12 Eylül, referandum, boykot, anarşistler (TY, 17.08.10)

12 eylül’ de anarşistler ne yapacak?

– “Hiçbir şey” cevabı çok da sürpriz bir cevap olmaz sanıyorum. Bir şeyler yapmak da pek zaruri değil belki de. Ancak anarşistlerin bu tür konular üzerine bir eylem planının olmamasını alışıldık bir durum olarak karşılamak, üzerine düşünülmesi gereken bir konu olabilir…

Anarşistlerin referandumda oy kullanmayacakları aşikar. Bunun her anarşist için farklı nedenleri olabilir, olmalıdır. Anarşistler en hızlı kendi kuyusunu kazar, bunu da yaratıcı olamayarak, çeşitliliğini körelterek yapar. Kendisine “ideoloji” denmesini engelleyecek kadar içinde çeşitlilik barındıran bir hareket için ironik bir suçlama bu, ancak “reel siyaset” meselelerine “sistem içi” denilerek ortak bir yadsıma algısı oluşturmak anarşizmi sığlığa ve eylemsizliğe çekmekten başka bir işe yaramıyor. Neyi destekleyip neyi desteklemeyeceğimiz bu kadar net olunca anarşizm kolay bir yadsımacılığa dönüyor. Bir anarşist referandumda neden oy kullansın ki? Evet kullanmamalı. Peki neden oy kullanmamalı?

Anarşistler referandumda neden oy kullanmıyor?

Konuyu fazla uzatmak istemeyen birisi; “çünkü anarşist olduğumuz için” diyebilir, çok da haklıdır. Böyle bir cevaba karşı çıkılacağını zannetmiyorum. Ancak bu tür sorulara ne kadar kolay cevap verirsek eylemsizlik halimiz o kadar artıyor. Anarşizm gibi çetrefilli bir yolu seçmiş olan birisinin aklı hep karışık olmalıdır. Bulunduğu ortamlarda, girdiği ilişkilerde, yaratmaya çalıştığı tahakkümsüz ortamlar üzerine düşünen, bu tür denemelerin zorluklarıyla karşı karşıya kalan ve bunları çözmeye çalışan bir bireyin bütün hayatı “siyah ve beyaz” ,”sistem ve sistem dışı” veya “beni ilgilendiren şeyler-beni ilgilendirmeyen şeyler” olarak görmesi benliği ile galip çıkamayacağı büyük bir savaş içine girmesi demektir. Bu da düşülen durumda “eylem” gibi sosyal bir aktivitenin imkansızlığı anlamına gelir.

Fikirlerin onları üreten kişiler üzerinde farklı etkileri olabilir. Mesala bir karşı çıkış fikri doğrudan eylem ile sonuçlandırılmadan bir anlam ifade etmez ama aynı mesele için entellektüel meşruluk kazandırılmış bir cevap ile vicdanımızı rahatlatan ve eylem gerektirmeyen karşı çıkış fikirleri de yaratabiliriz. Benim üzerimde “aktif” ve “pasif” etkileri olan referanduma karşı çıkış nedenlerimi sıralayacağım: (aynı nedenlerin başka insanlarda farklı etkiler yaratacağına eminim)

1) Kime (neye) oy verirsem vereyim “ben” kaybedeceğim. (aktif-pasif)

2) Sisteminizi, kurallarınızı tanımıyorum, Sizin dünyanızı kabul etmiyorum! (pasif)

3) 70 milyonluk bir ülkede her biri farklı karakteristik özelliklere sahip olması gereken 50 milyon “seçmenin” evet ve hayır demesi için ayrıştırılmasına, kategorize edilmesine ve kamplaştırılmasına karşı çıkıyorum! (aktif)

4) Hava çok sıcak, deniz çok güzel, sizinle mi uğraşıcam layyn! (pasif)

5) Hayatımı ve çevremdekileri bu kadar kolay yönlendirebilecek güce sahip olmanıza karşı çıkıyorum ve sizi güçlendirecek her türlü eylemden kaçınıyorum! (aktif-pasif)

6) Elinizi görüyorum, rest çekiyorum size savaş açıyorum! (aktif-pasif)

Boykot mu kayıtsızlık mı?

Anarşistler bu referandumu boykot mu etmeli, yoksa kayıtsız mı kalmalı?

– “Kim ne istiyorsa onu yapmalı”. Pek doğru. (pasif) Boykot edenler de, kayıtsız kalanlar da aynı şeyi yapacak (yapmayacak). Sandığa gidilmeyecek.

Ancak “boykot” kendi başına bir eylemdir. Bir fikirden çok eylem şeklidir. Yani boykot benim için yukarıda da yazdığım: “70 milyonluk bir ülkede her biri farklı karakteristik özelliklere sahip olması gereken 50 milyon “seçmenin” evet ve hayır demesi için ayrıştırılmasına, kategorize edilmesine ve kamplaştırılmasına karşı çıkıyorum!” fikrinin doğal bir sonucudur, kayıtsız kalmak durumunu ise; “Hava çok sıcak, deniz çok güzel, sizinle mi uğraşıcam layyn!” ile bağdaştırabilirim. Bu iki tavır da birbirinden daha değerli değildir. Ancak yapısal olarak birbirinden tamamen farklıdır. Ve ben çeşitliliğin peşindeyim.

BDP ve boykot kararı

BDP reel siyaset kulvarında varolmaya çalışan bir parti. Böyle bir partinin (kimi temsil ediyor olursa olsun) boykot gibi sistem dışı bir karar alması şaşırtıcı. Evet ve Hayır dayatmasının dışına çıkıp bunun üzerine bu dayatmaya karşı çıkmak mecliste kendini temsil eden bir partiden beklenmeyecek bir tavır. Öyle ki bu karar, sol partiler ve örgütler dahil bütün çevrelerden büyük tepki topladı. Bu karar ile ( kendi “tabanını” dahi tam olarak ikna edemeyerek) BDP’ nin neyi amaçladığına baktığımızda karşımıza “halkın anayasası” cevabı çıkıyor. Yani anlıyoruz ki konu; “ya evet dersin ya da hayır” dayatmasına bütünlüklü (total) bir karşı çıkış değil. “Biz bunu sevmedik daha güzelini beraber yapalım, hayat bayram olsun..” çıkışı. BDP’ nin teklif ettiği “Halkın anayasası” ndaki temel istekleri bir kaç maddede toplayabiliriz:

1) Darbecilerin (kesin olarak) yargılanması.

2) Kürt halkına özerk haklarının verilmesi (dil, eğitim vs..)

3) Hukuk devletinin önün açılması ( anarşistlerin kurgulayabileceği en büyük distopia olabilir)

4) % 10 olan seçim barajının düşürülmesi. ( beni yeme onu ye)

“Boykot” u yukarıda bir fikirden çok eylem şekli olduğunu söylemiştim. Ancak BDP’ nin boykot kararının içeriğine baktığımızda boykot bireyi pasifize eden bir fikirden öteye geçemiyor. “İlerleyemeyen sistemi sistem dışı bir karşı çıkışla iyileştirmek, önünü açmak.”

Anarşistlerin referandumu boykot etme nedenleri ile BDP’ nin öne sürdüğü nedenlerin bağdaşmayacağı kesin. Bir şeye aynı yöntem ile karşı çıkmak iki tarafı benzeştirmez mi? Karşı çıkmanın nedenleri farklı ise hayır. (bu noktada faşistlerin ve anti-fa’ nın şiddet eylemleri ile birbirine benzeştiği örneği verilebilir. bu danışıklı dövüş halini almış “faşist”, “anti faşist” çatışması farklı bir yazının konusu)

Ne yapabiliriz?

Referandum konusu yaşadığımız topraklardaki gündemi bütün “ihtişamı” ile işgal ettiği için ve bu tür “gündem” belirleyici konuların genellikle kendisini bir tür parodiye dönüştürdüğünü bildiğimizden, bizlerin yapacağı “yerel eylemler”, mahalle örgütlenmeleri, veya 12 eylül’ de yapılacak bayraklı bir boykot yürüyüşü böyle bir vaka karşısında etkisiz ve anlamsız kalacaktır.

Benim düşündüğüm eylem şekli referanduma “yakışır” büyüklükte ve komiklikte bir eylem. Yapılacak billboard ve afiş tasarımlarını (“iç-mihrak”a selam) hem korsan olarak duvarlara yapıştırmak hem de (daha önemlisi) bir fon oluşturarak şehir merkezlerinin göbeğine büyük (gerçekten büyük) billboardlar ile sergilemektir. “Gösteri toplumu” gösteri istiyorsa, onlara istediklerini verebiliriz. Bir diğer fikir de 12 eylül’ de sandığa palyaço kıyafetleriyle gidip (çok mu tematik oldu?) veya takım elbiselerle (milletvekili) kendi hazırladığımız oy pusulaları ( “evet-hayır-bir siktir git çay koy” gibi) ile oy vermek veya oy verilecek binaların önünde bu pusulaları seçmenlere dağıtmak olabilir. “Karşı çıkma” refleksinin yarattığı çatık kaş muhalefetini “hayat bir gösteri, referandum bir oyun, hayat devam edecek ve sen kaybedeceksin [ve bu komik]” tavrı ile aşıp büyük düşünerek (şehir merkezlerine billboard astırmak) pireyi deve yapanlara sevdikleri “oyunu” duvarın diğer tarafından anlatabiliriz. Birçok fikir üretilebilir. Bu konunun tartışmaya açılması ve birkaç kişinin “aslında olabilir” demesi benim için önemlidir.

Ne dersiniz tüm bunlar için çok mu geç kaldık?

T.Y

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI