Devrimi Yeniden Düşünmek – II

Fransız Devrimi / 1848 Devrimi / Paris Komünü

Modern devrim tarihinin başlangıcını Fransız Devrimi oluşturur. Birincisi, Fransız devrimi, egemen sisteme karşı sömürülenlerin ayağa kalkışı olduğu için devrimdir. İkincisi, ayağa kalkan Paris yoksulları, salt ayaklanmakla kalmamış, aynı zamanda eşitlik ve özgürlüğü hedefleyen bir gelecek toplum projesini de genel hatlarıyla ortaya koyabilmişlerdir. Evet, belki bu hedef çok netleşmiş değildir ama yine de eski toplumsal düzene karşı bir alternatif toplum özleminin göstergesidir. Ezilen ve sömürülen Paris yoksulları ve devrimi başlangıçta destekleyen Fransa’nın yoksul köylüleri, ayağa kalkarken, daha sonra liberal teorisyenlerin ve hatta Marx’ın teorize ettiği gibi salt bir ilerleme özlemiyle hareket etmemişlerdir. Onları harekete geçiren başlıca etken. Krallık ve aristokrasinin hakimiyetiyle birlikte, kendilerini sömüren kapitalist sistemi de yıkma güdüsüdür. Elbette bunun tam bilincinde değillerdi, daha doğrusu kapitalizme karşı mücadele ayaklanan kitlelerin kafasında net değildi. Bu yüzden, devrim sırasında ancak yiyecek fiyatlarının dondurulmasını talep etmeyi akıl edebildiler.

Fransız devrimi, daha sonra ilerlemeci modernistlerin ve Marksistlerin ileri sürdüğü gibi bir burjuva devrimi değildi. Ayaklanan kitleler, aristokrasiyle birlikte, bu sınıfla şimdiden iç içe geçmiş yeni zenginler sınıfının (burjuvazinin) de tasfiyesini istiyordu. Onlar yeni ve modern bir kapitalist düzen değil, adil ve eşitlikçi bir toplum istiyorlardı.

Fransız devrimine burjuva devrimi yakıştırması yapılmasının en önemli nedeni, burjuvazinin temsilcilerinin, halk ayaklanmasından yararlanarak ulusal mecliste çoğunluğu ele geçirmesi ve giderek, devrilen krallığın yerine kurulmuş cumhuriyet yönetiminin merkezi organlarına hakim olmasıdır. Evet ama sadece devrimin yetersizliğinin sonucudur bu, yoksa başarısının değil.

Fransız devriminin bir burjuva devrimi olmadığının en iyi kanıtı, burjuvazinin en radikal ve en sertlik yanlısı temsilcileri olan Jakobenlerle alttan gelen devrimci dalganın temsilcisi Enragée (Öfkeliler) ve Hebertistlerin sonunda karşı karşıya gelmeleri ve Jakobenlerin, kendi egemenliklerini korumak için aşağıdan gelen devrimci halk kesimi dalgasının temsilcisi durumundaki bu kesimleri giyotine yollamalarıdır. Gerçi daha sonra Jakobenler de burjuvazinin daha istikrar isteyen kesimleri (Jirondenler) tarafından giyotine yollanmıştır ama Jakobenler halk devrimini ezmekte burjuvazinin kılıcı rolünü oynadıktan sonra olmuştur bu.

Fransız devrimi, hiçbir partinin ya da siyasi kliğin planlamasıyla olmamıştır. Aşağıdan, kendiliğinden halk ayaklanmasının ürünü olarak gerçekleşmiş, burjuva Jakoben hizbinin yönettiği Milli Selamet Komitesi hükümeti tarafından yürütülen terör döneminde ezilmiştir. Bundan sonra, sertlik yanlısı Jakobenleri de giyotine yollayan burjuvazi kendi hakimiyetini kurmuştur. Bunun ardından Napolyon yönetimindeki istilacı dönem başlamıştır. Fransız devrimi, burjuvazi tarafından başlatılmamış, onun tarafından sona erdirilmiştir. Ne var ki, Fransız devriminin eşitlikçi ve özgürlükçü toplum özlemleri bütün dünyaya yayılmaya devam etmiştir.

Jakobenlerin terör döneminin nasıl bir halk düşmanı ve reaksiyoner egemenliği olduğunu gösteren en iyi örnek, Enragéelerin ve Hebertistlerin ezilmesinin ötesinde, “karşı-devrimci” bir ayaklanma olduğu bahanesiyle Vandée köylülerinin, merkezi burjuva hükümetine karşı ayaklanmalarının jenosit denecek ölçüde büyük bir katliamla bastırılmasıdır. Başlangıçta devrimi destekleyen Vandée köylüleri, Cumhuriyet hükümetinin anti-cleric müdahalelerine karşı ayaklanmışlardı. Onların zorbaca ezilmesinin devrimle de, devrimcilikle de bir ilgisi yoktu. Vandéelilere karşı girişilen katliam, gerçekten de modern çağın ilk jenosidiydi. Katliamı gerçekleştiren general François Joseph Westermann bunu tarihe geçen kendi sözleriyle açıkça ortaya koymaktadır:

“Artık Vandée diye bir yer yok, sevgili yurttaşlarım, Kılıçlarımızla kadın çocuk demeden yok ettim, Savenay bataklıklarına ve ormanlarına gömdüm onları. Emriniz üzerine, çocuklar bile atlarımızın nalları altında ezildi, kadınlar artık geleceğin askerlerini doğuramayacak, çünkü katledildiler. Sokaklar ceset dolu, kimi yerlerde cesetlerden piramitler oluşmuş bulunuyor. Savenay’da kitlesel olarak kurşuna dizdik esirleri, çünkü isyancılar sürekli teslim olmakta ve kimseyi esir alacak durumda değiliz. Onlara özgürlüğün ekmeğini vermeye hiç de niyetli değiliz. Devrimin acıması yoktur.”

Oysa acıması olmayan devrim değil, devrimi de ezen burjuvazinin generalleridir sadece.

Bundan sonra. 19. yüzyılda, tüm Avrupa ülkelerinde reaksiyoner burjuva devletleri kurulmuş, Almanya gibi ülkelerde burjuvazi kadim imparatorlukla birleşerek hükmünü sürdürmüştür. Reaksiyoner burjuvazinin ve burjuva devletlerinin baskısı ve imparatorlukların ölümcül ağırlığı Avrupa’da yeni bir devrimi mayalandırmış ve 1848 yılında tüm Avrupa çapında bir devrim patlak vermiştir. Devrim, Fransa vb. gibi ülkelerde kısa bir dönem için de olsa bir hakimiyet sağlamışsa da, artık merkezi bir güç olarak iyice pekişmiş reaksiyoner burjuva devletleri ve onların emrindeki ordular devrimi zor yoluyla ezmiş ve ardından yeni bir reaksiyon dönemi başlamıştır.

1848 devrimleri, sanıldığı gibi sadece kadim imparatorlukları değil, tüm burjuva devletlerini ve burjuvaziyi hedef alan bir aşağıdan halk ayaklanmasının, eşitlikçi ve özgürlükçü özlemlerin ifadesiydi. Dolayısıyla bir toplumsal eşitlik ve özgürlük devrimiydi ve doğrudan doğruya burjuva hakim düzeniyle karşı karşıya gelmişti.

Uzunca bir reaksiyon döneminden sonra 1871 yılında Paris Komünü devrimi patlak verdi. Avrupa’da merkezi devletler ve onların orduları iyice pekiştiğinden bu merkezi güçlere karşı bir devrim iyice zorlaşmıştı. Ancak savaş zamanları merkezi otoritenin bir başka devlete yenilmesi ya da otorite kaybına uğraması, yeni bir devrimin ortaya çıkmasına şans tanıyordu. İşte Paris komünü de böyle bir durumun ürünüdür. Fransız-Prusya savaşında Fransız merkezi devletinin zaafa uğraması Paris işçi sınıfının ayaklanarak merkezi iktidarı kovalamasını ve Paris komününü ilan ederek iki ay boyunca yaşatmasını sağlayabilmiştir. Merkezi iktidar, güçlerini ve ordusunu Versay’a çekti ve orada yeniden organize oldu; daha sonra da Paris’i kuşatma altında tutan Prusya merkezi gücüyle işbirliği yaparak Paris komünarlarını yenilgiye uğrattı ve devrimi bastırdı.

Paris komünü de tamamen çoğulcu, aşağıdan bir devrimdi. Kısa ömürlü Paris komünü sırasında hiçbir parti diğerini bastırma ve iktidarı tek başına ele geçirme yoluna gitmedi, zaten bunun koşulları da yoktu.

Ne var ki. Devrimin güçlü merkezi ordular karşısında yenilgiye uğraması, Devrimin de kendi merkezi gücünü oluşturması, hatta ordular kurması düşüncesini güçlendirme başladı. İşte Leninizm buradan doğdu.

Bunu bir dahaki seminerde. Rus devrimi bağlamında inceleyeceğiz.

Gün Zileli

25 Ekim 2009

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI