elindeki gülleri Abdullah Öcalan’a verip, PKK’lılarla halay çeken Doğu Perincekti. Bugün kendisinin ve partisinin nerede durduğunu anlatmaya hacet yok. İkinci aktör yıllarca Öcalanı_’ın dizinin dibinde oturmakla kalmayıp, Roj TV’de Kürt kurtuluş hareketinin ideolojik önderliğine  soyunduğunu herkesin bildiği engelli Yalçın Küçük’ten başkası değildir. Şimdi karşımızdaki bu eski filmin yeni figüranın, ustaları gibi, devrimci marksizmin savunucularına karşı kullandığı galiz ve saldırgan dilin nedenleri anlaşılıyor. Bu aslında tarihsel bir kuraldır. Geçmişiyle sorunları olanlar, kendilerini ispat edebilmek ve yeni konumlarında inandırıcı olabilmek için saldırganlığı ilkeselleştirirler. Yarım yüzyıla yakın bir süre devrimci politikayla uğraşanlara “kendini devrimci sanan yeni beslemeler” gibi bir dil kullanmak hayati önemde bir gereksinme gibi görünür. O zaman da insanın aklına ister istemez, Ertuğrul Kürkçü’nün yıllar önce 32. gün programında Maoculuktan azgın Türk şövenizmine terfi eden bir provakatörün tahriklerine karşı yaptığı uyarı geliyor. Arif olan anlar!

Ersen Olgaç

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI