Üretici Güçler Teorisinin Reddi Üzerine (Hasan Dere, 06.10.10)

İnsanoğlunun etiketli olanı çok pervasız oluyor ve akılına geleni söylüyor veya yazıyor!

Önce belirttim bir daha yineliyeyim, bazıları, taşıdıkları etiketin her söylediklerini yedirebildiğini sanıyorlar.

İki somut örneğin ilki Prof. unvanlı İlber Ortaylı (İlbey olmalı!), kendi niteliklerini biz Kürdlere yükleme cüreti göstermişti geçenlerde.

Gerekli tepkiyi görmeyince söylediklerini geri alma gereği de duymadı. Ancak, ordunun ”siyasete karışması kaçınılmazdır” şeklindeki sözlerini, kopan yaygara sonucu, ”yanlış anlaşıldığını” ve ”Bir daha konuşurken dikkat ederim” diyerek düzeltiverdi! http://www.8sutun.com/Bu-sozler-cok-tartisilacak_70595.html

Hallacoğlu seviyesizliğinde biri olduğundan geçiyorum.
İkinci örnek, gerçekten ağır(!) olan Halil Berkay!

İnsan Prof. olunca soldan vazgeçecek veya sola düşman olacak diye bir kural yok, nitekim dünyada solcu kalan olarca ilim adamı da var!

Tabii, ömür boyu solcu kalınacak diye bir genelleme de yoktur!

Nitekim Sol’dan vazgeçenler bulunduğu gibi, solun ideologluğunu yapanlar da, esas olarak küçük burjuva aydınlardı!

Haydi yoksul yaşadı diye ekonomist felsefeci Karl Heinrich Marx’ı saymasak bile, onu ekonomik olarak destekleyen Friedrich Engels, İngiltere’nin sayılı zengin ailelerindendi.

Bir zamandır Berktay, Marksizmi tenkit(!) eden yazılar kaleme alıyor.

İlkin ve özellikle belirtelim ki, Marksizme katkı faaliyetleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim; karşı cepheden vuruşlar olsalar da bunlar!

Çünkü, doğru düşünceler karşı düşüncelerle çarpışarak yetkinleşirler, gelişirler ve giderek daha mükemmele ulaşırlar. Bu nedenle muhalif düşünceye sansür, yasak ve tasfiye dayatmak, kendine zarar vermeye dönüşür. ‘Muhalefeti Bitirmek’ başlıklı yazımda bunu ele almaya çalışmıştım. http://www.nurhakdagi.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=960

Berktay, Taraf Gazetesine genel olarak solu, Marksizmi ve devrimi hedefleyen makaleler yazdı. Bu makalelerde haklı olduğu tek nokta, geleceğe dair kanun düzeyinde önermeler yapılamayacağı biçimindeki tespitidir, denebilir.

İnsan denen yaratığın geleceğini kesin verilerle tespit edecek mükemmel bir ilim yoktur henüz gerçekten! Çünkü insan, oto kontrol duyu ve organlara sahip bir canlıdır.

Ancak bu görüşü aracılığıyla, diyalektik ve tarihi materyalizm dogma terekesine indirgeyeceğini sanmak ise acizliktir.

Marksizm, geleceği dogmatik bizimde ipotek altına almak isteyen bir yasa koyucu değildir; aksine dogmaları ve kalıpları reddeden bir düşünüş sistemidir!

Diğer bir söylemle Diyalektik materyalizm, toplumsal gelişmeleri devinim ve değişim süreci içinde incelemeye önem veren bir metottur!

Ancak kabul ederim ki, dogmalara karşı olduğunu, değişimi ve dinamizmi savunduğunu söyleye söyleye dogmalar yaratan ve özünde sağcı olan bu tutumun ‘sol’ adını verenı bir geçmişten geldiğimizi de unutmayalım! Örneğin ‘5 ustanın’ eleştirilemeyeceği sanısı; Marksist ilkelerin Kuran Ayetleri gibi değiştirilemez sayma saplantısı…

Bu tutumun diyalektik materyalizm değil ‘Sol manipülasyon’ olduğunu, ‘Sosyalizm Çöktü Mü?’ başlıklı üç bölümde sunduğum yazıda izah etmeye çalışmıştım.

Ve bunu şöyle özetlemek hiç de yanlış değildir:

Bir zamanlar işçi sınıfının ideolojisini savunarak, hatta işçi sınıfına öncülük ederek ve gerçekleşen devrim sonunda da iktidarı emekçilere teslim etmeyerek, kurdukları diktatörlüklerini işçi sınıfının diktatörlüğü ilan edenler; şimdilerde burjuvaziden aldıkları unvan ve dolarlarla beslenen, artık devrim olmaz diyerek, bize sistemin huzurunu bozmamayı telkin eden Berktay’larla tam da aynı kökenden idiler!

İşte o kökenleri icabı, büyük burjuvalardan iktidarı alabilmek için radikal dönüşümcü geçinmek ve tüm altüst oluşlarda olduğu gibi, yoksulların taleplerinin arkasına geçerek, ayaklanmaları kendilerine sıçrama tahtası yapmayı bilecek kadar entelektüeldiler, entelektüeldirler!

Berktay sol manipülasyonu, sol olarak ele almakta (göstermekte) ve sol sayarak tenkit etmektedir! Dolayısıyla sol manipülasyonu (sol görünümlü sağ ideoloji) reddetmek yerine, solu reddetmeyi yeğlemektedir.

Yazımı kaçırmış olanlar baksınlar, orada belirttim. Marx, kapitalist ekonomiyi tahlil (ki bu somut bir olgudur ve kapitalizmi tahlile girişen tek iktisatçı da Marx değildi) ederek, yakın gelecekte vuku bulacak olası gelişmelere değin (kapitalizmin bağrında sosyalizmin çıkacağı biçimindeki) öngörülerini belirtmişti.

Unutmamak gerekir ki, gerek Marx zamanında (Paris Komunu) gerek sonrasında (1917 Ekim
Devrimi),
gelişen üretici güçler ile eski üretim ilişkileri arasındaki çelişkilerin itici gücüyle toplumsal değişim hareketleri gerçekleşti. Yani devrimler oldu. Ancak ortaya çıkan veri, adlandırdığı gibi ‘komun’  ve ‘Sosyalizm’ olmadı!

Marx’ın öngörüsünün üretici güçler teorisi bölümü doğrulandı. Ancak ampirik olarak doğrulanmayan kısmı, ortaya çıkacak olan sistemin ne olduğuna dairdir. Beklenildiği gibi olmadı, yani kapitalizmin bağrında sosyalizm çıkmadı. Bu nedenle sosyalist aydınlara düşen görevin, gerçekleşenler ve gerçekleşemeyenler doğrultusunda teoriyi düzeltmek olduğundan söz etmiştim.

Ancak bu durum, H Berktay’ın vardığı nokta olan, sosyalizmi veya sosyalist devrimleri reddetme gerekçesi değildir, olamaz!

Şöyle yazmışım:
”…

‘Sosyalist Devrimler’le, Komünist partiler iktidarı ele geçirmişler ve burjuvazinin elindeki mülkleri gasp edilmişlerdir. Ancak, üretim araçlarının toplumsal mülkiyete çevrildiği ve siyasal gücün Proletaryaya geçtiği doğru değildir.
‘Mühür kimdeyse Süleyman odur’ sözü, gücün iktidarda olanda olduğunu ima eder! Sosyalist denen ülkelerde, işçi sınıfı yığınsal olarak iktidarda olmadığına göre, bu sistemler Proletarya’nın değil, Komünistlerin diktatörlükleriydiler ve Anarşistlerin haklı olarak devlet için düşündükleri sonuca götürdüler!
Bu sistemler sosyalist değillerdi, dolayısıyla bu durumda sosyalizmin çöküşünden değil, açık kapitalizme geçişten söz edilmelidir!

O halde gerçekleşen olgulara bakarak, Komünist aşamadan önce sosyalizmin kurulacağı tezinin doğrulanmadığından ve ara bir aşama gerçekleştiğinden söz etmek durumundayız!
Devrimci teoriyi, gerçekleşen realite doğrultusunda geliştirmek de solcuların ödevidir.”
Bakınız:Hasan Dere, Sosyalizm Çöktü Mü- Bölüm 3 http://nurhakdagi.com/

Prof. Halil Berktay, biraz da tahrifata tenezzül ederek, sanki solcular geleceğe dair kesin  önermelerde bulunmuşlar gibi bir iddiada bulunuyor. Ama aslında söylemek istediği bu değildir!

Asıl amacı, ‘bütün toplumsal değişimlerin kitle ayaklanmalarıyla gerçekleştiği’ düşüncesine kaynaklık eden üretici güçler teorisini ret etmektir..

Karl Marx’ın öngörüsünün doğrulanmadığını en azından ben önceden ve diyalektik materyalizmi reddetmeden İnternet sayfalarına verdiğim yazılarımda izah etmeye çalışmıştım. Ancak bu hiç olmayacak anlamına gelmiyor! Yine ancak ara bir aşama daha gerçekleştiğinden söz edilebilir!

Peki, Marx’ın öngördüğü toplum biçiminin gerçekleşmemişliğinden hareketle, Marksist ideolojinin ilmi dayanağı olan üretici güçler teorisi mahkum edilebilir mi?

Bence üzerinde durulması gereken asıl konu budur.

Nitekim Berktay yazısında buna gönderme yapmaktadır!

”Peki, bu olaylar (1917 veya 1949) neyi ispatladı ? Söz konusu parti ve önderliklere, ya da Marksizm-Leninizm ders kitaplarına sorarsanız, Marx’ın Kapital’deki analiziyle “tarihin kanuniyeti” doğrulanmış oldu. Oysa bu, optik bir illüzyondu. Zira olan, objektif, insan iradesinden bağımsız bir kanuniyetin kanıtlanması değil, öyle bir şeyi var sayan kabul eden insanların harekete geçmesinin doğurduğu bir sonuçtu. Çok özel koşullarda gerçekleşti –ve hayli aşikâr nedenlerle de tekrarlanması olanaksız. En azından, aynı ideolojinin bayrağı altında tekrarlanmayacak. Tekrarlanamayacak. ” Halil Berktay, Yanlış bilim http://taraf.com.tr/makale/10230.htm

Halil Berktay, sadece tahrifat yapmakla da kalmıyor, demagoji de yapıyor!

Kapital’deki analizin doğruluğu, -ki bundan Berktay’ın ne anladığı veya kast tetiği pek anlaşılmamakla birlikte- kapitalist iktisatçılar tarafından dahi teslim edilmektedir.

Eğer, benim anladığım gibi, üretici güçler teorisini kastediyorsa buna kapitalde değil,  Felsefenin Sefaleti ve Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı eserlerinde değinir!

Önem, nerede geçtiğinde değil, ‘imkansız’lığına değindiği devrime yol açacağı savlanan ve Berktay’ın deyimiyle tarihin kanuniyeti hükmündeki teorinin ne olduğundadır.

İşte o teori üretici güçler teorisidir.

Marks, belli bir evreden sonra gelişmekte olan üretici güçler ile mevcut üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin değişimi kaçınılmaz hale getirdiğini söyler.

Berktay neden şu iki tarihi veriyor?

1917 ve 1949, tarihin hangi kanuniyeti ispatladı? Neden bu iki tarih? Berktay bu iki toplumsal harekete sadece Sosyalist olarak adlandırıldığı için önemle işaret etmiyor mu?

Peki, diğer toplumsal değişimler de bu yasaya tabii değiller miydiler? Yani yine üretici güçler teorisin işlevi sonucu vuku bulmamış mıdırlar?

Ve işte Berktay’ın savlarını tuz buz edecek sihirli soru:

Marks’ın üretici güçler teorisi doğru değilse, toplumsal değişimleri tetikleyen itici neden nedir? Yani Köleci, Feodal sistemleri yıkıma götüren toplumsal hareketlerin sebebi vesilesi neydi?

Bu soruyu kapitalist toplumun yıkılışı için de sorabiliriz, sormalıyız!

Berktay, sadece yanlıştır diyerek geçiştiremez!

Yanlışsa yerine doğrusunu koymak zorundadır. Doğru bir önerme ileri süremiyorsa, yenisini icat edene kadar eskisinin muteber olduğunu bilmesi gerekir!

Yoksa tenkit ettiği teorinin adını doğrudan telaffuz etmekten bu nedenle mi imtina ediyor?

Berktay’ın iddiasını okumayı sürdürelim:

”Ama “teorik devrim” için durum çok farklı. Marksist teorinin (veya “sosyalizmin bilimi”nin) öngördüğü, “mutlaka olacak” dediği türden bir devrimin olmayacağı; orada burada olabilecek devrimlerin ise bu modele uymayacağı (zaten geçmişte de uymamışken uymuş gösterildiği); tarihin hep yeni yeni sürprizlerle dolu olacağı ve “öngörülmeyen sonuçlar yasası”nın (law of unintended consequences) bizi şaşırtmaya devam edeceği rahatlıkla söylenebilir.” H Berktay, aynı yazı.

Burada çok düşünce savlanıyor. İlki ‘sosyalist devrim olmaz’!

Ancak Berktay, bunu demagojik biçimde ifade ediyor. Eğer bir devrim olursa da, ‘olmaz demedim ki, Marksist teorinin öngördüğü biçimde olmaz dedim’ demek için!

Eğer toplumsal kakışmalar olacaksa Berktay’ın karşı çıktığı şey nedir? Marksizm, üretici güçler teorisi dışında, Berktay karşı çıkacağı neyi dillendiriyor?

Marx bir reçete mi sunuyor, sunuyorsa bu reçeteyi açıkça neden yazmıyor da hep birlikte karşı çıksak?

Berktay, tarihçi olarak toplumsal aşamalardan ömrü en kısa olanın kapitalizm olduğun bilmesi gerekir. Bırakın on binlerce yıl sürmüş olan ilkel komünal toplumla kıyaslanmasını, 1500 yılı aşkın süren feodalite karşısında bile kapitalizm, henüz çok genç bir sistemdir. 1700′ de başladığını varsaysak topu topu 300 yıllık ömrü var! Buna rağmen kimine göre üç evre geçirmiştir,

Sosyalizmin ise, görüldüğü gibi henüz teorik olarak olabilirliğini ve olamazlığını tartışıyoruz!

Eğer bir düşüncenin teorisi yanlışsa doğal olarak pratiği ve sonucu da yanlış olacaktır.

Çünkü Berktay sosyalizmin çöküşünden de söz ediyor! Sosyalist devrimler olmayıp, oldu gibi gösterildilerse neden ısrarla sosyalizmin çökmesinden dem vuruyor?

Tutarlılık bakımından Sayın Berktay’ın şu sorulara ikna edici yanıtlar vermelidir.

Marx’ın söz konusu teorisi doğrultusunda Sosyalist devrimler gerçekleştiler mi gerçekleşmediler mi?

Gerçekleşmedilerse, doğmamış bir sistemin çöküşü mümkün müdür? Mümkün değilse çöken ne idi?

Yok eğer sosyalist devrim gerçekleştiyse, yanlış olan ‘tarihin kanuniyeti’ nedir? Ve bu teorinin öngördüğü bir devrim gerçekleşti ise, neden bir daha tekrarlanamasın ki? Yahut tekrarlanamayacak olmasının maddi verisi nedir?

Görülüyor ki, hem Sosyalizmin teorisinin kanıtlanmadığından ve hem de bu kanıtlanmamış devrim teorisinin pratiği sonucu gerçekleşmiş (kurulmuş) sosyalist sistemlerin çöküşü iddiası var!

Berktay, devrimlerin gerçekleşmeyeceği öngörüsüyle teori oluşturmaya çalışırken bocalıyor!

Adama sormazlar mı, bu ne lahana bu ne turşu?

Hasan Dere

05/03/10 nurhakdagi.com’da yayınlandı.

06/10/10 tarihinde gözden geçirildi, geliştirildi.

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI