Gün Zileli’nin Stalinizm-Bir İdeolojinin İflası adlı yeni kitabı üzerine söyleşi (Ahmet Külsoy, Sabah Gazetesi – Kitap Eki, 17.03.2010)

Ahmet Külsoy’la yapılmış bu röportaj, 17 Mart 2010 tarihli Sabah gazetesinin Kitap Eki’nde, -eksik ve kesilimiş haliyle- başka bir başlıkla,  ‘Farklı Bir Stalin Portresi’ başlığıyla yayınlanmıştır.

Özgün Başlığı ile tüm röportajı yayınlıyoruz..

A.K.: Özgür Üniversite Yayınlarından Şubat ayında çıkan yeni kitabını okudum. Neden böyle bir kitap yazmayı gerekli gördün? Stalinizm, bugün acil bir sorun mu?

G.Z.: Acil sorunlar üzerine kitap yazma zorunluluğunu duymam. Hatta genellikle acil olmayan ama temelde önemli gördüğüm konularda yazmayı tercih ederim. “Acil”likten ne anlıyoruz, orası da ayrı bir konu gerçi. Aktüelliği anlıyorsak aktüellikten uzak birisiyim. Öte yandan, Stalinizmin solun her zaman gündeminde olduğunu düşünürüm.

A.K.: Yani solun bu meselede berrak olmadığını mı  düşünüyorsun?

G.Z.: Bir gelenek var. Bu aşılamıyor. Sol bu konuyu derinlemesine irdelemiş değil. Stalinizm bir ölü kalıt olarak, ölü ağırlık olarak duruyor solun bünyesinde. Stalin’i savunan sol da Stalin’i iyi bilerek savunuyor değil. Kısaca ifade edecek olursak ezberi şöyle: Madem bu bizim geleneğimiz ve madem burjuvazi Stalinizme saldırıyor o halde onu gelenek olarak savunmak durumundayız. Oysa bilmiyoırlar ki, burjuvazi Stalin’e onu en çürük nokta gördüğü için saldırıyor. Rastladığım Stalin savunucularına Stalin’in dünyadaki en büyük komünist katili olduğunu söylediğim zaman önce şaşırıyorlar, sonra da inkâr yoluna gidiyorlar. Çünkü hiçbir şey bilmiyorlar bu konuda.

A.K.: Doğru mu bu?

G.Z: Stalin’in en büyük komünist katili olduğu mu? Doğru elbette. Hitler’in, Mussolini’nin ve dünya yüzündeki tüm faşist rejimlerin öldürdüğü komünistlerin sayısını toplasanız Stalin’in öldürdüğü komünistlerin sayısına yetişemez. Anarşistleri ve diğer muhalifleri katmıyorum bile. Ama bunlar bilinmiyor. Bilinmeyen çok şey var.

A.K.: Mesela neler?

G.Z.: Şu anda çevirdiğim bir kitap var. Adı Jan Valtin’in Karanlığın Ötesinde kitabında da geçen Alman komünisti Heinz Neumann’ın karısı Margaret Buber Neumann’ın anıları: Under Two Dictators-Prisoner of Stalin and Hitler. Aynı yazarın Türkçede daha önce yayınlanmış bir kitabı daha var. Kafka’nın sevgilisi Milena’yı anlattığı kitabı. Ona, Nazi toplama kampı Ravensbrück’te rastlamış ve yakın arkadaş olmuş. Margaret Buber, kocası Heinz Neumann’la birlikte, 1936 yılında Rusya’ya sığınıyor. Kocası iki yıl sonra tutuklanıp GPU tarafından öldürülüyor. Margaret altı ay sonra tutuklanıyor ve Kazakistan’daki Karaganda toplama kampında tutuluyor. 1940 yılında da, diğer üç yüz Alman komünistiyle birlikte GPU tarafından, Brest-Litovsk köprüsü üzerinden, Polonya’nın o bölgesini işgali altında tutan Alman Nazilerine, Gestapo’ya teslim ediliyor, Hitler-Stalin anlaşmasının gizli bir maddesinin gereği olarak. Ravensbrück toplama kampında beş yıl tutuklu kalıyor. Mesela bir Vasili Blokhin var. Stalin’den 1941 yılında Kızıl Bayrak nişanı almış bir Sovyet generali. Adamın marifeti ne biliyor musun? Gecede üç yüz kişiyi tek başına infaz edebilmesi. Ve her gece yerine getiriyor bu görevi. Adam, aynı kasaplar gibi muşamba önlük giyerek girermiş, kırmızıya boyalı, “Leninist oda” adı verilmiş infaz odasına. Polonya ordusunun 7 bin subayının öldürüldüğü Katyin ormanları katliamda da aynı “üretim rakamlarını” zorlamış. Demek Stakhanovizm bu alanda da geçerliymiş.

A.K.: Ama gördüğüm kadarıyla, kitabında bu tür olaylardan çok, daha teorik konular üzerinde durmuşsun. Üretici güçler teorisi gibi…

G.Z.: Evet öyle. Çünkü temelde bir teori yatıyor. Stalinizm diyorum ama Stalinist olmayanlar, hatta muhalif komünistler ve Troçkistler de bu teorinin etkisi altında. Marx’tan kaynaklanan ilerlemeci paradigmanın acı bir sonucu Stalinizm. Elbette Marx’ı, hatta Lenin’i de Stalin’den tefrik etmek gerekir. Marx, böyle cehennemi bir diktatörlüğü tahayyül bile edemezdi. Lenin döneminde, gelecekteki rejimin adım sesleri duyulabiliyordu ama buna rağmen Lenin de tahayyül edemezdi bu kadarını. Örneğin tüm mücadele arkadaşlarının uydurma itiraflarla ölüme gönderileceğini. Lenin döneminde tek parti diktatörlüğü vardı ve bu kötüydü ama en azından Bolşevik Parti üyeleri tevkifat korkusu olmadan tartışabiliyorlardı. Stalin döneminde bu da sona erdi ve herkes birbirinden korkar hale geldi. En büyük tehlike öncelikle partililer için söz konusuydu. Her an tutuklanabilir ve öbür dünyayı boylayabilirdiniz. En üst yöneticiden en sıradan üyeye kadar herkes her an yaşıyordu bu korkuyu.

A.K.: Ama yine gedik rejimin pratik işleyişine. Üretici güçler teorisiyle bağlantısı  ne bütün bu olanların?

G.Z.: Bağlantısı şu: Parti önüne bir hedef koyuyor. Sosyalizmin tek ülkede zafere ulaşabilmesi için Sovyetler Birliği’nin hızla sanayileşmesi gerekiyor. Hem de çok kısa süre içinde. Bu nasıl sağlanabilir? İç sömürge güçlerinin zorla bu işe sürülmesi ve emekçilerin azami ölçüde sömürülmesiyle. İşçiler ölümüne çalıştırılacak; köylülük yok edilecek ve şehirlere sürülerek ya da olduğu yerde devlet tarım işçisi olarak işe sürülecek; periferi halklar keza bir iç sömürge siyasetiyle en zor işlere sevk edilecek; uzaktaki ormanlar ve altın madenleri için tutuklulardan oluşan köle-işçiler seferber edilecek: bütün bunlara itiraz edebilecek muhalifler, eski Bolşevikler ve hata Stalinist bürokrasinin içindeki “bu kadarı da fazla” diyen ya da dediğinden kuşkulanılan unsurlar temizlenecek… İşte üretici güçler teorisinin vardığı nokta bu…

A.K.: Sen de gençliğinde Stalin’i savunduğunu anlatıyorsun yazdığın önsözde…

G.Z.: Genç radikallerin yürekleri ne kadar büyük olursa olsun vizyonları çok dardır, ezbercidirler, kolay çözümler onlara çok cazip gelir ve şefler de bunu azami ölçüde sömürürler. Ben de o gençlerden biriydim. Ama genç radikal vicdanlıdır da. Eğer gerçeği görürse, önündeki perdeyi yırtıp atabilirse, dogmatik ezberlerden kendini kurtarabilirse, gördüğü manzara karşısında elbette vicdanı kanayacak ve uyanacaktır. Ben bunu umuyorum, kitabı yazarken bana güç veren bu umuttu.

A.K.: Umarım umudun boşa çıkmaz…

G.Z.: Umarım umudumun boşa çıkmaması yönündeki umudun boşa çıkmaz…

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI