Anayasa Oylaması… Hepsi aynı Kapıya Çıkar!

Güncel siyasi konularda kalem oynatmanın pek bana göre bir iş olmadığının bilincindeyim. Bırakın yazmayı, bu konularda günlük medyada yazılan ve söylenenleri izlemek bile gelmez içimden. Halkın kaderinden mi koptum? Birileri böyle eleştirebilirler beni. Görünürde pek de haksız olmazlar. “Adam çekilmiş sırça köşküne, halkın geleceğini ilgilendiren konulara sırtını dönmüş” diyenleri duyar gibiyim. Evet ama ya bu tutumum halkın geleceğine kayıtsızlıktan değil de, bu geleceğe ilişkin fazlasıyla kaygılanmaktan kaynaklanıyorsa…

Açmaya çalışayım. 12 Eylül’de bir Anayasa referandumu yapılacak. İki alternatif var: Evet ve hayır. İçinden ne evet, ne de hayır demek gelmeyenler ise boykot alternatifini ileri sürüyorlar. İşin kötü tarafı, ben boykotçu da değilim. Çünkü boykot demenin bile oynanan oyuna bir tarafından katılmak anlamına geleceği gibi sert bir tutumum var. O halde ne diyorsun kardeşim?

Bir şey demiyorum. Bir şey demek içimden gelmiyor. Çünkü bütün “alternatiflerin” aynı kapıya çıktığını düşünüyorum. İster evet deyin, ister hayır, isterse boykot çağrısı yapın, bunların hepsi, halkı gerçek bir kurtuluş yolu bulmaktan uzaklaştırmaya yarıyor. Bana en doğrusu, bütün alternatiflere kulakları tıkamak, sırtını dönmek ve bu olaydan mümkün olduğunca uzak durmak gibi geliyor. Bu anlamda benim böyle bir yazı yazmam bile yanlış aslında.

Nedir Anayasa? Halkı yönetecekleri bağlayan kurallar dizisi. Sanki halkın haklarını da saptayan kurallar söz konusuymuş gibi gözükür ama bu da bir aldatmacadır. Halkın bir Anayasal düzende hiçbir gerçek hakkı yoktur. Parlak sözlere kulak asmayın. Anayasalar, temelde, yönetilenlerin nasıl yönetileceğini belirler. Ek olarak da halkı yöneten egemen kliklerin aralarındaki ilişkileri düzenler. Halk neden, kendisinin nasıl yönetileceği ve aynı zamanda kendisini yöneteceklerin aralarındaki ilişkilerin nasıl olacağı konusunda bir karar versin, bir tercihte bulunsun ki. Bu, beni şöyle dövün, döverken kamçı değil, sopa kullanın, beni daha az ya da insaflı sömürün, ayrıca beni dövenler ve sömürenler olarak şu klik şu haklara sahip olsun, diğeri de yöneticilik işine şu şekilde katılsın demekten farksızdır. Halk için önemli olan dövülmemek ve sömürülmemektir. Bunun yolu da yönetilmeyi ve tepesindeki yönetici sultaları, egemenleri ve onların egemenliklerini reddetmektir. Yani bunun gerçek yolu, Anayasa denen şeyi reddetmektir. “Anayasaya hayır” diye bir slogan atacağım ama bu günkü “hayır”cılarla karıştırılırım diye korkuyorum.

Evet diyenler neye evet diyor? Onlara göre, 12 Eylül Anayasası değiştiriliyor, hadi o kadarına kimse inanmıyorsa 12 Eylül Anayasası tadil ediliyor diyelim. Evet ama 12 Eylül Anayasası tadil edilip de ne olacak? Daha “sivil” maddeler getiriliyormuş. Evet ama neden beni “daha sivil”lerin dövmesini ya da sömürmesini isteyeyim ki?

Hayır diyenler neye hayır diyor? Hayırcılar biraz daha karışık. Bunların bir kısmı düpedüz 12 Eylül Anayasası’nın değişmesini istemedikleri için hayır diyor. Örneğin aşırı sağcılar ve MHP bu yüzden hayırcı. CHP de bir bakıma öyle. Öte yandan, 12 Eylül Anayasası’nın yeterince değişmediğini düşündüğü için hayırcı olanlar da var. Bunlar daha çok ulusalcı solcular ya da sol eğilimli başka gruplar gibi görünüyor. Tamam ama bu hayırcılar da, hayırcılıklarıyla sanki 12 Eylül Anayasası’nı savunuyor veya asker vesayetinin devamından yanaymışlar gibi bir pozisyona düşmüyorlar mı? Zaten AKP’nin onları köşeye sıkıştırdığı nokta da bu.

Boykotçular daha tutarlı gibi görünüyor bu durumda. Ne var ki, onlar da neden boykotçu olduklarını yeterince açıklayamıyorlar. Hazırlanan yeni Anayasayı yetersiz gördükleri için mi boykot diyorlar, yoksa benim yukarda açıkladığım daha radikal ve oyunun tamamen dışında olmak istedikleri için mi, bu tam net değil. Sanki, bir yandan yeni taslağı yetersiz buldukları, bir yandan da 12 Eylülcülerle ve ulusalcı solcularla aynı yere düşmek istemedikleri için boykot diyor gibiler. Sanki çok daha “demokratik” bir anayasa önerisi gelseydi veya 12 Eylül Anayasasını tadil eden değil de, çok daha sivil bir tasarı hazırlansaydı evetçilere katılacaklarmış gibi bir halleri var. Yani Anayasa denen yönetici kurallarını toptan ve kökten reddetmiyorlarmış gibi geliyor bana.

Kısaca belirteyim: Evet de deseniz, hayır da deseniz, boykot da deseniz, hepsi, Anayasal yönetim kurallarını kabul ettikleri için aynı kapıya çıkar. Bu kapı, üst kattaki yöneticinin kapısıdır. Biz alt kattakilerin ise binayı toptan yıkmaktan başka bir kurtuluş yolumuz yok. Elbette, geçmişteki devrimlerde olduğu gibi binanın üstümüze yıkılmamasına dikkat etmek ve ne yönetenin ne de yönetilenin olduğu yeni bir bina yapma konusunda net fikirlere sahip olmak koşuluyla.

Gün Zileli

6 Ağustos 2010

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI