Üç Diktatörlük Türü…

Günümüzde olsun, tarihte olsun, saf haliyle bilinen üç diktatörlük türü vardır: İdeolojik diktatörlük; siyasi diktatörlük; ekonomik diktatörlük. Gerçek hayatta bunları saf halleriyle de bulmak mümkündür ama karma biçimleri de bir haylidir: Yarı ideolojik-yarı siyasi diktatörlükler; yarı siyasi-yarı ekonomik diktatörlükler gibi.

İdeolojik diktatörlüklerde, ideolojik alan (ya da elit) siyasi ve ekonomik alanı güdümler; siyasi diktatörlüklerde, siyasi alan (ya da elit) ideolojik ve ekonomik alanı güdümler; ekonomik diktatörlüklerde ekonomik alan (ekonomik elit) ideolojik ve siyasi alanı güdümler.

Yirminci yüzyılda saf ideolojik diktatörlük olarak bilinen üç ülke vardı: Lenin’in kurduğu ve Stalin’in yürütücülüğünü yaptığı Sovyetler Birliği (Kruşçev’in iktidara gelmesiyle birlikte sistem saf ideolojik diktatörlükten yarı ideolojik-yarı siyasi diktatörlüğe doğru evrilmiştir); Nazi Almanya’sı; ve Mao zedung Çin’i (Mao’dan sonra da sistem yarı ideolojik-yarı siyasi bir diktatörlüğe evrilmiştir). Günümüzde ise, saf anlamıyla tek ideolojik diktatörlük kalmıştır: Kuzey Kore.

Siyasi diktatörlüklerin yirminci yüzyılda birçok örnekleri görülmüştür. Örneğin Portekiz’deki Salazar diktatörlüğü salt bir siyasi diktatörlüktü. Küba’daki Batista diktatörlüğü ve Şah’ın İran’ı da öyle. Ne var ki, geçmişte olsun, günümüzde olsun salt siyasi diktatörlüklerdense yarı ideolojik-yarı siyasi diktatörlüklere daha çok rastlanmaktadır. Bunun nedeni, siyasi alanın ideolojik alanı ya da tersine ideolojik alanın siyasi alanı kendine güçlü bir payanda yapma arzusudur. Örneğin Arap dünyasındaki Baas rejimleri, milliyetçi ideolojileriyle, Rusya ya da Almanya’daki gibi saf bir ideolojik diktatörlük kurmak istemişlerdir ama ideolojilerinin gücü buna yetmemiş, bu yüzden siyasi alanı kendilerine dayanak yapmak için diktatörlüklerini karma hale getirmek zorunda kalmışlardır. Keza bugün İran’daki diktatörlük de salt bir ideolojik diktatörlük olma arzusuna rağmen bunu başaramamış, ister istemez siyasi alanı bu diktatörlüğe ortak etmek zorunda kalmıştır. Bunun tersine, siyasi diktatörlük arzusu ağır bastığı halde yarı ideolojik-yarı siyasi nitelikli diktatörlükler de vardır. Örneğin Latin Amerika’da 1960’lı ve 1970’li yıllarda hüküm süren kimi askeri diktatörlükler böyledir. Bunlar esasen siyasi diktatörlük yönelimi içinde olmalarına rağmen, rejimlerine payanda olması için bir takım yarı-faşist ya da falanjist ideolojileri kendilerine payanda yapmış, böylece yarı ideolojik-yarı siyasi diktatörlük biçimlerine bürünebilmişlerdir.

Bir kısım diktatörlükler de, bugün Türkiye’de olduğu gibi yarı ekonomik-yarı siyasi diktatörlüklerdir. Bu tür diktatörlüklerde iktidar alanı siyasi güçlerle ekonomik güçler arasında paylaşılmış ve ortak yürütülen bir diktatörlük ortaya çıkmıştır. Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşundan 1940 yılına kadar yarı ideolojik-yarı siyasi bir diktatörlüktü. Milli şef yönetimiyle birlikte ideolojik alan üst belirleyici olmaktan çıktı. Böylece 1940-50 arası, Milli Şef yönetiminde bir siyasi diktatörlük olarak yürüdü. 1950’de diktatörlüğün niteliği bir kez daha değişti ve Türkiye’de o günden sonra bir siyasi-ekonomik diktatörlük hüküm sürdü, bugüne kadar. Elbette iktidar bu iki alan tarafından paylaşıldığından bazen birinin, bazen diğerinin ağır bastığı dönemler olmaktadır ama rejimin temeldeki karma karakteri değişmemektedir. Bugünkü Rusya da Türkiye gibi yarı siyasi-yarı ekonomik bir diktatörlük olarak görülebilir.

Salt ekonomik diktatörlükler esasen Avrupa’daki ülkelerde hüküm sürmektedir. Keza ABD de saf anlamıyla bir ekonomik diktatörlüktür. İdeolojik ve siyasi alan tamamen ekonomik alanın yönlendiriciliği altındadır. Ekonomik diktatörlüğün yönetim biçimi parlamenter “demokrasi”dir.

Gün Zileli

27 Eylül 2010

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI