Özdemir İnce Fiyaskosu…

Cehaletin mi yanlış düşünceyi beslediği, yoksa yanlış düşüncenin mi cehaleti körüklediği sorusu her zaman kafamı meşgul etmiştir. Galiba bunun genel cevabı, her ikisinin de birbirini beslediği yönünde olmalıdır ama hangisi daha ağır basar, hangisi önceliklidir, işte bunun içinden çıkamıyordum.

Özdemir İnce’nin bugün (29 Eylül 2010) Hürriyet’te çıkan “Dersim Fiyaskosu ve Tunceli Gerçeği” yazısıyla kafamdaki bu ikilem çözüldü: Evet, ağırlıklı olarak, yanlış düşünce cehaleti körüklüyormuş.

Özdemir İnce’yi epey zamandan beri tanırım. Kendisi şairdir, sanırım esasen de şair olarak tanınır, ne yazık ki sonradan köşe yazarlığı gibi kötü bir mesleğe intisap etti.

1980’li yıllarda arandığım sırada, ekonomik sıkıntılarıma biraz olsun çare bulmak umuduyla, dışarıdan birkaç düzelti işi almak için rahmetli Erdal Öz’ün yanına uğramış ve orada Özdemir İnce’ye rastlamıştım. Özdemir, gelip elimi sıkmış ve “edebiyat dünyasına yeniden hoş geldin” demişti. (Bkz: Sapak, s. 226)

1990’lı yıllarda Telos Yayınevi’nin yayın danışmanlığını yaparken, Bahar ve Tipi adlı romanımın basılmasına olur vermiş ve önayak olmuştu, sağ olsun.

Anlayacağınız, Özdemir İnce ile ilgili birkaç anım hoştur. Köşe yazarlığına intisap ettikten sonra birkaç yazısını okumaya gayret ettim. Bu yazılarda bir şair duyarlığındansa kendini devlet dümenine bağlamış bir çarkçıbaşının gayretkeşliğini görmek beni üzmedi desem yalan olur. Yine de rastladıkça yazılarına şöyle bir göz atmaktan kendimi alamadığım sayılı köşe yazarlarından biriydi.

Özdemir İnce’nin bugünkü yazısı iyice üzücü. Eski bir tanıdık olarak onun adına endişelendim. Cahil bir insan olmadığını biliyordum. Ama kapıldığı azgın ulusalcı sular onu hızla cehalet uçurumuna doğru sürüklemekteydi. İşte beni üzen ve endişelendiren bu oldu.

“Halk Tunceli’de derebeylik ve haydutluk düzeninin sona erdirilmesinden, bu sayede özgürlüğüne kavuşmaktan memnundur” diyor Dersim katliamı ile ilgili yorumunda Özdemir İnce. Üstelik “bozacının şahidi şıracıdır” hesabı, gösterdiği tanık da İP’in yayın organı Teori dergisi.

Cehaletle söylenen sözlere açıktan gülerek cevap vermeyi ayıp bir davranış olarak görürüm ama insan bu kadar büyük cehalet karşısında kendini tutamazsa ne yapsın. Gerçekten gülünecek bir şey Özdemir İnce’nin yazdığı. Bunun, “halk katledilmekten son derece memnundur” ya da “öldürülerek özgürlüğe kavuştular” demekten ne farkı vardır.

“Halk derebeylik düzenini değil Cumhuriyeti seçmiştir” diye devam ediyor Özdemir İnce.

Yahu yapma allahaşkına Özdemir. Dersim’de derebeylik düzeni falan yoktu. Dahası, derebeylik mülkiyetini yaşatacak bir coğrafyası bile yoktu. Galiba Özdemir İnce, komünal toplulukların kan bağına dayanan asalet ünvanlarıyla derebeyliği birbirine karıştırıyor, daha doğrusu nerede bir “seyit” ya da “raybar” görse “hah işte derebeyi” diyor. O bölgeden arkadaşlar çok daha iyi bilirler, ben şimdi ukalalık yapmayayım ama bu asalet ünvanlarının derebeylikle bir ilgisi yoktur. Bunlar komünal toplumun tamamen kendi iç hiyerarşisinin göstergeleridir. Herhangi bir derebeylik mülkiyetine dayanmazlar, hatta hiyerarşileri bile derebeylik toplumunun hiyerarşisinden son derece farklıdır ve komünal toplulukların bir özelliği olarak oldukça eşitlikçidir.

Dersim halkının “seçtiği” iddia edilen Cumhuriyetin kendisi ise gerçek anlamda derebeylerine dayanmaktaydı. Doğu’daki derebeylerin ve büyük toprak sahiplerinin büyük kısmı cumhuriyet devletinin ana dayanaklarından biriydi. Daha sonra DP’nin dayanağı haline gelecek Çukurova’daki ve Ege’deki görece kapitalist işletmeciliğe yakın derebeyleri de keza cumhuriyetin önemli dayanağıydılar. Yani cumhuriyetin giyotini, bu derebeylerine ve güçlerini onlardan alan iktidar “derebeylerine” ve haydutlarına dayanarak işletilmişti Dersim halkının ensesinde.

Özdemir İnce’nin yaklaşımı, “Cumhuriyeti korumak adına” Vandeé köylülerini katleden ve aşağıdaki sözleri sarf ederek tarihe geçen, Jakobenlerin gaddar Generali François Joseph Westermann’ınkinden çok farklı değil:

“Artık Vandée diye bir yer yok, sevgili yurttaşlarım. Kılıçlarımızla kadın çocuk demeden yok ettim, Savenay bataklıklarına ve ormanlarına gömdüm onları. Emriniz üzerine, çocuklar bile atlarımızın nalları altında ezildi, kadınlar artık geleceğin askerlerini doğuramayacak, çünkü katledildiler. Sokaklar ceset dolu, kimi yerlerde cesetlerden piramitler oluşmuş bulunuyor. Savenay’da kitlesel olarak kurşuna dizdik esirleri, çünkü isyancılar sürekli teslim olmakta ve kimseyi esir alacak durumda değiliz. Onlara özgürlüğün ekmeğini vermeye hiç de niyetli değiliz. Devrimin acıması yoktur.”

Umarım Özdemir İnce de tarihe bu fiyaskosuyla geçmez.

■■■

Son zamanlarda yazdığım yazıların kişilere yönelik yazılar olması, bazı arkadaşlar tarafından, Sitedeki “Küçük beyinler kişileri, orta beyinler olayları, büyük beyinler fikirleri tartışır” mottosuna aykırı hareket eittiğim gerekçesiyle eleştirildi. Oysa benim, adları geçen kişilerle hiçbir sorunum yok ve zaten ben o yazılarda kişileri tartışmıyorum. Kişilerden yola çıkarak fikirleri ve yönelimleri tartışıyorum, bu yazıda olduğu gibi. Fikirleri kişiler ifade ettiği için onları söz konusu etmek kaçınılmaz oluyor.

Yazılarımı sansasyonel gazeteci üslubuyla iktibas eden OdaTV ve oraya yorum yazan çoğu ulusalcı yorumcu da belki benim karşı oldukları kişilerle uğraştığımı düşünerek ellerini oğuşturuyorlar ama hatırlatayım ki, ulusalcı zırvalamalarına devam ettiklerine göre bir gün sıra onlara da gelecektir.

 

Gün Zileli

29.09.10

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI