SSCB, KOMİNTERN, TKP, KEMALİST REJİM – IX

1980 sonrası solun durumunu rekompozisyon dönemi olarak özetleyebiliriz. Sol örgütlerin kendi “kitleleri” üzerindeki otoriteleri büyük ölçüde yıkılmıştır. Dolayısıyla örgütlerin oluşturduğu kapalı devre okuma dönemi sona ermiş ve sol örgütlerin militanları farklı okuma kaynaklarına ulaşmaya başlamışlardır. 12 Eylül öncesi dönemde tukaka edilen akımlar yeni bir ilgi odağı olmuştur. Bunların başında Troçkizm gelmektedir. Troçkizm, 1980’lere kadar Türkiye solunda bir karalama sözcüğü, bir küfürdü adeta. Solun iflasıyla birlikte, militanların kafasında “acaba” sorusu peydah olmuş ve bu soru onları, Leninist-Stalinist geleneğin dışındaki başka kaynaklara yöneltmiştir. Stalin eleştirilmeye başlamış, bu da doğal olarak Troçki’yi daha sempatik görmeyi getirmiştir kimi militanların kafasında. Bu dönemde parlayan iki akım daha vardı: Feminizm ve anarşizm. Erkek egemen sol örgütlerde yardımcı rollerin ötesinde herhangi bir görev verilmeyen çok sayıda kadın militan 1980 sonrasında feminizme yönelmiş ve feminizm bu dönemin radikal çevrelerdeki yıldızı haline gelmiştir. Keza, kötü bir sapma olarak kınanan anarşizm de radikal çevrelerde revaç bulmaya ve özellikle gençlerden taraftar toplamaya başlamıştır. Sol örgütler, genel olarak toplumda ve özel olarak solda yükselen özgürlükçü eğilimi dikkate alarak eski diktatörce yönelimlerini en azından görüntüde düzeltme çabası içine girmişlerdir. Elbette kapalı dar örgütler için söylemiyoruz bunu. Bu örgütlerin özgürlükçülüğe reaksiyonu daha da içlerine kapanmak ve örgüt içi infazları had safhaya yükseltmek olmuştur.

Soldaki gelişmeleri ve çözülmeyi teşvik eden bir diğer önemli gelişme ise Sovyetler Birliği’nin ve Çin’in dış siyasetlerindeki değişme olmuştur. Bu iki ülke de dünya çapında birbirleriyle rekabet etmekten vaz geçmiş, hatta işbirliğine gitme yoluna girmişlerdir. Bunun başlıca nedeni, her iki ülkenin de içlerine dönmek zorunda kalması olmuştur. Sovyetler Birliği, içteki ekonomik zorlukları dolayısıyla dışardaki iddialarını bir yana bırakmıştır. Çin ise, hızlı kalkınma yolunu seçerek dünya devrimine önderlik etme iddiasını bir yana bırakmıştır. İki ülkenin bu yönelimleri, tüm umutlarını bu ülkelerin desteğine bağlamış komünist partilerinde büyük bir çözülmeye yol açmıştır. Maocu partilerin bir kısmı Maoculuktan vazgeçip başka yollar aramaya girişmiş (örneğin İP), Moskovacı partiler de ya da sosyal demokrasiye dönüşmüş ya da kendilerini dağıtmışlardır (örneğin TKP). Uzun yıllar boyu Sovyetler Birliği’nin maddi ve manevi desteğine bel bağlayarak yaşayan TKP, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte kendini dağıtmıştır. İP ise nasyonal sosyalizme ve Türk devletinin desteğine ağırlık vermiştir.

12 Eylül’le birlikte büyük bir yıkıma uğrayan sol, bu dağılmalar ve yeniden şekillenmeler ortamı içinde yeniden birleşme denemelerine de girmiştir. Kuruçeşme toplantıları diye bilinen bu süreçten, sadece ÖDP adlı reformist bir parti çıkabilmiştir. ÖDP başlangıçta birleşik sol izlenimi vermiş ve kısa süreli bir coşku yaratabilmişse de, solun klikçi alışkanlıkları bir süre sonra ağır basmış ve bu parti bir kliğin  aleti haline gelmiştir.

1990’lardan itibaren, özellikle 2000’li yıllarda solda birlik eğilimi, yerini eski klikler çerçevesinde ağırlıklı olarak legal ve tali olarak da illegal parti ve örgütler kurmaya bırakmıştır. Bugün bir düzineden fazla, sosyalist isimli sol parti vardır, bir o kadar ve hatta daha fazla da legal olmayan örgüt ya da legal olanaklardan yararlanan, platform vb. adını alan küçük yuvarcıklar.

Türkiye solu bu ufalanma ve siyasetsizlik ortamında Türkiye’nin siyasal ve hatta toplumsal ufkundan yok olma sürecine girmiştir. Türkiye siyaseti ortamında kapışan Ergenekoncu-ulusalcı ve Fetullahçı-liberal kanatların himayesine girme eğilimi solu da bir başka biçimde bir kere daha bölmüştür. Bu gün solcuların bir kısmı ulusalcı cephede yer almakta, bir kısmı da liberalizmin destekçiliğini yapmaktadır. Bu, klasik solun, eski kuyrukçu anlayışlarıyla artık bölünmenin de ötesinde erime sürecine girdiğini gösteriyor. En katı illegal örgütler bile bunun dışında değildir.

Yeryüzündeki her şey eriyor ve hatta buharlaşıyor. Yüz yıllık Türkiye solu da buharlaşmakta.

Bu, yeni bir devrimci sürecin başlangıcına işaret eder aynı zamanda.

Gün Zileli

28 Mayıs 2010

Özgür Üniversite/İstanbul

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI