2009 GÜZ DÖNEMİ SEMİNERLERİ

Açılış Semineri

“DEVRİMİ YENİDEN DÜŞÜNMEK”

Konuşmacılar: FİKRET BAŞKAYA  / GÜN ZİLELİ

Tarih: 24 EKİM CUMARTESİ 15.00

Yer: İstanbul ÖZGÜR ÜNİVERSİTE

PROGRAM: (26 Ekim Pazartesi günü başlayacak)

Pazartesi 19.00 – 21.00

DEVRİM ÜZERİNDE YENİDEN DÜŞÜNMEK

Gün ZİLELİ

Devrim Nedir? Devrim bir iktidar fethetme yöntemi midir, yoksa derin bir toplumsal değişim midir? Marx’ın üretici güçler tanımı bir devrim projesi midir, bir modernizasyon projesi midir? Yeni bir toplumsal devrimin koşulları var mıdır?  Yeni bir toplumsal devrim hangi koşullarda gerçekleşebilir? Ulusal çapta devrimlerin şansı var mıdır? Devrim, siyasi iktidar için örgütlenmiş bir partinin mi, yoksa toplumsal değişimler yapmak üzere örgütlenmiş ve bugünden bu değişimleri gerçekleştirmeye başlamış kitlelerin eseri midir? vb. vb.

1789 Fransız Devrimi,  1848 Avrupa Devrimi, 1871 Paris Komünü, 1936 İspanya,

1956 Macar Devrimi, 1968 devrimleriyle bu sorulara yanıtlar aranacak.

Pazartesi 19.00 – 21.00

RESİM ATÖLYESİ

Haydar ÖZAY

Özgür Üniversite Resim Atölyesi, yeni öğrenci katılımlarıyla desen ve yağlı boya çalışmalarına devam edecek

Salı 19.00 – 21.00

POLİTİK İKTİSAT ve ELEŞTİRİSİ

Kurtar TANYILMAZ

Bu seminerde kapitalist bir toplumu farklı bakış açılarından analiz eden çeşitli yaklaşımların karşılaştırmalı ve eleştirel olarak ele alınması amaçlanmaktadır. Politik iktisadın bir bilim niteliğine bürünmesi kapitalizmin tarih sahnesine çıkışıyla eş zamanlıdır. Temel amacı toplumsal yaşamın insan özgürlüğü ve refahı bakımından nasıl düzenleneceği sorusuna cevap arayışıdır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de ileri sürülen iktisadi düşünceler, toplumsal sınıfların bakış açılarını, onların üretim süreci içindeki maddi menfaatlerini ifade etmektedir. Bu bakımdan “değer” kavramından hareketle geliştirilen çeşitli iktisadi düşünceleri yerli yerine oturtabilmek için hem söz konusu toplumsal sınıfların ortaya çıktıkları tarihsel bağlamı hem de onlar arasındaki güç ilişkilerini analiz etmek gereklidir. Bu seminer boyunca toplumsal değişme, değer, mülkiyet, devlet, özgürlük gibi kavramlar kapitalizmle birlikte ortaya çıkan çeşitli toplumsal sınıf ve kesimlerin (üretim araçlarının sahipleri, üretimin örgütlenmesi ve yönetiminden sorumlu olanlar ve doğrudan üreticiler) aralarındaki güç ilişkileri ışığında açıklanacaktır. Söz konusu yaklaşımların temel varsayımları, önermeleri ve politik çıkarsamaları günümüz kapitalizminden somut örneklerle tartışılacaktır.

Salı  – 19.00 -21.00

FOTOĞRAF ATÖLYESİ

Gençer YURTTAŞ

Özgür Üniversite Fotoğraf Atölyesi, fotoğraf üretebilecek temel ekipmana sahip katılımcılara yöneliktir. Atölye kapsamında, fotoğraf alanında düşünsel altyapının geliştirilmesine katkı sağlayacak okumalar sürerken, daha önce üretilmiş örnekler incelenecek ve katılımcıların, fotoğraf yapma pratiğini geliştirecek küçük çekimler yapılarak atölyeye devam edilecektir. Özgür Üniversite Fotoğraf Atölyesi,  atölye katılımcıları tarafından belirlenecek konuların projelendirilip, çekimleri gerçekleştirildikten sonra sergilenebilecek bir hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Atölyeye kayıt için katılımcılardan bu çekimleri gerçekleştirebilecek zaman, daha önce çekmiş oldukları beş fotoğraf istenmektedir. Atölye kontenjanı 10 kişiyle sınırlandırılmıştır.

Çarşamba 19.00-21.00

Kapitalizmin Uç Beyi: REKLAMLAR

Ali ŞİMŞEK

19. yüzyıldaki ilk gazete ilanlarından 1945 sonrası modern reklamcılığa ideolojik bir bakış…

* Reklamlar bir mitoloji olarak nasıl iş görür?
* Görsel kültür oluşumunda imge despotizmi. Hedef kitle nedir?
* Reklamlar nasıl tavlamaya çalışır?
* 90 sonrası yeni küresel reklamcılık nedir?
* Reklamda gösterge stratejileri? Nasıl yalan söylenir?
* Sol ve reklamcılık ilişkisi.
* 3 saniye mühendisliği ne demektir?
* Özgürlük fetişizmi ne demektir? Reklamlar kadın ve doğayı nasıl kurgular?

4 Haftalık seminerimizde onlarca reklam üzerinden politika, ideoloji, sınıflar ve kapitalizmi konuşuyoruz. Bütün sunumlar sinevizyon eşliğinde yapılacaktır.

Çarşamba – 19.00 – 21.00 (ARALIK)

KIŞ UYKUSU’NDA EDEBİYAT ve POLİTİKA

Ayşegül DEVECİOĞLU

Son otuz yıla sanat ile politika alanlarının geçirişsizliği, bu toplumsal ifade biçimlerinin, birbiriyle ilintisiz olduğu fikri damgasını vurdu. Sosyalizmlerin yenilmesi, dünyanın mücadele, örgütlenme, dayanışma, sezgi ve akılla dönüşebileceği inancının zayıflaması, halkları, dünyanın egemenleri karşısında çaresiz bıraktığı gibi, insanın özgür, eşit ve kardeşçe yaşama isteğiyle aynı kaynaktan türeyen; var oluşunu sanat, onur, yaratıcılık ve tahayyül gücüyle zenginleştirme arzusu da derin yara aldı.

Edebiyat, neo-liberalizmin çizdiği kaotik, anlaşılması ve değiştirilmesi imkânsız dünya imgesini yeniden üreten içe dönük mırıltılara, kendi üstüne kapanan metinlere dönüştü.

12 Eylül’ün has zihniyeti, politikayı, edebiyatın bulaşmaması gereken kötü ve kirli bir şey, yazarı ise ideolojilerden ve politikadan bağımsız, bu haliyle dünyada olmayan bir varlık olarak tanımladı. Birbiriyle kuşkusuz bir ve aynı şey olmayan, birbirine indirgenemeyecek ama birbirinden kopuk olarak da hayal edilemeyecek edebiyat ve politikanın bu geçirişsizliği 12 Eylül’ün insani ve toplumsal gerçekliğinin dile gelmesinin önünde hâlâ büyük bir engel teşkil ediyor.

Seminer dizisinde bu çerçeve içinde anılan soru ve sorunlara yanıt aranacak.

Perşembe – 19.00 – 21.00

19. ve 20. YÜZYILIN BAŞLARINDA KÜRT ULUSALCILIĞININ OLUŞUMU

1. Hafta: 19. Yüzyılın Başlarından Abdulhamid Dönemine Kadar Osmanlı’da Kürtler

Alişan Akpınar / Namık Kemal Dinç
2. Hafta: 2. Abdulhamid Döneminde Kürtler

Alişan Akpınar / Namık Kemal Dinç
3. Hafta: II. Meşrutiyet Dönemi Kürt Cemiyetleri

Serhat Bozkurt / Gülseren Duran
4. Hafta: 1914 Sonrası Kürtlerin Yeniden İskanı

Namık Kemal Dinç

Cumartesi -13.00-15.00

DÜNYADA ve TÜRKİYE’DE EKONOMİK SÜREÇLERİN ve DÖNÜŞÜMLERİN YORUMLANMASI

İzzettin ÖNDER

* Dünya ekonomisi ve siyasetinin gelişimi
* Küresel kriz ve dünya konjoktürü
* Türkiye Ekonomisi ve Siyaseti
* Küresel Krizin Ekonomiye Olası Etkileri
* Küresel Kriz ve Emekçi Sınıflar
* Dünya ekonomisinin Gelişme Bağlamında Türkiye Ekonomisinin Geleceğine Bakış.

*
o TÜRKİYE’DE SİYASİ KÜLTÜR ve REJİMİN TABULARI

BURCU PEHLİVANOĞLU – ERDOĞAN AYDIN – ERTUĞRUL KÜRKÇÜ – İSMAİL BEŞİKÇİ – MEHMET TÜRKAY – SİBEL ÖZBUDUN – ŞÜKRÜ ASLAN – TEMEL DEMİRER – TOLGA ERSOY – YÜCEL DEMİRER – ZEYNEP ALEMDAR – ALAEDDİN  ŞENEL

Cumartesi 18.00-21.00

MİTOS’TAN LOGOS’A  ( KADİM BİLGELİKTE HİKMET İRFAN GELENEĞİ)

Ali Naki GÜNDOĞDU  / Galip KILIÇ

Özgür Üniversite’de bu dönem; 2001 yılından bu güne çeşitli başlıklar altında yürüttüğümüz “MİTOS’TAN LOGOS’A  …( KADİM BİLGELİKTE HİKMET İRFAN GELENEĞİ) “ismini verdiğimiz çalışmamız bir atölye  çatısı altında devam edecektir.Gördük ki bu çalışmalar günümüz insanı için, özellikle iletişimin her noktaya ulaşmasıyla tek bir zihinsel forma bürünmüş aynı tür alışkanlıklara sevk edilmiş ve hayvan sürüleri gibi güdülmeye yönlendirilmiş “bizler”  yaşama ve kendine bir “anlam” katabilmek için yine kendini kendinde ve kendini “gerçek dost”ta arama çabası ile çoğaldık;ve yine gördük ki  “Sahip olduğumuz bilgiler yaşayış biçimimizi belirler ve yaşayış biçimimiz sahip olduğumuz ve olacağımız bilgileri belirler… Bütün bu formlar ve bunun gibilerinde bulunmak derslerimizin içeriğinde bahsi geçen unsurları algılamaya engeldir ancak bu formları dışlayarak bir bilinçlilik hali elde edilebilinir. Mevlana’ nında dediği gibi “kişinin değeri aradığı şeyle ölçülür” ve amaçlar varoluşu belirler.

Bunun içindir ki insanın kendisiyle bir bağ kurabilmesi için önce mitoslarıyla bağ kurması gerekir. Demez mi ki Kitap;  İlkin “Söz” vardı.Eski Yunan dilinde söz kavramını vermek için üç sözcük vardı.Mythos, Epos, Logos.Mythos: Söylenen veya duyulan sözdür, masal, öykü, efsane anlamlarına gelir.Epos;Belli bir ölçüye ve düzene göre söylenen sözdür.Logos;Gerçeğin insan sözüyle dile gelmesidir.    Bunların arasındaki ilişkiye göz atacak olursak; Mythos, söylenen sözün, anlatılan öykünün içeriği, epos da onun doğal olarak aldığı, ölçülü, süslü ve dengeli biçimidir. Epos ne kadar güzelse, mythos o kadar etkili olur.Modern ve günümüz insanı, imge haznesini uyandırmak ve taklitçilikten kurtulmak zorundadır.Mithosdan kendini yeniden türetmemiş bir bilinç, kendi üzerine katlanıp, kendinin farkında olamaz. Bu tür bir bilinç ancak kendisine sunulanla yetinen, kendi kendinin bilincine , özbilincine varamamış bir bilinç türüdür. Bir anlamda da bilinçsizce yaşamakla eşdeğerdir.Farkındalığı yoktur.Edilgen bir yapıdadır. Oysa mythosdan kendinin üzerine katlanıp, kendini yeniden üretebilen bilinç yapısı, öz-bilinç’tir, etkin yapıdadır ve bir anlamda da (logos)tur.İnsan mitleri yaşarken, kutsal olmayan ve kronolojik özellikteki zamanın dışına çıkıp, nitelik açısından farklı bir zamana, hem en eski, hem de sonsuza dek yakalanabilecek olan kutsal bir zamana açılıp, kendi kendinin kökenine dönebilmelidir.

Söylediklerimiz aslında bir tarih sürecini kapsamakla beraber, mitolojinin tasavvuf, felsefe, bilim, psikoloji ve din ile olan ilişkilerini de içermektedir. Bütün bu konuların kavramlarının etimolojik kökenlerine indiğimizde birbirleri ile ilgisiz gibi duran sözcüklerin yeraltı kaynak gölünde buluştuklarını görebiliriz. Özcesi, atölyemizin yelpazesi oldukça geniştir vesselam.

PROGRAM

1-2  hafta giriş

3–10. Hafta:

Hint irfan ve hikmet geleneği

Hint İrfanı, meditasyon ve Buda felsefesi bu bölümde anlatılacaktır. Hint bilgeliğinde Maya ve Nirvana kavramları açımlanacaktır.

Bhagavad gita kısa bir gezinti

Tanrının şarkısı olarak ifade edilen bu kadim Hint destanı fragmanlar şeklinde okunarak  çeşitli yorumları üzerinde gezinti yapılacaktır.

11–18.Hafta:

Konfüçyüs ve Çin
Taoculukta hikmet irfan geleneği
Lao- tzu felsefesinin temel kavramlar

Kadim Çin öğretisinde “oluş-bozuluş” kavramlarının açılımı yapılacak. Şamanizm ile Çin bilgeliği arasında bağlantılar araştırılacak.
Konfüçyüs ve Lao-tzu kullanılan temel felsefi kavramlar üzerinde durulacaktır.

19–24. Hafta:

Tibet’te irfan ve hikmet geleneği

Tibet’te yaşam ,ölüm fikri ve irfan kavramları açılacak kadim Tibet hikmeti üzerinde bir gezinti yapılacaktır

Tibet kutsal metinleri

Kutsal Tibet metinlerinden okumalar bu bölümde yapılacak

25–30. Hafta:

Zen Budizm

Zen kavramı ve zen dünyasında gezinti yapılacak zen fikrinin Budizm, Çin bilgeliği ile Zen arasındaki ilişkiler tartışılacak.

Zen felsefesi

Osho’nun gözü ile Zen felsefesi anlatımı yapılacak.

KADİM BİLGELİĞİN METİN OKUMALARI

1. Fusüs hikem  adem Fassı İbn Arabi

Fusus’ül Hikem, ünlü sufi Muhyiddin Arabi’nin başyapıtı. Eserde 27 peygamber, hikmetin çeşitli yönlerinin soyut bir halden somut bir hale geçme.durumu ele alınır ve incelenir. Üzerinde en fazla açıklama yazılan bu eserin Adem kısmı okunacaktır. Arabinin tasavvuf felsefesi konusu tartışılacak yaşamı ve diğer eserkeri hakkında bilgi alışverişi yapılacaktır.

1. Mantıku’t tayr  Ferideddin-i Attar

Attar, Kuşdili veya Kuşlar Meclisi olarak da bilinen bu mesnevî tarzı eserinde, tasavvufun Vahdet-i Vücûd anlayışını anlatır. Eserde çok zengin bir sembolik dil kullanılmış ve Hakikât’i arayanlar, yani Hakikât Yolunun Yolcuları kuşlarla simgelenmiştir.

1. Bhagavad-Gita (Tanrının ezgisi)     Kadim hint destanı

Bhagavad Gita upanişad özellikleri gösteren bir kutsal metindir. İçinde mitolojik öğeler son derece azdır, kitap felsefi ve mistik yapıdadır, yoga felsefelerini de kısaca açıklar.
İnanışa göre 5000 yıl önce MÖ 3000 yılında “dünya savaşı” denebilecek büyüklükte bir savaş meydana gelir. Bu savaş iyilerle kötüler arasındadır iyi tarafta olan Arjuna, Krişna’dan yardım ister. Arjuna savaşmak istemez ve bunalıma girer. En sonunda “Bütün bu krallıklar, zenginlikler aslında geçici” der ve silahını elinden bırakarak Krişna’nın tavsiyelerini dinlemeye koyulur. Krişna da ona ebedi hakikatleri tanrısal sırları, hayatın anlamını anlatmaya başlar.

1. Tol ve erdem kitabı  Leo tzu

Bundan olasılıkla 2500 yıl önce yazılmış bir bilgelik öğretisi olan Tao The Ching Taoculuğu temel kitabıdır. 2500 yıl önce yazılmış olmasına rağmen bu öğretinin özellikle günümüz insanına önemli bir çağrısı, bir bildirisi var: İnsan doğanın karşısında bir hiçtir! Karşı çıktığı zaman yenilmeye mahkümdur. Ama doğayla uyum içinde yaşar, doğayı karşısına değil de yanına ve arkasına alırsa hem doğanın sınırsız gücünü kullanabilir, hem böyle yaparak huzuru, mutluluğu da bulur.

Tao ve Te olmak üzere iki bölüme ayrılan kitap, bir felsefi akım ve bir din olarak kabul edilen Taoculuğun temel kaynağıdır.

1. Farkındalık Osho

Ben sana bir ahlak dersi vermiyorum. “Bu doğru, bu yanlış, bu ahlaklı, bu ahlaklı değil” demiyorum. Bunların hepsi çocukçadır. Ben sana çok basit bir kriter veriyorum: “FARKINDALIK”

Eğer farkındalıkla bir şey yaparsan doğru olmak zorundadır çünkü farkındalıkla hiçbir şeyi yanlış yapamazsın. Ve farkındalık olmadan da herkes tarafından takdir edilen kimi şeyleri çok iyi yapabilirsin.
Ama ben hala ona yanlış diyorum çünkü farkında değilsin. Ve yanlış sebeplerden dolayı yapmış olmalısın. Farkındalık olmadan onların sadece gösteriş, ikiyüzlülük olduğunu biliyorum. Onlar seni yapmacık hale getirir. Seni özgürleştirmezler, seni özgürleştiremezler. Tam tersine seni hapsederler.

1. Sezgi Osho

Beden doğal bir tepki verdiği zaman, buna içgüdü denir. Ruh doğal bir tepki verdiği zaman, buna sezgi denir. Bunlar birbirine benzer, ancak çok farklıdır. İçgüdü bedene aittir ve kabadır. Sezgi ise ruha aittir ve incedir. İkisinin arasında ise uzman olan zihin bulunur. Ve zihin asla doğal tepki vermez. Zihin bilgi demektir. Bilgi ise doğal olamaz. İçgüdü akıldan daha derindedir. Sezgi ise akıldan daha üsttedir. İkisi de aklın ötesindedir. Ve ikisi de iyidir.

1. Zen yolu tasavvuf yolu Osho

İşte size aydınlanmayı gerçekleştirmiş, uçsuz bucaksız bir içsel yaşantıya, uçsuz bucaksız bir bilgeliğe erişmiş bir ustanın, Osho’nun, Zen ve Tasavvuf üzerine yaptığı söyleşilerden derlenmiş yetkin bir kitap. Kendi özünü görmek/Gönül gözünü açmak isteyip de Yol’a çıkmış yolcular için…

AKLIN YOLU BİR Mİ ACABA?

Levent SAFALI

Bu  dönem  ele  alacağımız konu    AKILCILIK ya da diğer bir değişle  RASYONALİTE. Felsefe tarihinin en  önemli tartışmalarından biri  olan “aklın bilgi üretimindeki yeri” ni  tartışacağız.

Bu tartışmanın birbirinden güçlü 3 felsefi kanadı var. Bunlardan kısaca bahsedelim.

Birinci grupda Rasyonalistler var.  “Sadece  akıl bilgi üretebilir” diyen  Parmenides, Platon, Descartes gibi klasik rasyonalistlerin yanısıra aklın “belirli bilgi türlerini doğuştan taşıdığını” söyleyen  Chomsky gibi çağdaşlara kadar büyük bir aile rasyonalistler.

İkinci grup ise Deneyciler ya da Emprisistler’den oluşuyor. Bu ekip kabaca, ancak  duyu verilerinin temelinde bilginin oluşabileceğini iddia ediyor. İçlerinde  Epikürcüler’den Hume’a kadar  bir sürü çetin ceviz var. Üstelik “ deneyi”  vazgeçilmez bir  enstrüman olarak kullanan pek çok doğa bilimini de yedeğine almış bu ekip. Yani onlarla tartışmaya kalktığınızda  “biz bilimin ta kendisiyiz” diyebilirler…  dikkatli  olmamız gerekecek.

Üçüncü grup ise “akla ziyan” bir ekip, onlara İrrasyonalistler de diyebiliriz.  “Duyular yanıltır da akıl yanıltmaz mı peki? “ demişler ve  rasyonalistlerin  emprisistlere yaptığını onlarda rasyonalistlere yapmışlardır. Biliyorum bu son kısım karışık oldu… ben en iyisi daha fazla açıklama yerine bu ekibin gözde isimlerini sıralayayım Gnostikler, Mevlana, Gazali, Nietzsche…  Bu isimleri yan yana görmek bile heyecan verici olsa gerek.

Toplam ders süresi 10 hafta,   temel kaynak kitabımız Akılcılık yazarı J.Cottingham

Pazar 18.00 – 20.00

TARİHİN TEMELLERİ ve EKOLOJİK KRİZ

Memduh IĞIRCIK

İnsanın doğayı bir üretim faktörü olarak algılayıp onu seri üretime ve aşırı kitlesel tüketime uyarlayarak sistemli bir şekilde sömürmesi, sadece doğanın tahrip olmasına yol açmamış, aynı zamanda gezegenin dengesini bozan koşulları da ortaya çıkararak, insanlığı bugün çözümü zor bir dizi sorunla karşı karşıya bırakmıştır: Ormansızlaşma, erozyon, çölleşme, küresel ısınma, iklim değişikliği…savaşların, açlığın, yoksulluğun ve marjineleşmenin yaygınlaşması gibi birbiriyle bağlantılı olan bu yıkımlar, esasen doğanın bir parçası olan insanı “doğanın efendisine” dönüştüren dramatik süreçleri de dile getirmektedir.

Bu yıkımlara her gün yenileri eklenmektedir.   Oysa insan, gerek evrimsel gerekse içinde barındığı ekosistemin bir bileşeni olarak doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Diğer bir deyişle, insan ve doğal çevresi fiziksel ve biyolojik olarak bir bütünün parçalarını oluştururlar. Doğa insansız varlığını sürdürebilirken insan doğasız varlığını sürdüremez.  Bu bağlamda çevre sorunu insanın var olma sorunudur.

Küresel bir krize dönüşen ekolojik yıkımın ulaştığı kapsam ve boyut bu konuda çözüm arayışlarına da hız kazandırmıştır. Bu nedenle, canlıların diğer türlerle ve cansız çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen Ekoloji Bilimi, matematik, fizik, biyoloji, kimya gibi çeşitli bilimlerin katkılarıyla günümüzde daha kapsamlı bir düzeye ulaşmış, ekonomik, sosyal ve siyaset alanında geniş uygulama alanlarına sahip olmuştur.

Bu sunuş yazısının sınırları içinde kısaca dokunulan konuların ışığında görülen, insanın doğayı algılamasında temel bir bakış ve anlayış değişikliğini benimsemesinin insan-merkezci bir yaklaşım açısından bile kaçınılmaz olduğudur.

Bu da insanın doğa ile olan ilişkilerinde yeni, duyarlı, kapsayıcı ve bütüncül bir yaklaşım edinmesinin zorunluluğunu ortaya koymaktadır
Seminerlerimizde insan doğa ilişkisinin ortaya çıkardığı sorunlar,  tarihsel ve sınıfsal bir perspektifle incelenecek ve tartışılacaktır.

PROGRAM:

BİRİNCİ AY

1- TEMEL KAVRAMLAR

Ekoloji, ekosistem, popülasyon, doğal denge, besin zinciri, taşıma kapasitesi işlev ve işleyişleri.

2- TARİHİN TEMELLERİ

İlk büyük değişim, buzul çağı, göçler, avcı toplayıcı toplum ve oluşan yeni dengeler.

3- TARIMA GEÇİŞ VE DOĞANIN ALT EDİLME SÜRECİ

Yerleşik topluma geçiş ve doğanın alt edilmesi, birinci tarım devrimi, insanın doğanın efendisi olma süreci, tek tanrılı dinler ve ekolojik yıkımın kutsanması.

4- İLK BÜYÜK DEĞİŞİM VE İNSANIN DOĞA ÜZERİNDEKİ MUTLAK HAKİMİYETİ

Kentlerin doğuşu, kölelik, savaş alanı ve aracı olarak doğa ve doğal kaynakların yağmalanması, bazı türlerin yok oluş süreci ve doğal dengenin ciddi tahribi.

İKİNCİ AY

1- KAPİTALİZM VE İLK BÜYÜK YIKIM

Doğal kaynakların sahipsiz mal olarak değerlendirilmesi ve bunun ideolojik kuramları, teknolojik gelişmeler, bir hammadde kaynağı olarak doğa ve doğal kaynakların yeryüzü düzeyinde yağmalanması.

2- İKİNCİ TARIM DEVRİMİ VE FELAKETİN AYAK SESLERİ

Ormanların tarım alanlarına dönüşümü, ekosistemlerin türler ve prosesler düzeyinde dönüşümü ve yok oluşu, teknoloji fetişizmi, savaş, göç ve sefaletin doğa üzerindeki baskısı.

3- ÇEVRE KRİZİNİN KÜRESELLEŞMESİ VE TOPTAN YOK OLUŞA GİDİŞ

Ekosistemlerin taşıma kapasitelerinin aşımı ve doğada yırtılmalar, küresel çevre krizi ve burjuvazinin aldatıcı çabaları, türlerin ve ekosistemlerin her düzeyde tümüyle yok oluşu.

4- BEKLENEN FELAKET

Seri üretim ve aşırı kitle tüketimi ve insanın basit tüketiciye indirgenmesi, kirliliğin ihracı, yabancılaşma ve barbarlık.

ÜÇÜNCÜ AY

1- UYGARLIĞIN PARADOKSU

İnsan doğa paradoksu ve kapitalist paradigma ve reel sosyalizmin iflası.

2- EKOLOJİK YIKIMDA GELİNEN SON NOKTA VE TİMSAHIN GÖZ YAŞLARI

Gezegende son durum ve çeşitli senaryolar, Rio ve sürdürülebilirlik aldatmacası

3- YENİ YAKLAŞIM İHTİYACI

Marksizm, feminizm, Yeşiller ve ekolojistlerin kriz tanımları ve krizden çıkış önerileri.

4- Sonuç ve değerlendirme.

Devam Eden Atölyeler

HAYAT DERSLERİ: Cengiz GÜNDOĞDU

DEVRİMLER KARŞI DEVRİMLER TARİHİ: İNSANCIL ATÖLYES ÇALIŞANLARI

Kumbaracı Yokuşu No: 57 Tünel- Beyoğlu
Tel: (0 212) 243 54 81 – (0 212) 249 12 92

www.ozguruniversite.org
e-mail:istanbul@ozguruniversite.org
istanbulozguruniversite@gmail.com

  • Soru sor

  • YAZI DETAYLARI